Freud, Jung, Adler – Psikanaliz Açısından Edebiyat

Dostoyevski’nin karmaşık kişiliğini dört ayrı yönden ele alabiliriz. Dostoyevski, yaratıcı bir sanatçı, nevrozlu bir hasta, bir ahlâkçı ve günahkâr bir kimsedir. Bu şaşırtıcı karmaşıklığın içinden çıkmak pek kolay değildir. Yaratıcı sanatçılığı en az şüphelenilecek yanıdır. Çünkü Dostoyevski sanatçılık bakımından Shakespeare’- in hemen arkasında yer alır. Karamazof Kardeşler ile hiç bir roman boy ölçüşemez. Dünya edebiyatının en yetkin örneklerinden biri olan «Büyük Engizisyoncu»yu ne kadar evsek azdır. Yaratıcı sanatçı sorunu karşısında psikanalizin, silâhlarını ne yazık ki bir yana bırakması gerekiyor. Oysa, Dostoyevski’nin ahlâkçı yanını irdelemek çok daha kolaydır. Ahlâkın doruğuna erişebilmesi için herhangi bir kimsenin korkunç günahlar işlemesi gerektiğini ileri sürerek Dostoyevski’nin büyük bir ‘ahlâkçı olduğunu söylemeğe kalkarsak, ortaya çıkacak bir şüpheyi görmezlikten gelmiş oluruz. Ahlâklı kimse, şeytana uyduğunu anlar anlamaz, direnen ve kendini kurtaran kimsedir. Bir yandan günah işleyen, öte yandan pişmanlık duyduğu zaman ahlâksal kurallar ortaya koyan bir kimse işi kolayından alıyor demektir. Böyle bir kimse, ahlâk hayatının özünü, yani vaz geçişi gerçekleştirmemiş sayılmalıdır. Çünkü ahlâksal bir davranış her şeyden önce pratik bir insancıl değer taşımaktadır. İşi kolayından alan kimse, eski çağların barbarlarına benzer bir davranış tutturmuştur.


Eski çağ barbarları, önce adam öldürüyor sonra pişmanlık duyuyorlardı. Böylece, pişmanlık duymak insan öldürebümeyi sağlayan bir teknik haline girmişti. Korkunç İvan da ayni biçimde dav7 ranmıştı. Nitekim, ahlâk karşısında gösterilen bu uzlaşmacı durum, Rusların ayırdedici bir özelliğidir. Dostoyevski’nin ahlâksal özlemlerinin verdiği sonuç da pek yüce bir şey değildir. Dostoyevski, bireyin içgüdüsel istekleri ile topluluk hayatının gereklerini uzlaştırmak için çetin savaşlara girdikten sonra dünyasal ve ruhsal yetkelere (otoritelere) baş eğmek; Hıristiyanların Tanrısının ve Çar’m önünde eğilmek ve kaba bir Rus milliyetçiliği düşüncesine bağlanmak durumuna düştü. Oysa, pek de zeki olmayan kimseler, daha az çaba harcayarak ayni sonuçlara varmışlardı. Dostoyevski gibi büyük bir kişiliğin zayıf noktası işte budur. İnsan uygarlığının geleceği, bu bakımdan, Dostoyevski’ye pek az şey borçlu olacaktır. Dostoyevski, insanlığın öğretmeni ve kurtarıcısı olmak şansını tepmiş ve kendi düşmanlan ile birleşmiştir. Bu duruma etkisinde bulunduğu nevroz yüzünden düştüğü söylenebilir. Yoksa, zekâsının yüceliği ve insanlığa karşı duyduğu sevginin gücü, ona, peygamberce bir (hayatın yolunu açabilirdi. Dostoyevski’yi bir günahkâr ve suçlu olarak görmek, yalnız dar kafalıların itirazlarma yol açmaz. Ama itirazın gerçek nedenleri de hemen ortaya çıkar. Bir suçluda (mücrimde) iki temel ruhsal özellik görüyoruz.

Bunlardan biri sınırsız bencillik öteki güçlü bir yıkma isteğidir. Bu iki özelliğin ortaklaşa yanı olan ve her ikisinin de dile gelmesi için gerekli bulunan başka bir özellik de sevgi yokluğu ve insancıl nesneler karşısında duygulanmayış halidir. Böyle bir kimseyle Dostoyevsfci arasında karşıtlık bulunduğu ilk bakışta görülüyor. Dostoyevski, sevilmek ihtiyacı ile yanıp tutuşan ve kimi zaman nefret etmesi gereken yerde yakınlık gösterip yardıma koşmasına yol açan (söz gelimi, karışma ve karısının âşığına karşı davranışında görünüyor bu) abartılmış bir şefkatle dolu bir kimsedir. Böyle olunca, 8 Dostoyevski’yi suçlular arasına katma eğiliminin nereye dayandığını sormamız gerekir. Bu katmanın nedenini, kırıcı, öldürücü ve bencil karakterleri belirginleştiren konular seçmesinde ve kendi hayatındaki belli bir takım olaylarda (kumar düşkünlüğü, küçük bir kızı kirletmiş olduğunu, açıklaması gibi) aramak gerekir. (1) Dostoyevski’de görülen ve onu kanun dışı bir kimse haline kolayca getirebilecek olan yıkıcı içgüdülerin, aslında, kendi kişiliğine yöneldiğini (yani dışarı değil içeri yöneldiğini) ve böylece mazoşizm ve kabahatlilik duygusu biçiminde dile geldiğini kavrayacak olursak, yukarda sözü geçen çelişmeyi çözmüş oluruz. Bununla birlikte, Dostoyevski’nin kişiliğinde sadistliği dile getiren yanlar da vardır. Bunları, acı çektirmekten hoşlanmasında sevdiği insanlara bile hoş görüyle davranmayışından; tedirginliğinden ve bir yazar olarak okurlarına karşı davranışında görüyoruz. Demek ki, Dostoyevski, önemsiz şeylerde başkalarına karşı; önemli şeylerde de kendine karşı sadisti. Yani aslında, bir mazoşistten başka şey değildi. Mazoşist, herkesten_ daha uysal, kibar ve yardımsever bir kimsedir.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir