Louis Althusser – İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları

Althusser’in Marksist teoriye en önemli katkılarından biri, hiç kuşkusuz, “Devletin İdeolojik Aygıtları” adlı teorik metnidir. Marksist filozof bu yazısında klasik felsefenin ezelî “ruh-madde” karşıtlığının dışına çıkıyor ve “ruh”u ya da “düşünce”yi, maddenin belirli ölçüde çarpıtılmış bir yansıması değil, toplumun somut pratikleri ve aygıtları içinde oluşan, maddî bir nesne olarak tanımlıyor. Bu tür bir ele alış, “ide-oloji”nin, sınıf mücadelesinin özgül bir alanı olduğunu önermekte ve ideolojinin klasik tanımlarını geçersizleştir-diği gibi, politik mücadele anlayışına da yeni ve önemli bir boyut kazandırmaktadır. 1990 yılında hayata veda e-den Fransız düşünür Louis Althusser’in İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları adlı kitabı, Türkiye’de ilk kez yayımlandığı 1978 yılından bu yana geniş ilgi gördü. Althusser’in yayınevimizce çıkarılan bu derlemesindeki üç yazının kendi aralarında bir bütünlük oluşturduğu kanısındayız. Bu bütünlük, yazıların konularından, dolaysız çerçevelerinden çok, hepsinin altında yatan ortak bir sorunsala dayanıyor. Her üç yazının da “ideoloji” konusunu inceleyen teorik metinler olduğunu söylemek gerekir. Yazıları birbirine bağlayan ortak sorunsal ise, Sovyet devriminin sosyalizmi kurmakta başarısız ya da yetersiz kalmasının derinde yatan nedenlerinin araştırılmasıdır. “İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları”, yazarın, ideolojiyi maddi bir pratik, kendi etkileme alanında belirleyiciliği olan bir pratik olarak ele almasının teorik açıklaması ve savunması. Bu teorik tezlerin ardında, Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin kuruluşu çabalarının gözlemi yatıyor. Yeni ekonomik örgütlenme, yeni politik örgütlenme, buna karşılık, kitle ideolojisinin dönüştürülmesinde çabalar yetersiz. Sonuç, sosyalizmin kuruluşunda ciddî eksiklikler. Bunun altında yatan neden ne olabilir? Althusser’e göre, üstyapının bir “gölge – fenomen” olarak kavranması; yani, değişen altyapının kendine uygun üstyapı kurumlanın otomatik biçimde ve zorunlu olarak üreteceği inancı. Üstyapının görece özerkliğim görmeyen ve onu altyapının bir yarı-dolaylı işlevine indirgeyen bu anlayışın adı “ekonomizm”. Daha kısa olan öbür iki yazısında bu “ekonomist” anlayışın iki görünümünü ele alıyor Althusser.


“Marksizm ve Sınıf Mücadelesi”nde, Kapital’in, Marksist teorinin neye indirgendiğini araştırıyor: Devrimci, dünyayı dönüştürmeye yönelik bir teoriden, bir burjuva ideolojisi olan ekonomi-politik “bi-lim”ine indirgenişini. Dominique Lecourt’un Lyssenko üstüne kitabına yazdığı önsöz olan sonuncu metinde ise Sovyetler Birliği’nin temsil ettiği sosyalizm anlayışına kesinlikle karşı çıkarken, indirge-meciliğin bir başka türlüsünü ele alıyor. Birincinin “determi-nistyekonomist” özelliğine karşılık bunun da, aynı eğilimin tamamlayıcısı olan “volontarist” sapma olduğu söylenebilir. Stalin döneminin Lyssenko uygulaması, burjuva ve sosyalist bilimleri ayırma bahanesiyle ortaya atılan “iki bilim teorisi” yoluyla bilimin ideolojiye ve her ikisinin pragmatik parti politikalarına indirgenmesini anlatıyor. Alhusser’in ideoloji konusunu Marksist teorinin bir nesnesi haline getiren “İdeolojik Aygıtlar” incelemesi birçok bakımdan ilginç ve önemlidir. Burada öne sürülen tezlerin, yazarın Marksist teoriye en önemli katkıları arasında olduğunu söyleyebiliriz. Bu incelemeyi yapmakla Althusser Mark-sistlerin ciddî bir şekilde ihmal ettikleri -ve bu ihmalin çok açışını çektikleri- bir alanı dikkatimize sunuyor. Althusser’-den önce bu konuyu en ciddî biçimde ele alan Marksist düşünür Gramsci idi. Ancak Gramsci’de de bağımsız bir ideoloji teorisi yoktur. Çok parlak, çok düşündürücü gözlemler, bir de, yazdıklarının tümünü derinden belirleyen sorunsal olarak ideoloji kavramı vardır. Althusser’in tezleri Gramsci’nin açtığı yolda azımsanamayacak bir ilerleme sağlıyor. Althusser’in ideoloji teorisini kısaca gözden geçirelim. İdeoloji, toplumsal formasyonu meydana getiren üç ana düzeyden biridir (ekonomik, politik ve ideolojik düzeyleri). Bir “toplumsal düzey”, bir pratiğe bağlıdır: Ekonomik düzeyde doğa toplumsal ilişkiler içerisinde dönüştürülür, ekonomik pratiği tanımlayan budur; politik pratikte, söz konusu toplumsal ilişkiler dönüştürülür (politik pratik, bu dönüştürmeyle tanımlanır); ideolojik pratikte veya düzeyde ise, insanın kendi hayatıyla yaşayan ilişkisi demek olan ideolojik tasarımlar dönüştürülür. Şu halde ideoloji, klasik/ortodoks/ekonomist anlayışta olduğu gibi, ekonomik pratiğin bir uzantısı değil, bir gölge – fenomeni değil, son kertede ekonomik pratikle belirlenmekle birlikte, kendi özerk belirleyici etkisi olan, maddî bir pratiktir.

Bunu söylemekle Althusser, klasik felsefenin “madde – fikirler” ikileminin dışına çıkıyor. Bu ikilemin “maddeci” yorumu bile, fikirlerin son analizde maddenin yansıması olduğunu öne sürmek durumundadır. Yansıma, ama çarpık bir yansıma. Örneğin, Feuerbach’ın dini açıklaması gibi. İnsan, kendi maddî özlemlerim tepetaklak kavrayarak, bir ötedünya inancı, bir din yaratıyor. Demek ki dinde gördüğümüz, İnsanî (bu bağlamda “maddî”) olanın tersyüz edilmiş şeklidir. Althusser’e göre ise fikirler bu klasik anlayışta olduğu gibi “maddenin soyut yansıması” değil, kendileri maddî olan şeylerdir. Çünkü kendileri somut ve nesnel olan “dil”, “ayin”, “aile hayatı” gibi toplumsal pratikler içinde yazılıdırlar ve bu pratiklerle belirlenirler. Bu bakımdan nesnenin kendisi ile nesnenin bilgisi arasında farklılık vardır. Buraya kadar söylenenlerden dolaysız bir sonuç, politik “Ey Müslüman”, “Ey Türk”, “Ey İnsan”, “Ey Proleter” veya “Ey Sosyalist”. Ve bütün bu adlarla çağrılanların hayatta birbirinden ayrı somut pratikleri, kimlikleri vardır. Çağrıldıkları ad, bir bakıma bu pratiklerin, bu kimliğin özetidir. Söz konusu pratikler, ideolojinin büyük harfli Öznesi altında (“Allah”, “Türk Milleti” v.b.) hiyerarşik biçimde yapılaşmıştır.

Büyük harfli Özne, bu pratikler arasında uyarlılık yaratır: Bugünkü ortamda bir “Müslüman” namaz kılar, oruç tutar, ama aynı zamanda alışverişini belli bir dükkândan yapar, belli bir politik partiye oy verir, kendi edebiyatı, kendi sineması, kendi yemekleri, ailesine verecek kendi öğütleri’ v.b. vardır. Bunların hepsi, o ideolojinin belirli “Allah” yorumuyla uyarlı olmak zorundadır. Bu örnekte, ekonomik, politik ve ideolojik düzeyleri uyar-lılık ve bütünlük gösteren bir hayat tarzından söz ettik. Şüphesiz bu ancak özel anlarda, dönemlerde olabilecek bir şey. Gerçekte, bütün bunlarda sürekli bir değişim söz konusu olduğu, ayrıca her düzey kendi özerk gelişmelerini gösterdiği için, aslolan bu uyumdan çok uyumsuzluktur. “Sıkmabaş” adıyla anılan ve oldukça yeni türemiş kadın tipini düşünelim. Müslüman ideolojisinin kadına verdiği ikinci ve tabî rol, bu ideolojiye göre, Batıcı kopyacılığın saldırısına uğramış ve bozulmştur. Müslümanlığın bugünkü “diriliş”inde, konuya militanca giren bazı kadınlar en göze görünür düzeyde, yani giyim kuşamda, bu sıkmabaş modasını uygulayarak tepkilerini gösteriyorlar. Ama aynı anda, militanca girdikleri için, Müslümanlığın kadına verdiği rolün dışında bir yerde duruyorlar. Bu sistem içinde beliren çelişkidir. Nereye varacağı, hattâ bir yere varıp varamayacağı konusunda şimdiden bir şey söylenemez; ama bir değişimin potansiyeli vardır burada. Bunun gibi ekonomik veya politik düzeylerde sisteme uymayan birçok yenilik belirebilir, ama bunlar aynı ideolojik kalıplar içinde yumuşatılabilir, gizlenebilir. Çelişkilerin varlığı, ideolojinin varlığını tehdit etmez – çelişkisiz ideoloji zaten yoktur.

Yeter ki, söz konusu ideolojinin ekonomi/politik temeli çeşitli özlemleri kendi sistemi içinde eklemlendirmeye yetsin. Ama hayatın içinde olan bir değişiklik, ideolojiyle gerçeklik arasındaki birikmiş çelişkileri birdenbire patlayıcı bir noktaya getirebilir. İşte bu noktadan soma sınıf mücadelesinin geneli içinde ideolojik mücadelenin önemi son derecede artar.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.