Nihat Behram – Darağacında Üç Fidan

Deniz Gezmiş titredi- diye işten uzaklaştırılması, dönemin baskı ve sansürünün boyutları hakkında fikir verir. 1976 yılının Mayıs’ında, üç gencin darağacında canverişlerinin dördüncü yılında, bu sis perdesi – Darağacında Üç Fidan-ın yayımlanmasıyla aralandı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın yaşamları, son günleri, son sözleri aynı kuşağın şair ve yazarı Nihat Behram’ın kaleminden kamuoyuna yansıdı. Bu yapıt aynı adla (Darağacında Üç Fidan) belgesel anlatı tarzında on sekiz gün süren bir dizi yazıdan sonra kitaplaştırılmıştır. Dizinin yayını süresince hemen her gün ağır cezalık dava ve toplatma konusu edildiğini ayrıca bir not olarak düşmeliyiz. Kitaplaşan yapıt ağır baskılara uğradı. Yasaklandı; yedinci basımının kurşun dizgileri baskı makinesinden sökülerek el konuldu. 1980 Darbesi, kitap üstündeki baskıyı daha da koyulaştırdı. Yazarı hakkındaki ağır ceza davaları sıkıyönetim mahkemelerine devredildi. 1980 yılında yurtdışına çıkmak zorunda kalan yazar tam 17 yıl sürecek politik sürgün hayatı yaşadı. Behram’ın bu yapıtı 1988 yılında -Yürekleri Şafakta Kıvılcımlar-adıyla yeniden yayımlandı. Ama başına yine aynı şeyler geldi: Yasal dayanağa gerek görülmeksizin matbaa ve yayınevi baskınları, el koymalar. Bu arada uzun süre verilen hukuk mücadelesiyle kitap hakkında beraat kararı çıktı. Nihat Behram 1996 yılında 17 yıllık sürgün yaşamından sonra yurda döndü. Yazar kitap ile ilgili 16 yıl önce verilen tutuklama kararlarına dayanılarak gözaltına alındı, ancak beraat kararının kanıtlanması sonucu serbest bırakıldı.


Öyküsünü kısaca anımsattığımız -Darağacında Üç Fidan-yine okurunun karşısında. Belgesel yönüyle yakın tarihimizin bir bölümü hakkında kamuoyunu bilgilendireceğine inandığımız bu kitap, ideolojik tasarımların dışında okura sunulmaktadır. Ülkeler çalkantılı yıllarını, hukuku ve demokrasiyi gözeten, cürümleri, kışkırtmaları, yönlendirmeleri dışlayan sivil tarih belgeciliğiyle değerlendirerek aşarlar. Bu süreçte bizzat belgeler kadar, araştırmacı yazar emeğine dayanan belgesel anlatılar da ışık tutarlar. Kitabın kendi mücadelesini içeren belgelere dayalı yeni bölümüyle bir yayıncılık hizmeti verdiğimize inanıyoruz. Okurlar, yakın tarihimizin simgeleşmiş üç adının öyküsünü izleme hakkına sahiplerdir. Adnan Özer-Hasan Öztoprak UĞRUNDA ÖLÜME GİDİLEN ŞEY KENDİNİ KARANLIKTA BİR IŞIK GİBİ HİSSETTİRİR… Öyle bir an vardır ki, bir can, bir duygunun simgesi olur. Bütünleşir o duyguyla. Anlamı derinleşir. Ölümle ikiye bölünmek istenen bir şeydir bu. Kimisi yaşatmanın saflarında kenetlenir, kimisi öldürmek için pusuya yatar; en karanlık yollarını arar can almanın. Tarih böyle oluşagelmiştir. Bir bakıma yaşama arzusuyla, ölümün çarpıştığı yerdir dünya. Toplum yasalarının anlamı da bunun içinde düğümlüdür. Kimisi o düğüm çözülmesin ister; kimisi çözülsün düğüm, toplum ferahlasın diye, can vermeyi göze alır… Sinsiliğin, çıkarın, acının, açlığın, acımasızlığın, korkaklığın, bencilliğin, açgözlülüğün, kalleşliğin, sömürünün… kolgezdiği bir dünyada her gün binlerce bebek doğmakta.

Şefkate, merhamete, doymaya muhtaç; çıkarsız, dürüst bir titreyiş taşıyan çocuklar. Ve onların büyük kesimini açlık beklemektedir; kalleşlikler, acılar, sömürü… Ve içlerinden bazıları düşünmeye başlar. Düşünür ve düşündükçe yiğitlenir, korkusuzlanır, bilinçlenir… Eğilir halkının acılarına. Umut verir. Halkın umudu bir nehre benzer. Ve o nehri besleyen sular vardır. İşte ölüm arayıcılar, bu nehrin önü kesilsin. isterler; önü kesilen nehir derinleşir, taşar; kurusun isterler bu nehir, sularını gözbağında bulandırırlar, fakat bakarlar ki, dağ su olur, gözyaşı irileşir, dağlaşır; nehre doğru yuvarlanır. Dağ diplerinde ve dağ diplerini omuzlaya omuzlaya köpürür gider o nehir… Nice isimsiz yiğitler düşmüştür bu dövüşte. Ne var ki, çoğalan acının da bir taşma anı vardır. Canlanır. Kimisi onun soluğu kesilsin ister, kimisi daha gür yaşasın diye canını canına, sesini sesine katar. O an, umudun hesap anıdır. Bir yanda halk vardır; bir yanda halkın cevherine kök salmış asalaklar. Bir yanda halkla varolan duygular; bir yandan halkın duygularına kurulan pusu.

İnançları uğruna ölümün eşiğinde bükülmeden duranları, varolalı beri tanır dünyamız. Çünkü bazı ölüler dünyanındır. Hemen her ülkede yaşandı bu, yaşanıyor, daha kim bilir ne kadar yaşanacak. Bir zamanlar Sacco ile Vanzetti ölümün karşısında bekletildi. Dünyanın kılmıştı onları, yaşadıkları şey. Amerika’da elektrikli sandalyede can verdiler. Halkın sevgisi üstlerinden eksilmedi. Çoğaldılar. İspanya’da altı gencin dökülen kanı daha kurumadı. Onları da dünyanın kılmıştı simgeledikleri şey. Kurşuna dizildiler. Halkın bağlılığı varlıklarında dalgalandı. Milyonlarca basıldı resimleri. Bir ucundan bir ucuna dünyaya uzanıp uyudular. Bilinir, nice isimsiz ölünün omuzlarında yükseldi Vietnam’da zafer.

Ve zaman zaman tümünün adına dikilerek ölümün karşısında bazı isimler, simgesi oldu bu ülkenin. Genç elektrik işçisi Nguyen Van Troi bunlardan biriydi… Doğduğunda savaş vardı; ülkesi yağmalanıyordu. Ve yağmacılar yerli çeteleri dört bir yanı tutmuştu. Halkı yıllardır direnmekteydi emperyalizme ve uşaklarına karşı. Nguyen dünyaya baktıkça kendine geldi. Halkın saflarına katıldı. Amerika Savunma Bakanı McNamara’nın öldürülmesi görevini verdi ona mücadelesi. Girişimi başarısızlığa uğradı. Vietnam’daki azgın sömürgeci güçleri denetlemeye gelen McNamara, ölümden kıl payı kurtuldu. Nguyen yakalanmıştı. İşkencelerden geçirildi. Troi’nun devrimci bilinci, yurtsever duyarlılığı, kararlılığı bir an bile geri basmadı. Üstelik halk düşmanlarının elinden kaçmak, mücadeleye katılmak için her fırsatı değerlendirdi. İki kez ellerinden sıyrıldı. Fakat ayağı kırılmış, başaramamıştı.

Yeni bir fırsatta yine kaçacağını söylemekten çekinmedi; bir de eylemlerinin suç değil, halkına bir borcu olduğunu söylüyordu. Bu iki sözden başka tek şey alamadılar ağzından. Kurşuna dizileceği günü beklemeye başladı. Yakalandığmda yirmi günlük karısı, pamuk işçisi Quyen, umut ışığının sönmemesini dileyen bir duyguyla, acı içinde Saygon sokaklarında dolaşırken, gazete satan çocukların birden parlayan çığlıklarıyla irkilmişti: -Son baskı, yazıyor… bir telefon konuşması bir hayatı kurtarıyor…- Telefon Venezuellalı gerillalardan geliyordu. Yani dünyanın bir başka ucundan. Gerillalar kaçırdıkları bir Amerikalı albayın hayatına karşılık, Nguyen’in hayatını istiyorlardı. Yani Nguyen’in kişiliğinde umudu…

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.