Afşar Timuçin – Sorularla Estetik

Gençlik yıllarımızda İstanbul’ da edebiyat ve felsefe eğitimi görürken yeni estetikle ya da çağdaş estetikle tanışma olanağı bulamamıştık. Hocalanmızın da öngörüsüyle estetik bizim için bugün sanat felsefesi anlamı kazanmış olan eski estetikle sımrlıydı. Eski estetik dediğim şey özü Platon’ a, biraz daAristoteles’ e dayanan, tam anlamında felsefenin yöntemleriyle düşünen, zaten uzun yüzyıllar boyu felsefenin bir dalı olarak kalmış olan bir düşünce alamydı. Metafizik düzeyde kalan bu estetiği hor gördüğüm, onun bilgileri artık işe yaramaz oldu, onların vakti çoktan geçti gibi bir görüşü savunduğum düşünülmesin. Felsefeyle esnaflık düzeyinde değil de gerçekten ilgilenen bir kişi felsefenin geçmişini birinci planda önemseyecektir. Estetik için de, öbür bilgi alanlan için de geçerlidir bu: bir şeyin öncesini bilmeden şimdisini bilemeyiz. Öğrencilik yıllanmızda değerli hocamız İsmail T unalı beyin bilincimize bu konudaki büyük katkılarını unutamayız. Üniversiteyi bitirmek üzereyken bir rüzgar la vize bile almadan Kanada’ya savrulup orada resmi makamların şart koşmasıyla öğrencilik oyununu sürdürmek durumuna düşünce Montreal Üniversitesi Felsefe Fakültesi ‘ne yazıldım ve çok uzun sürmüş olan ve çok uzun sürdüğü için pek de sağlam olduğuna inanmadığım öğrenimimi orada tamamlamak zorunda kaldım. Özgürlükten başka bir yaşam koşulu tanımayan ve bir türlü uslanmak bilmeyen serüvenci ruhum orada soğukla ve tekdüzelikle boğuşurken bir takım yeni şeyler taruma olanağı da bulmuştur. Bu yeni şeylerden biri de o zamanlar Kanada’nın en iyi şairlerinden sayılan estetik hocamız M. Jacques Brault’nun estetik dersleriydi. M. Brault derslerini insam uyutınaya elverişli bir mızmızlıkla anlatırdı. Zamanla uykumu aralayıp anlattığı şeylere kulak verince bu kötü anlatımla bize sunulan şeye dikkat etmem gerektiğini anladım. Benim çağdaş estetikle tamşmam böyle oldu.


5 Türkiye’ye dönüp de toplumsal yazgımın firtınalarıyla oraya buraya savrulurken yol um bir ara o sıra bakanlıklardan birine bağlı olan o zamanki adıyla İstanbul Devlet Konservaruan ‘na düştü. Okullara ahlak dersleri yeni konrnuştu, ben de ahlak dersleri konrnamalıydı gibilerden bir yazı yazdım bir dergide. Çürıkü bu gibi dersler cahilliğin elinde ve ideolojik aptallıkların gücüyle genç insana zehir saçan dersler olabilirdi. Az sonra İstanbul Devlet Konservatuarı ‘nda ahlak dersleri verınemi istediler. Hayır demedim. Ben bu ahlak derslerinde çocuklara eski filozofların özdeyişlerinden giderek temel insan bilgisini vermeye çalışırken daha başka dersleri de yüktenrnek durumunda kaldım. O zaman müdürümüz Sayın İlhan Usman baş benim estetik dersleri de verınemi istedi. Ne yalan söyleyeyim, böyle bir ders için kendimi istekli ve hazırlıklı bulmuyordum. Bir hanım arkadaşımız ısrarla bu dersi bana verin dediyse de İlhan bey direndi ve ders üstüme kaldı. Ben de eğitimim daha çok o yönde olduğu için derslerimde Platon’la başlayan o eski estetik çizgisinin kurarnlarını bir bir anlatmaya başladım. Söylediğim şeyler öğrencilerin ilgisini çekmiyordu ve ben ders anlatmaya başlar başlamaz uyku gözlerde mayalanmaya başlıyordu. Besbelli başarısız olmuştum. O zaman istemeye istemeye bir özveride bulunmak gereğini duydum: Mont:real ‘den getirdiğim çağdaş estetikle ilgili temel kitapların kapaklarını kaldırmaya başladım. Yeni estetik, doğrudan sanatla ilgili olduğu için belki de, öğrencilerin ilgisini çekti: gençler uykuyu açtılar. Bu defa da kurulu düzenle başımız derde girdi.

Yoksa ben bu genç insanlara sinsi sinsi onların kafasını çelecek bir şeyler mi öğretiyordum? Bu noktada bir savaşım doğdu ve yıllarca sürdü, daha doğrusu ben emekli olana kadar yani bir otuz yıl kadar sürdü. Ben bu otuz yıl içinde yeni estetikle ilgili bilgileri yeni kuşaklara taşıyacak gençler yetiştirme olanağı bulamadan köşeme çekilmiş oldum. Siz de bu önsözü izleyen sayfaları okudukça bu sayfalarda korkulacak bir şeylerin olmadığını, örneğin genç ya da yaşlı birilerini zehirleyecek zararlı bilgilerin olmadığını göreceksiniz. Çok açık bir biçimde göreceksiniz ki bu satırların yazarı bütün öğretmenlik yaşa6 mı boyunca özenle yaptığı gibi burada da kendi dünya görüşünü ortaya koyacak ya da ideolojisini pazara dökecek bir tutum içine girmemiştir. Her namuslu eğitimci ideoloji bırkasını kapıda bırakıp derse girer. Bunu yalnızca ve yalmzca insana olan saygısıyla ve kendine olan güveniyle yapar. Elinizdeki kitap çağdaş estetikle ilgili temel konuları sorular ve yamtlar biçiminde son derece basit olmasına özen gösterilmiş bir dille anlatırken herhangi bir siyasetin açık ya da örtülü belirleyiciliginden yüzde yüz uzaktır. Çünkü onun yazarı çoklarımn bir şeylere göbek bağıyla bağlanınayı akıllılık saydığı bir dünyada özgürlüğü delilik durumuna getirmiş bir garip kişidir. Bu küçük çalışma gençlere ya da genç kalmış sanat tutkunlarına biraz olsun bir şeyler anlatabiliyorsa ne mutlu bana! 7 Afşar Timuçin İstanbul, 13 Eylül 2008 Birinci soru: Estetik bir bilim midir? Estetik bir bilim olmaya çalışan, bilimsel diyebileceğimiz yöntemlerle iş gören bir bilgi alanıdır. Onun doğrudan doğruya bir bilim olduğunu söylersek yanlışa düşeriz, bununla birlikte onun bundan böyle geçmiş zamanlarda olduğu gibi felsefenin yöntemleriyle düşünen, güzel’ i metafizik çerçevede araştıran bir bilgi alanı olduğunu da söyleyemeyiz. Doğa bilimlerinden insan bilimlerine doğru yürüdükçe kesinliklerden olasılıklara doğru gitmekte olduğumuzu sezeriz. En katı anlamında bilim yalnızca ve yalnızca ölçmelerle ilgili olan kesinliklecin alanıdır, en azından çağdaş anlamında böyledir. Ama hiçbir zaman bir toplumbilimin ya da bir budunbilimin bir fizik ya da bir kimya kadar kesinlikli olabileceğini düşünemeyiz. Doğa bilimlerinden insan bilimlerine doğru yürüdükçe değişkenlerin arttığını, genellernelere daha zor ulaşılabildiğini görürüz. Kaldı ki bilim kavrayışı her durumda nesnelliği zorunlu kılarken estetiğin uğraştığı sorunlar gereği ya da bir başka deyişle sanatın yapısı gereği öznellikleri de dışlayamayan, tersine onların da işe karıştığı bir bütünde genel görüşlere yükselmeye çalışan bir bilgi alanı olduğunu görüyoruz.

Belki de kaskatı bir biçimde estetik bir bilim midir değil midir sorusunu sormadan onu olabildiğince bilimsel kılmanın yollarını bulmak için çaba göstermek doğru olur. İkinci soru: Estetik ne zamandan beri bir bilim sayılıyor ya da bilim olmaya çalışıyor? Hiçbir bilgi alanının tarihi estetiğin tarihi kadar kesintili olmamıştır. Uzun yüzyıllar boyu yalnızca metafizik anlamda ele alınan ve hep felsefenin içinde bir dal olarak kalmış olan estetik XVIII. yüzyılın sonlarıyla birlikte büyük bir dönüşüme uğradı ve bilim olma yoluna girdi. Öbür bilimler de o zamanlarda ağır ağır ya da birer birer felsefeden ayrılmış ve kendi konularını ve yöntemlerini oluşturarak özerk bilimler olmaya doğru gitmişlerdir. Elbette bu dönüşümün birdenbire gerçekleşmiş bir dönüşüm olduğunu düşünmeyelim. Yeni bi9 limsel kavrayışın temelleri Ortaçağ’ın sonlarında atıldı. Öbür bilimlerin dönüşümü de estetiğinki gibi, deyim yerindeyse, metafizikten fıziğe doğru oldu, bununla birlikte estetiğinki kadar kesintili ve birdenbire olmadı. Diyebiliriz ki estetik XVIII. yüzyılın sonlannda hızlı bir biçimde tümüyle anlamını değiştirdi. Alexander Gottlieb Bauıngarten (1 714-1 762) estetiğin bir bilim olduğunu, hem de bir yasa bilimi olduğunu bildirdi: estetiği felsefenin kanatları altından çıkardı. Bugünkü gözle baktığımızda şunu rahatça söyleyebiliriz: estetik elbette bir yasa bilimi olamaz, o da olsa olsa ahlak gibi, hukuk gibi, siyaset bilimi gibi bir kurallar bilimi, kuralkoyucu bir bilim olabilir. Ne olursa olsunBauıngarten’ın bu keskin ve yürekli çıkışı estetiğin tarihsel dönüşümü açısından çok önemli bir girişim oldu. Ancak sözkonusu dönüşüm öncelikle yeni yaşam koşullannın hazırladığı bir dönüşüm olarak, onun sanat kavrayışlarındaki bir yansıması olarak düşünülmelidir, bununla birlikte Bauıngarten’ ın bu değerler dönüşümünü kültür dünyasının yeni olanakları içinde sezebilmiş olması elbette çok önemlidir. Tarihsel dönüşümler kişilerin bakış açılarında anlamlarını kazansalar da zamanın yeni koşullarıyla ilgilidirler.

Üçüncü soru: Yeni bilimsel kavrayış özellikle estetik açısından neyi değiştirdi? Yeniçağ’ın başlarında düşünceninmetafizik olandan bilimsel olana doğru gerçekleştirdiği değişiklikler tüm zamanlar için ve tüm toplumlar için geçerli olan “mutlak” kavramını askıya aldı, onun yerine “göreli” kavramını koydu. Mutlak’ın saltanatı artık bitmişti, bundan böyle görelinin egemenliği başlıyordu. Bu değişiklikler estetiğin alanında da mutlak bir güzelin varolabileceği fıkrini sildi, böylece sanatın dışında kendi olarakele alınabilecek güzel’in yerine ya da kendinde güzel’in yerine somut güzeli, yapıtta gerçekleşen güzeli, sanatçının çabasıyla yaratılan güzeli, yere ve zamana göre değişik anlamlar alan güzeli, göreli güzeli koydu. Düşüncenin göklerden yere inmesiydi bu, buna koşut olarak güzelin göklerden yere inmesiydi. Bu aynı zamanda uzun yüzyıllar boyu felsefenin içinden sanata egelO men olmuş olan Platon estetiğinin geçerliliğini yitirip tarihe kanşması demekti. Böylece güzelin metafiziğinden ya da bir güzel metafiziğinden güzelin bilimine bir geçiş sözkonusu oldu. Estetik insan bilimleri arasında yerini böyle aldı. O da kendisine yakın duran başka insan bilimleri gibi, sanat tarihi gibi, ruhbilim gibi, toplumbilim gibi, dilbilim gibi bir bilim oldu. Bilimler niceliklerle yani ölçmelerle ilgilidirler derken daha çok doğa bilimlerini düşünüyoruz. Gerçekte bilimiere nesnelliğini sağlayan niceliklerdir. öte yandan insan bilimlerine doğru yürüdüğümüzde niceliklerin önemi hiç kalmıyor diyemeyiz ama işe özel durumlar katılıyor diyebiliriz. Toplumbilim de ruhbilim de sayısız çeşitlilikler ya da değişkenlikler gösterirken ölçmenin iyiden İyiye uzağında kalmıyorlar. Özellikle toplumbilim istatistik yöntemlerinden çokça yararlanıyor. Bu arada kuralkoyucu bilimleri yasa bilimlerinden ayırmak gerekir. Kuralkoyucu bilimlerde nesnellik ölçmeci deneyeilikle değil daha çok ussallıkla belirgin dir.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir