Afşar Timuçin – Estetik Anlam ve Yorum

Estetiğin kapısından girdiğimizde kaygan bir alana girmiş oluruz. Bu alanda hiçbir sorun b ilim adamının öngördüğü ölçüde kesinlikli değild ir. İnsan sallantılı ortamdan tedirgin olur, ayağını yere sağlam basmak ister. Gerçekte yaşamın kendisi de o kadar güvenli değildir. Her köşe başında beklenmedik duruml ar bekler bizi. B una kendi lerini alıştıramayan lar yaşamakta zorluk çekerler. İnsanoğlu hiç değil se bilirnde bu kesinl iği bulmaya çal ışıyor, en azından karmaşık durumlardan belirginlikl er düzeyine geçmek i stiyor. B ilimin alanında b ile hiç beklemediğimiz koşullarla karşılaşabi liyoruz. Bir zaman sonra çok şey deği şebiliyor. Kepler gezegenleri meleklerin çektiğine inanıyordu. Hani nerede şimdi o güzel melekler? İnsan bilgide boşluklar olsun istemez, gerekirse boşluğu kendi kafasına göre doldurur. Estetiğin alanı iyice kaygandır. Bilimin alanından çıkıp estetiğin alanına girenler ayaklarının altından toprak kayıyonnuş duygusuna kapılabil ir ler. Ka ldı ki estetik Baumgarten ‘ den ve Lessing’ den beri bilim olduğunu söylüyor ve bunu söylerken kendisine güveniyor. Belki de kayganlıklar kesinliklere dönüşmeyi bekliyor, belki de bizler tepeden t ımağa kaygan bir d ünyada yaşamakta olduğumuzu benimsernek durumundayız.


Enine boyuna düşünmek alışkanlığında olmayanlar bu kayganl ığın bilincine ya da sezgisine ulaşmakta eksik kalabil irler. En azından onun karşısında güvensiz duyabil irler kendilerini . Her insan sağlam tahtaya ayak basmak i ster. Doğrular çoğumuza sarsılmaz görünür. Doğrular mutl ak bir biçimde kalıcı mı? E lbette değil. Değişmez gibi duran doğrular y erlerini yeni doğrulara bırakırken bu yeni doğrular için dayanak ya da çıkış noktası oluştururlar. Bilinmeyen ya da iyi bilinmeyen şeyin bilinen şeyden daha kaygı verici olduğunu hepimiz bil iyoruz. B i lgi bizim tedirginliklerimizi hafıfletiyor, yaşam karşısında biraz daha rahat olmamızı sağl ıyor. Elbette insan sonuna kadar rahat olamaz: geleceği olan, daha doğrusu her an bilineınez bir geleceğe doğru yürümek zorunda olan insan nasıl rahat olabilir? S izi neyin nerede neden beklediğini bileıniyor7 sunuz. Sonunda doğrular da başka doğrulara dönüşecekse biz sağlam tahtaya ayak bastığımız duygusunu yaşayabilir miyiz? Kesinlik her zaman iyidir. Apaçıklık bir yanıyla bize garip de görünse bir yanıyla her zaman güven verir. Ancak yaşam karmaşıktır. çeşitliliklerle doludur, çeşitlilikler çok zaman çelişkilerle önümüze seri! ir. Bilinç karmaşık yaşamı olabildiğince yalınlaştırarak kavrar. Bu mutlak bir yalınlaştırına değildir.

Çok karınaşığın fotoğrafı ancak az karınaşık olabilir ancak. Bir yoğun karmaşıktan bir mutlak yalın türemez. B ilinç sınıflamalar yaparak, soyutlamalar yaparak, genel lemeler yaparak çok karınaşığı daha az karınaşık kılar. Sokağı döndüğünüzde yeni bir görünüm le karşılaşırs ınız: yaşamın bir saniyesi öbür saniyesine benzemez, bir yüzü öbür yüzüne uymaz. D ünya çokboyutludur. Yalnız gördüğümüz kadarı bizimdir diye işin içinden sıyrılabilir miyiz? Görmediğimiz de bizimdir. Olasılar olanlardan daha az önemli değildir. Yaşamda b irbiri ni kavalayan renk renk an’ lar vardır, yaşamın çeşit çeşit yüzleri vardır. Kesinlikler bilincin öngörüleriyle, çok özel yöntemlerle bu karınaşık yapının içinden süzülm üşlerdir, görünmez bir yerlerden bulunup getirilmiş gibidirler ve her zaman dönüşüme yani kendilerinden çıkmaya hazır görünürler. Bilim bir yanıyla bir görme ve saptama alanıysa bir yanıyla da bir k urgu lama alanıdır. Olasılar olmasaydı olanların dünyası son derece verimsiz bir dünya olacaktı. Doğruları göreb ilmenin temel koşulu düş görebilmektir. iç’le dış’ ın b irbirine kavuşmadığı. birb iriyle hesaplaşmadığı yerde bilim yeşermez. Sağı solu öylesine gözleye gözleye mi bilime ulaşacağız? Dünyayı donanımlı bir gözle gözlemlemek bizi verimli kılabilir ancak.

Bilim için böyle olduğu gibi felsefe için de sanat i ç i n d e bö;vled ir bu. Doğayı görüyorum ama doğa yasalarını göremiyorum. Doğa vardır ama doğa yasası yoktur, doğa yasası bir buluştur. buna göre doğa yasası bir durumun ya da bir i lişkinin soyutlamayla elde edilmiş varolma koşuludur. Öyleyse doğa yasası vardır. İ nsan zihni benzerleri saptayarak ve benzemezleri ayıklayarak yani değişmezi saptayarak doğa yasasına ulaşır. Doğa kendini yalnız bilince açabil ir, doğa bilinç karşısında aniaşılmayı bekler. Bu da gene kendil iğinden olmaz. bi lincin özel bir çabasını gerektirir. Doğayı anlamadan doğada kalmak da bir yaşam biç imidir. Çoğumuz bizi tarihin oluşturduğunu bi lmeyiz ama tarihin ürünleri olarak yaşarız. İnsanoğlu tarih bilincine ulaşmış olmadan da tarihin içinde olabilir. insan tarihte olduğunu bilmese de doğada olduğunu bilir. İnsan doğası doğadadır, onun bir parças ıdır. Madde dünyası karmaşıksa insan dünyası da karmaşıktır.

Bilinç dünyayı yalınlaştırarak kendine al ıyor olsa da. 8 az önce belirtmeye çalıştığımız gibi, ya! ıniaştırma mutlak bir yalınlaştırma deği ldir. B ilinç dünya kadar olmasa da gene kendine göre karmaşık bir yapı ortaya koyar. Bil inç dünya kadar karmaşık o lsaydı düz bir ayna olmanın ötesinde bir anlam taşımayacaktı . İ nsan ruhu maddenin incelmiş bir biçimidir diye düşünüyordu Epikuros. Epikuros ‘dan ayrı o larak maddenin bir türevi de diyebi liriz ona. Ruh maddede ve madde ruhtadır. Yapıları çözmeye çalıştığımızda b ir sonsuzda yitip gittiğimizi sezeriz. Gene de bilim vardır ve olmal ıdır. Hemen tümevanın ın verimine başvurmak gerekir. Tümevanın genel lemelerle kurar. tümdengeJim özel leınelerle aydınlatır. Her olguyu bir bir çözmek, yaşamı liflerine ayırmak, yaşamın bileşenlerini ayrı ayrı göstermek b izim için bir zorunluluktur. Bütün gizl eri çözme serüvenine gelince onu şimdilik geleceğe bırakmak doğru olur. İ nsan gerçeğini gel işigüzel yöneli ın lerle anlamaya ya da ayrıştırmaya kalkmak gözleri bağlı kuş avlamaya benzer.

Belirtileri yakalamak ve onların arkasındaki gerçekl iği görmek için bel li bir yönelim biçimini benimsemiş olmamız gerekir. tek bir yönelim için de olsa bir yardam bulmuş olmamız gerekir. Yöntem kaygısı burada kendini gösteriyor. Yöntem zorunl udur. Bu yalnız bil imde değil, sanatta da bir gereksinimdir, sanatçı açısından olduğu kadar izleyici açısından da bir gereksinimdir. Elbet felsefe açısından da bir gereksiniındir. Yöntems izlik i lkelliktir. Bir estetik nesneyi gel işigüzel gözleyen bir izleyici hiçbir şey göremez ya da i lgisiz bazı şeyler görebi l i r. Ancak sanatın bil imdeki gibi çok belirgin bir yöntem anlayı şına uygun düşeceğini söyleyebi lmek kolay değildir. Sanatta yöntemli bakışı sağlayan daha çok donanımdır. bir başka deyişle görü’dür. belki de bir ölçüde genel çerçevede ya da tarihsel düzlemde sanatın ya da sanatların bilgisidir. Yoksa arama mutlak bir başıboşluk i çinde gerçekleşir. Sanatçı mutlak bir özgürlük duygusunu bir sevinçle yaşarken bil incinin sınırl arını da iyi bil ir. Bizi özgür kılan şey bilincimizin yetkinlik koşullarıdır.

Yaratıcının kendini özgür duymadığı yerde yaratıcı edim sakatlanır. Özgürlük bizim insan olma koşul lanınız çerçevesinde u laşabileceğimiz özgürlüktür. Yaşamda sayısız belirtiler vardır. Nasıl bilim adamı doğada yasaya yükselmek için bir takım belirti leri okumaya çalışıyorsa sanatçı da anlamlara u laşabilmek için öncelikle kendinde ve dünyada bir takım belirtileri okumaya yönelecektir. Yaşam bir anlamlar dizgesidir.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir