Serkan Özel – Sıcak Ayaz

“Ben sana ölümün kıyısında yaşama tutunmuş bir hayattan geliyorum.” HOŞÇA KALAMA’YANIM Sen, tüm olurlarım içinde tek olmayan, ben tüm olmazsa olmazlarının içinde tek olmayandım. Hayat bildiğim ellerini tutmayı beceremedim. Ömrüme takılıp düştüğünde yüreğime, defalarca ölmenin yaşamak olduğunu öğrendim. Yine de bir gün ses etmedim. Senin bildiğin doğrular içinde yanlış ben değil, benim tüm doğrularım içinde tek yanlış şendin.

Çektikçe kısalan bir nefesle seni içimde büyüttüm. Aşk susmaktır dediler. Sustum. Aşk eksilmektir dediler. Kendimi unuttum. Biliyorum gözlerinde kurduğun cümlenin yanından bile geçmiyordum. Ben terk etmenin zorluğunu yaşarken, sen en kolayını seçip vazgeçiyordun. En zor sorunun cevabını kendimde arıyordum. Söyle sevgili; ömründe çok mu yer kaplıyordum?

Senden sonra çok değiştim inan bana. Seninleyken, içim içime sığmazdı, şimdi içime sensizliği sığdıramıyorum. Kendi varlığıma katlandıkça yokluğun batar oldu. En acısı da ortada bir aşk yoktu. Dokunmayı bilmeyen ellere yokluğumu sevdirdim. Ömrümün eşiğinden takılıp da düştüğün yüreğime, senden sonra kimseleri düşürmedim.

Akima koyduğun gitmeleri, aklımdan çıkaramadım. Seni sevdim, sensizliğe katlanamadım. Yine de bir “git”ine “kal” olamadım. Beraber yaşamak için ömrüme or ve bir insanın karşı olduğu şeyi de sevebileceğini öğrendim. Zaten aşka inanmak zorundaydım. Daha önce defalarca terk etmiş olmama rağmen, kimseden gidememiştim.

Bu yüzden sen giderken, ben senin yerine de aşkın yanında kaldım. Ki değil midir aşk; son defa gelmiş bir ilk ve ilk kez gitmiş bir son gibi yalnızlığın adı. Çaresi yok bu yalnızlığın derler, kim çare arıyor ki zaten? Sen inanma böyle şeylere gidenim. Bu yalnızlığın tek çaresi, aşkı çaresizce kabullenmektir. Oysa bir roman gibi başlamıştı aşkımız.

Senin hikâyeni okurken, kahramanlığımı yüreğinde yazacak yaprak kalmadığından, hayatın ters yönde esen bir rüzgâr olup da bu aşkın kor ateşi gibi söndürdüğünden, beni de kül diye bu yalnızlığında üşüttüğünden habersiz. Şimdi geriye ne aşkın iz bıraktığı biz, ne de bizim başrollerini paylaştığımız aşkımız kaldı. Sebepsizce yaşandı ve bitti.

Senden sonra öyle çok şey öğrendim ki gidenim. Mesela, bir insan her şeyim dediği bir insanın hayatına, kendini bir “hiç”miş gibi sığdırabiliyormuş. Ki ben, bugüne kadar kimsenin yokluğuna sarılmamıştım. Ben, varlığımdan uzaklaşmasın diye, kendimi içimden kalbimi ona birakarak terk etmemiştim. Zor değildi yokluğun, ilk günleri saymazsak.

En başta öğrenemiyorsun, kendini bir yerlere koymaya çalıştığında yokluğuna düşeceğini, yaşamak için bir şeyler yaparken, sonuna geldiğinde ölümün sensizlik adını aldığım. Sonra bıraktığın boşlukta dönüp dolaşıp kendine varıyorsun.

Yokluğunun hatasını, varlığından sorguluyorsun. Kendinde olmayışına duyduğun nefret, sende olmayan sevgiden çok olsa bile, kalbini affediyorsun. Sende olamamanın zorluğuna alıştıktan sonra susuyor ve suskunluğunu büyüttükçe sen de uzaklaştığının farkına varıyorsun. Anlıyorsun ki, anlatmaya çalıştığın aşk, senin başkalarına varışında terk etmenin de sonunu getiriyor.

Ve her terk etme, zamanla başka bir aşka dönüşüyor. Şimdi, sen bana bir ömür, başkalarını her öpüşünde, üşüyen bir gönül borçlusun. Bunları alacaklarımdan düş. Ben artık sensiz de iyiyim. Biraz hatırım kaldı sevmelere, bir de halim yok artık yeni gitmelere.

Kalamamak değil gidememekmiş aşk. Haline şükretmediğin sürece mutluluk hep eksik kalır. Yalnızlığı uçurumdan itmezsen özgürlük kanatlanmaz. Bir kadın için ağlayan erkek hiç görmedim hepsi adamdı. Ayrılığa karşı güçlü görünmezsen yalnızlık peşini bırakmaz Alfabe dediğin üç harfi eksik suskun bir cümle eksik olan ne “senesin ne de “ben” bu cümlede eksik olan “Aşk”tı “Biz” bahane.

Bilirsin aşkı yazmak için sana ihtiyacım yok ama okumak için, gözlerine ihtiyacım var. Yüreğinin sesini bu kadar kısarsan, gözlerimi duyamazsın. BİR ADIM KADAR DÜNYA YAR ARAMIZDA Bir zamanlar dünyam dediğim gözlerini, şimdi başkaları ile kirleterek mi beni öldüreceksin? Sen başkaları ile mutluluğu paylaşarak yaşamayı göze alırken, her sabah yeni günün katili gözlerimdeki sensizlik oluyor. Hayatta bile kalamıyorum, sende kaldığım kadar.

Şimdi öyle karanlıktayım ki… Gözlerimi kapattığım kadar yakınsın bana. Ve gözlerini kapattığında başkalarını gördüğün kadar uzak. Bir adım kadar dünya var artık aramızda. Senin, başkalarının yalanına bahar olduğunu görüp de, gecelere kendimi öldürtmek de koymuyor, içimde sana yanarken, dışımda kendime üşüdüğüm kadar.

Zaman da unutturmuyor, seni hatırlarken kendini unutturduğu kadar. Dinlediğim hiçbir şarkıda adın geçmiyor. Ama ben, “sen” diye eşlik ediyorum tüm sözlerine. Takvim yaprakları her gün biraz daha eskitiyor bizi. Rabbim diyorum; ya bana sabır ver onu unutmam için, ya da onu bana tekrar ver kendimi hatırlamam için. Zor geçiyor da, zor kadar geçmiyor sensiz bu yeni gün dediğin.

Başkalarının kahramanlığında hikâye olmak yerine, senin hikâyende ölen ben oluyorum kahraman olmak için. Peki, şimdi sen söyle bana sevgili; insan hiç yanarken üşür mü? Kendisinin söneceğini bile bile başkasına yanmayı göze alır mı? Yüzümü nereye dönsem, yokluğun geçiyor gözlerimin önünden. Sırtımı nereye dayasam, yokluğun.

Düşüyorum ve kendimden uzaklaşmak biraz daha canımı acıtıyor. Ömür denen şeyi ölüm diye yaşıyorum. Hayata senin adınla seslenmeyi düşünürken, sensizlik hayatı ölüm diye susturuyor. Biliyorum, geriye kalan mutluluk da sensin, geride kalan mutlulukta. Bana baktığında göremediklerini, görüp de görmezlikten geliyorum. Bir yanlışın olup da, tüm doğruları tekrar sana getirmek istiyorum. Oysa bu hayat sınavında aşk sorusunun cevabı bendim.

Boş bıraktın ve benden geçemeden, bende kaldın. Şimdi hatırına gelmek ve geldiğimde sende nasıl olduğumu bilmek istiyorum. Kendime bir yabancı gibi uzağım. Sen, bir başkasına baktığında aşkı da göremeyeceksin artık, bunu da biliyorum. Tek isteğim, giderken kulaklarımdan sesini de götür. Çünkü ben artık sensiz de aşkı duyabiliyorum. Yüreğin çok kalabalıktı ses etmedim. …..

Bir elma kurtlu çıktı ise diğerlerine de bakarak yersin. İnsanlar da böyle işte. Biri çürük çıktı mı diğerlerine de zor güvenirsin. Kalbini kırıyor diye üzülme belki de hak etmediği yerden çıkmaya çalışıyordun Nerelisin diye sorma içindenim işte içinden.

Yüreğinde kanayacak yer kalmadığında, başkalarının kurumuş yüreğinde güneşlenmek ne demektir bilir misin sen? Öyleyim işte şimdi. Başkalarının üşüyüşlerinde ısınan, bir o kadar da ısındıkça üşüyen biri oldum bitikmiş kendimsizlikleri yitirdiğimde.

Zor olan ben değildim imkânsız olan seninle aşktı. Telefon numarasını silmek zor olmadı belki ama gözlerimi hiç sessize alamadım. En çok neyimi özledin diye sorma sevgili bilirsin işte en çok şendeki beni özledim. BANA ÇIKMAYAN HİÇBİR YOL, YÜRÜMEDİĞİNİ GÖSTERİR SEVMEYENİM

Beni bir yabancıyı sever gibi mi sevdin sevmeyenim? Yoksa en iyi tanıdığın kişiyi bende yabancılaştırmak için mi? Anlayamadım. Nasıl bu kadar çok sevdiğimi anladım da, nasıl bu kadar çok seviyorum derken, gittiğini anlayamadım. Geç öğreniyor insan, hayatın aldıklarını, vermek istememenin yalnızlık olduğunu.

Bir bedene iki yürek sığdırmaya çalışmakmış aşk, bilemedik. Zaman dediğimiz Şey; bugüne dün kadar uzakken, yarınları hayallerde yaşamaya çalışmakmış. Bunu da bilemedik. Ben gözlerimden sensizliği silmek ne demekti önceden bilmezdim. Bu kadar canım acısa da, isyanlarıma adını gizlemezdim. Bazen insan, içinde birilerini büyüttükçe, küçüldüğünü fark ediyor. Birine kendinde ne kadar çok yer verirsen, yer verdiğin kendinde seni o kadar kabul etmiyor.

Eskiden böyle değildim. Bir uçuruma düşmekten kurtulmanın tek yolunun, yine kendime tutunmak olduğunu bilirdim. Şimdi bu aşk denen uçuruma neden düştüğümü bilmesem de, tekrar ayağa kalkabilmek için ellerine ihtiyacım olduğunu biliyorum. Peki ya sen sevmeyenim? Neden bir yerde olmak varken, yerle bir olmamıza izin verdin? Sevmeyenim!

Öyle zor ki yaşanmış anıların üzerini bir ömürle kapatmaya çalışmak. Öyle tanıdık ki acı, her baktığımda kendimi görüyorum. Ama biliyorum ki: Bitmemiş bir aşk, başlayacak yeni sevdaların da en baştan sonu oluyor. Aşkı bir gün hiçe sayıp gidenler, gün gelip başka bir aşkta hiçe sayılırlar.

Arkasını dönüp uzaklaşanlara, koşarak varılmaz. Kural böyledir. Sende bir parçasını bırakmayanlar, seni tamamen götürür. Sevmeyenin en dürüst davranışıdır bu, “her zaman seninle yürüyor gibi yapıp, gitmek istedikleri yere varınca, sana eşlik etmeyeceklerine inandırırlar.

Bana çıkmayan hiçbir yol, yürümediğini gösterir sevmeyenim. Oysa aşk için, varamayacağım bilerek yorulmadan yürümeyi göze alman gerekirdi. Sen aşktan kurtulmanın yolunu gitmekte bulurken, kendime nasıl geleceğimi bile unutturdun. Şimdi benimle eksiltemediğin o yollar, başkaları için giderken, seni kendinden uzaklaştıracak.

PDF Kitap İndir

Abone ol
Bildir
guest
Yazmasanız da olur ama yazarsanız size verilen cevaplar için bildirim alırsınız.
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments