Thomas Hobbes – Leviathan

İngiliz filozof ve siyaset kuramcısı Thomas Hobbes’un (1588- 1679) başyapıtı kabul edilen Leviathan, özellikle, bir “din ve dünya devleti”nin oluşturulmasında bireyler arası toplumsal sözleşmeye verdiği önem ve ahlak kurallarını tamamen laik ve doğal bir temele oturtuşuyla dikkat çeker.

Hobbes, 1651’de yayımladığı bu kitabında, “Tanrı’nın buyrukları” olan doğa yasalarından yola çıkarak, ideal devletin oluşturulması yollarını gösterir; ayrıca hem dinsel, hem de toplumsaleğitimsel gerekçelerle çağının üniversite sistemine eleştiriler yöneltir. Leviathan, Batı siyaset biliminde Machiavelli’nin Hükümdarı ölçüsünde önemli bir başyapıttır.


Aimez donc la raison; que toujours vos écrits Empruntent d’elle seule et leur lustre et leur prix Nicolas Boileau Boileau, Klasik tarzın birinci ilkesini (Odžyleyse aklı seviniz; yazılarınız hep / Hem ışıltılarını, hem de değerlerini ondan alsınlar) böyle koymaktaydı.

Ama Klasisizm bir geceden ertesi sabaha oluşmamış ve ortaya çıkmamıştır. Hobbes ’un yaşadığı ve eserlerini verdiği dönem (1588-1679), Klasik tarzın belirmesine ve pekişmesine tanık olmuştur. Daha açık bir ifadeyle, Thomas Hobbes, Rönesans ile Aydınlanma arasındaki geçiş, fermantasyon ve bağlantı dönemine rastgelmiştir.

Rönesans, bireyi keşfetmesine karşılık, Machiavelli’nin hemen her zaman yanlış anlaşılan Hükümdar’ında altını çizmesine rağmen, ne modern ulus kavramına, ne de modern ulus-devlet oluşumuna ulaşabilmiştir. Bu kavramların oluşması için, alet kutusu yeteri kadar donanımlı değildir. Bu eksiklikleri, Aydınlanma ’ya giden yol üzerindeki bu ara dönem veya mutlaka bir ad vermek gerekirse, “aklın keşfedildiği dönem” tamamlayacaktır.

Tıpkı, bu adı ilk taşıyanının da yaptığı gibi, kopuşu bu “Orta Çağ” sağlayacaktır. Tarihi öyle yol almıyor olmakla birlikte, sahne ışıklarının üzerlerine çevrildiği kişiler, bu dönemin tiyatrosu hakkında kabaca bilgi verebilirler.

Odžnce bu dünyanın uluları. Inǚ giltere’de “Büyük Kraliçe” veya “tatlı Bess” adlarıyla anılan, Mavi Sakal’ın cisimleşmiş biçimi olan babası VIII. Henry’nin rahle-i tedrisinden geçmiş I. Elizabeth; önce İskoçya, sonra İngiltere kralı olan I. James, kafasını cellada teslim eden Charles ve Ikǚ incisi, ve her ikisinin döneminde birer iç savaş. İspanya’da ünlü Charles Quint’in “temkinli kral”

Unvanlı oğlu II. Felipe ve onun ardından III.’sü ve Velazquez ile iϐlasların ünlükıldığı IV.’sü. Fransa’da Catherine de Medicis, Valoisların sonuncu kralları olan üç oğlu, Paris uğruna din değiştiren IV. Henri, Richelieu ve Mazarin, onlarla birlikte, önce gölgede, sonra önde Louisler, XIII.’sü silikçe, XIV.’sü iki kardinalden kurtulduktan sonra aşırı parlak, güneş kadar parlak. Sonra devirlerini geleceğe aktaranlar, çağlarının tanıkları ve yargıçları.

Inǚ giltere’de Shakespeare ve yalnızca o. Itǚ alya’da Tasso, Bernini, Galileo, Giordano Bruno, Vanini ve Campanella. Isǚ panya’da Cervantes, Lope de Vega, Calderon, El Greco, Velazquez, Murillo. Flandre’da Rubens, Van Dyck. Ve Fransa’da Montaigne, Corneille, Poussin, Bodin ve Descartes. Nihayet, Polonyalı Copernicus, Çek Kepler ile Hollandalı Hugo Grotius ve Rembrandt. İngiltere’de parlamento ile taç arasında;

Fransa’da protestanlarla katolikler arasında iç savaş. Alçak Udžlkeler ayaklanması ve Hollanda’da cumhuriyet ilânı. Atlantik devrimlerinin ilki ve köhne İspanya’nın çöküş sürecine girmesi. Ulus-devlet bu hercümerç içinde ortaya çıkacaktır; zaten bu karmaşa, onun doğum sancısıdır. XI. yüzyıldan itibaren başlayan, XVI. yüzyılda hızlanan süreç içinde, kapitalizm önce belirmiş, sonra kendini kanıtlamıştır;

Hobbes’un döneminde ise, ana varoluş koşulu olan ulusal pazarı inşa etmektedir. Inǚ giltere, küçüklüğünün ve adasallığının da yardımıyla, bu oluşumun başını çekmektedir. Odžyleyse, yeni ekonomi yeni siyaset olduğundan, eski siyasal seçkinlerin tasϐiyesi gerekmektedir. Çoğu zaman olduğu gibi, bu noktada da iktisat siyaseti öncelemiştir. Yani, kapitalizm ekonomik alanda feodaliteyi tasϐiye etmiştir, ama kapitalistler feodalleri siyaset sahnesinden silememişlerdir.

Inǚ giliz iç savaşları, bu dengesizliğin bedeli ve sonucudurlar. Düşünce alanında, Rönesans fermantasyonu esnasında belirmeye başlayan ve el yordamıyla tanımlanmaya çalışılan düşünsel aletler, artık kavramsallaştırılma noktasına gelmişlerdir. Yani felsefe artık sözünü söylemektedir. Kartezyen kuşkuculuk aklı öne çıkartırken, doğal hukuk öğretisi Hugo Grotius’la zirvesine ulaşmaktadır.

Machiavelli ve Bodin tarafından geliştirilen ulusal ve mutlak devlet doktrini, artık birçok cephede taraftar bulmaktadır. Galileo ve Kepler’de ifadelerini bulan cisim ve hareket çevreleri, Newton ve Einstein’a giden yolu döşemektedirler. Bütün bunlar, Hobbes ’un eserini hem oluşturmakta, hem de açıklamaktadırlar. Hobbes’un ilk kez 1651 ‘de yayınlanan Leviathan adlı eserinin iç kapak resmi, ülkenin uϐkundan itibaren doğmakta olan, çok büyük boyutlardaki bir kralı temsil etmektedir.

Yakından bakıldığında, bu kralın birçok insandan meydana geldiği görülmektedir. Bir vatandaşlar topluluğunun simgesi (commonwealth) olan bu kralın bir elinde kılıç, diğer elinde bir meşale bulunmaktadır. Eski Mısır ϐiravunlarının bir ellerinde kamçı, diğerinde kancayla temsil edilmeleriyle yakın bir benzerlik gösteren bu simgeselleştirmenin atıf noktası, ilahi devletlerinkinden çok farklıdır.

Odžncelikle, Hobbes ’un Leviathan’ı bir yurttaşlar şirketinin (commonwealth, res publica), bu şirketin kurucularının karşılıklı anlaşmalarının sonucu ortaya çıkmıştır. Yani kökeni tanrısal değil, insanidir. Hobbes, Leviathan ’ı toplumsal sözleşmenin ürünü olarak sunarken, siyaseti tanrı katından insan katına indirmekte ve Rönesans bireyselliğini ulusal bireysellik haline getirme konusunda bir adım daha atarak, klasik ulus-devlet anlayışına yaklaşmaktadır.

İkincisi, Hobbes’un Leviathan’ının elinde tuttuğu kılıç, bireyi toplumsal sözleşme yapmaya yönelten en temel ihtiyacının, yani güvenlik ihtiyacının garantisidir. Hobbes bir ütopyalar çağının çocuğu ve ürünüdür. Yurttaşı ve bu türe adını veren eserin sahibi Thomas Morus bir yana, Campanella gibi daha birçok ütopyacı bu döneme damgasını vurmuştur. Her ütopya, bir cennet veya bir cehennem senaryosudur ve modelini, haritada terra ineognita diye gösterilen yerlerden alır.

XVI. yüzyıl ütopyalarının terra ineognita’sı Amerika olmuştur, tıpkı daha önceki yüzyıllarınkilerin bilinmeyen Asya olduğu gibi. Aydınlanma’nınkiler ise Güney denizleri ve Afrika olacaktır. Geçiş dönemi insanı olan Hobbes’un zamanında, Amerika artık yeteri kadar tanınmakta ve incognita’lıktan cognita’lığa geçmekte, ama buna karşılık Güney denizleri ve Afrika henüz hayallerde bile yer almamaktadır. Hobbes ’un ütopyasının atıf noktası olan doğal durum soyutlaması, bir cehennem tasvir etmek zorunda kalmıştır.

Eşit, ama güvenlikten yoksun insanların ortamı, tek başına ve toplumdan yoksun insanların âlemi, “homo homini lupus”. Hobbes’un, bu başlangıç noktasından hareketle, toplumu tanımlamak üzere elinde tek bir alet bulunmaktadır. Orta Çağdan gelme sözleşme kavramı. Odžte yandan, doğal duruma içkin güvensizlik de, feodal siyasal atomizasyona yapılan bir göndermedir.

Veya şöyle söylemeliyim, Hobbes’un doğal durumu, feodalitenin allegorisinden başka bir şey değildir. Bu iki unsurun birleşmesiyle, Hobbesgil toplumsal sözleşme teorisi inşa edilecektir. Inǚ sanlar anarşi ve güvensizlikten kurtulmak üzere, yani feodal kişisel bağımlılık ilişkilerinden kurtularak, modern devletin gayrişahsi ilişkilerini kurmak üzere, özgürlüklerinden vazgeçmekte ve devleti kurmaktadırlar.

Ama burada vurgulanması gereken iki noktadan biri, Hobbes’un ana kavramının doğal yasadan çok doğal hak olmasıdır. Bu, esas olarak, insanın varlığını sürdürme hakkıdır. Hiçbir insan, eğer kendi güvenliğine aykırı görüyorsa, doğa yasasına uymak zorunda değildir. Doğa yasaları tanrının emri olduğuna göre, insan buna uymama hakkını kendine alarak, bir yandan siyaseti kurmakta, öte yandan da sivil toplumu inşa ederken, yönetim olgusunu laikleştirmektedir.

Altı çizilecek ikinci nokta ise, sözleşmeye taraf olmayan Leviathan’ın ölümlübir tanrı olmasıdır. Sözleşmenin feodal uygulamadan gelen bir kavram olması, böylesine bir düzey farkını zorunlu kılmakta, ancak ölümsüz tanrının dünyevi alandan uzaklaştırılarak, yerine ölümlü bir tanrı ikame edilmesi, devletin sivil ve dünyevi kimliğini öne çıkartmakta, onun böyle yapılanması gerektiğini iddia etmektedir.

Leviathan’ın elinde tuttuğu meşale ise, uzaktan Aydınlanma’nın “aydın despot”unu haber vermektedir. Hobbes’un siyasal açıdan bir mutlakiyetçi olduğunu söylemek âdet olmuştur; bu yanlış değildir, ama önerme bu haliyle eksik kalmaktadır; çünkü düşünür aynı zamanda ve bizatihi bu tutumundan ötürü, liberalizmin kurucuları arasında yer almaktadır. Siyasal ve ahlâki kurumların varoluş nedeninin ve ilk varoluş ödevlerinin vatandaşların güvenliğini sağlamak olduğu konusundaki ısrarı, onun hareket noktasının birey olduğunu göstermektedir. Ancak, birey tek başına yalnızca özgür olabilmekte, güvenli olamamaktadır.

Burada devreye, Galileo’nun mekanik alanındaki vargılarından etkilenmesi sonucu, her şeyi hareket ve beden terimleri içinde açıklama gayreti girmektedir. Birey esastır, ama bireyin sürebilmesi için beden haline gelmesi gerekir. Leviathan, bireyin bedenselleşmiş biçimidir. Ama bu aynı Leviathan, yapay bir bedendir. Zaten toplumun bizzat kendi de, bireyin mal ve hizmet mübadelesinde bulunabileceği ortamı yaratmak üzere varolan, yapay bir bedendir.

Hobbes, tam bir Orta Çağ ve dolayısıyla feodalite karşıtıdır. Bu bağlamda, Orta Çağ ideolojisinin başlıca mimarı olan Kilise’yle de anlaşmazlık içindedir. Inǚ sanın doğa tarafından eşit yaratılmış olduğu iddiası, Hıristiyanlığın, insanı tanrının ve eşitsiz yarattığına ilişkin tabakalar teorisiyle tam bir zıtlık içindedir.

Keza, Hıristiyanlığın dünyevi iktidar ile ruhani iktidarı, kılıç, dua ile emeği farklı tabakaların ödev ve görevi olarak kuran öğretisine karşılık, Hobbes egemenliğin bölünmez ve mutlak olduğunu koymakta, bu doğrultuda Kilise’yi egemene bağlayarak, papalıktan ayırmak istemekte, böylece onun feodal bir güç odağı olmasını engellemeye çalışmaktadır. Hobbes’un devleti bir Leviathan’dır, ama hiç kimse bu Leviathan’ı sevmek ve ona tapmak zorunda değildir.

Böylece, Hobbes siyasal düşünceler tarihinde, Kutsal Devlet inancını kırma konusundaki ilk doruğu temsil etmektedir. Onun devleti yarar fonksiyonuna indirgenmiştir; kendi için varolmaktan çıkmıştır; bireysel güvenliğe hizmet etmek zorundadır. Bu durumda, Hobbes öğretisine ilişkin en engebeli görüntü, onun geleneğin gücünü, ilk kez bir rasyonalizm ile kırmaya başlaması çerçevesinde ortaya çıkmaktadır. Mehmet Ali Kılıçbay

PDF Kitap İndir

Abone ol
Bildir
guest
İsim yazmadığınız yorumlar "Anonim" kullanıcı adıyla yayınlanır.
Yazmasanız da olur ama yazarsanız size verilen cevaplar için bildirim alırsınız.
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments