Carole Mortimer – Kadin Ve Gurur

Brooke danışmadaki masasına yerleştikten sonra, arkasında oturan kıza dönerek, «Geldi mi?» diye sordu. Jean, masum bir tavırla cevapladı. «Kim geldi mi?» «Uzatma Jean, kim olduğunu pekâlâ biliyorsun,» dedi. sabırsızca. Tek kaşını kaldırarak sordu arkadaşı, «Yine, o gecelerden birini geçirdin galiba, değil mi?» «O sabahlardan birini. Geldi mi dedim!» «Eğer Mr. Stone’dan bahsediyorsan, on dakika önce geldi.» «Allah kahretsin!» dedi Brooke telaşlı ve memnuniyetsiz bir tavırla. «Neden, onu görmek mi istiyordun?» «Yo, hayır.» Brooke dudaklarını bükerek devam etti. «Şey… yani, ben… Mr. Stone, nasıldı? Nasıl görünüyordu?» Bunu söylerken iyice sokulmuştu arkadaşına. Jean, tuhaf tuhaf süzdü onu. Yeni gelen bir telefonu bağlamak üzere döndü ve işiyle ilgilenmeye başladı. Saat daha dokuz bile değildi, ama telefonlar gelmeye başlamıştı.


Brooke kendini tutamadı. «Sence nasıl görünüyordu?» – «Her zamanki gibi. Mükemmel, kendinden emin ve çok şık.» «Yani… şey… Hiçbir değişiklik yok muydu?» Jean kendinden emin bir tavırla, hayır anlamında başını salladı. «O her zaman aynıdır. Hiç değişmez. İçeri girer, beni başıyla selamlar, dosdoğru yürüyüp özel asansörüne biner. Akşamları da aynı şeyleri, tabii tersini tekrarlar. İş yerinde çalışanları ürettiği makinalardan farklı görmez. Üç yıldır burada çalışıyorum, ama beni sokakta görse tanımayacağından eminim.» Saat dokuza yaklaştıkça içeri girenlerin sayısı artmaya başlamıştı. Bu yüzden konuşmalarını kesmek zorunda kaldılar. Sonraki yarım saat, danışma bölümünde çalışan Brooke için çok yoğun geçti. İnsanları değişik bürolara yollamak ve hoparlörle anonslar yapmak, oldukça sıkı çalışmasını gerektirmişti. Zaman ilerledikçe biraz rahatlama olanağı buldu.

Santral işleriyle Jean ilgilendiğinden, Brooke’un düşünmeye vakti, kalıyordu. Büyük bir çılgınlık, bir aptallık yaptığını düşündü. Sırf bu yüzden işinden olabilirdi. Yüksek maaşlı işinden… Muhakak bir şok geçirmiş olmalıydı. Yaptıklarını başka türlü açıklaması imkânsızdı. Bu sabah gazetedeki ilanı gördüğünde adeta çökmüştü. Belli ki henüz kimse görmemişti o ilanı. En azından kimsenin bu konuda konuştuğunu duymamıştı. Yakında, çok yakında birisi mutlaka görecekti, bundan emindi. Her dakika ona yıllar gibi uzun geliyordu şu anda. Gazetede herkesin görebileceği biçimde Brooke Faulkner ile Jarrod Stone’un nişanlandıkları yazılıydı. Kendisi, yani Brooke Faulkner bu büyük kompüter firmasının sahibiyle nişanlanmıştı. İşin kötüsü, Jarrod Stone’un hiçbir şeyden haberi yoktu. Dahili telefon çalmaya başlayınca, telefonu durduğu yerden alıp masasının üstüne koydu, açtı ve «Ben Brooke Faulkner,» dedi. Derinden bir erkek sesi, «Çabuk buraya gel,» diye bağırdı.

Brooke telefonu panik içinde kulağından uzaklaştırdı, ‘Jarrod Ştone olmalı,’ diye düşündü ve sesine dikkat ederek: «Ben… ben çok özür dilerim efendim,» diyebildi, «Benimle konuştuktan sonra daha fazlasını yapmak zorunda kalacaksın,» diye gürledi bir ses. «En geç beş dakika içinde odama bekliyorum.» Brooke altındaki sandalyeye yığıldı. Sesindeki kızgınlıktan, gazetedeki ilandan haberdar olduğu belliydi. Aynca Jarrod Stone kendisiyle şimdiye kadar hemen hemen hiç konuşmamıştı. Onu görmeyi istemesinin bir tek nedeni olabilirdi. Jean arkadaşının solan benzini fark edince, «Bir şey mi oldu?» diye sordu. Brooke telefon ahizesini hâlâ elinde tuttuğunu fark ederek yerine bıraktı. «Şey… Benim yukarıda bir büroya çıkmam gerek. Sen beş dakika benim yerime bakabilir misin?» «Tabii,» dedi Jean. Brooke onuncu kata çıkmak üzere özel asansöre binmeyi başarabildi. Altı aydır Stone Kompüterleri firmasında çalışıyordu. Bu garip ve tehlikeli öç alma yöntemine karar vereli iki hafta oluyordu ve o günden bu yana sadece bir kez binmişti bu asansöre. Her şey, bir model, reklam fotoğraflarını almaya geldiğinde başlamıştı. Onu Jarrod Stone’un bürosuna götürecek kimse bulunamadığından, Brooke götürmüştü yukarıya.

Bu da Jarrod Stone’u görmesi için iyi bir bahane olmuştu. Jean’in de söylediği gibi, Jarrod Stone her sabah ve akşam danışmada çalışanların hiçbirine aldırmadan yanlarından geçerdi. O gün yukarı çıktıklarında, Jarrod Stone’un sekreteri yemek için dışarı çıkmıştı. Yardımcısı ise hasta olduğu için gelmemişti. Brooke asansörden hole geçtiğinde neredeyse çok talihli olduğuna inanacaktı. Holde kimseler yoktu. Jarrod Stone’u gördüğü ilk günden beri, Brooke ona âşıktı. Umutsuz ve karşılıksız bir aşktı bu. Jarrod Stone bir film yıldızı kadar çekici ve büyüleyici bir erkekti. Uzun boyluydu. Zamanının tümünü büroda oturarak harcamadığını gösteren atletik bir vücuda sahipti. Güneşten yanmış, bronz renkli bir yüzü, koyu renkli uzun saçları ve çözülmemiş bir bilmece gibi derin bakışlı gri gözleri vardı. Duygularını hemen belli etmiş olsaydı, Jarrod Stone’un ona hiç yüz vermeyeceği kesindi. Ve Brooke o gri gözlerin kendisine bakmamasına hiç dayanamazdı. Kendisinin çok harika olmadığını biliyordu, ama fena da sayılmazdı.

Aralarda kızıllaşan kahverengi saçları, uzun ve koyu kirpiklerle çevrili derin masmavi gözleri, minik, kalkık burnu, hep gülümsemeye hazır dudakları ve zarif, ince vücuduyla çekici bir genç kızdı. Ama Jarrod Stone henüz onun bir dişi olduğunu bile fark etmemiş olabilirdi. Oysa yakışıklı patronunun çekici kadınları fark etmede yavaş sayılmadığını pekâlâ da biliyordu. Sayısız güzel kadmla birçok kereler be raber olduğu kesindi. Ayrıca taşıdığı mağrur hava, bu kadınların platonik aşklar olmadığını da belli ediyordu. Yatağını paylaştığı kadınların hepsini mutlu edebilmiş bir erkekti. Modeli dışarıda bırakıp sekreter odasından geçmişti. Kapıya yaklaşınca içerden konuşmalar duymuş ve Jarrod Stone’un yalnız olmadığını anlamıştı. İyice yaklaşınca oda kapısının biraz aralık olduğunu fark etmiş, tam kapıyı çalacakken, patronunun neşeli sesini tanımıştı. «Üzgünüm ama, kadınların sadece tek bir işe yaradıklarına inanıyorum,» . diyordu alaycı bir sesle. «Ve de ev işlerini kastetmiyorum,» diyerek bir kahkaha atmıştı. Brooke nefesini tutup bir adım geri çekilmişti. Ne yüzsüzlüktü! Ne cesaretti! Neden bahsettiği apaçık ortadaydı. Brooke ağzı açık kalarak karşısındaki kişinin cevabını beklemişti.

Kapıyı çalıp orada olduğunu belli etmesi gerektiğini biliyordu, ama az önce kulak misafiri olduğu sözlerin cüreti karşısında donup kalmıştı. «Hadi, hadi Jarrod,» diye karşılık vermişti daha genç bir ses, Brooke böylece ilk konuşmaları yapanın Jarrod Stone olduğundan iyice emin olmuştu. «Sen de en az benim kadar kadınlardan hoşlanırsın,» diye eklemişti genç ses. «Tabii hoşlanırım onlardan,» diye karşılık vermişti Jarrod. «Hiçbirine gerçekten âşık oldum mu bilmiyorum, ama, evet onları arzuladım. Sadece yatakta tabii, bir eş olarak. Başka türlü değil.» «Onlar hakkında nasıl konuştuğunu duyabilselerdi…» ‘Biri duyabiliyor,’ diye bağırmak istemişti Brooke. Beyninden vurulmuşa dönmüştü. Jarrod Stone gibi etkileyici ve başarılı bir erkek, sadece şimdiye kadar birlikte olduğu kadınlara bakarak tüm kadınlar hakkında yargılar verebiliyordu. Oysa bu adam ona, hep dünyanın en çekici erkeği gibi görünmüştü. Böyle adice düşüncelere sahip olabildiğine göre, dış görünümü ona hiçbir şey kazandırmamış, hatta kadınlara olan güvenini yitirmesine neden olmuştu. «Onlar bu tür şeylere önem vermezler,» diye cevaplamıştı Jarrod. «Çekiciliklerinin bedelini hep elde ediyorlar, mücevherler ve elbiseler. Etrafta böyle kadınlar var oldukça hiçbir kadın beni evlenmek için kandıramaz.

Hiçbiri de nazik olmadığımı söyleyemez üstelik.» «Bundan eminim,» diye gülmüştü diğer adam. Brooke bu rezil konuşmayı yeterince dinlediğine karar verip, kuvvetlice kapıyı vurmuş ve bir emir getirmişcesine içeriye girmişti. «Evet?» diye sormuştu Jarrod Stone kaşının birini kaldırarak. Brooke odanın içine doğru ilerledikçe kızgınlığı yavaş yavaş azalmaya başlamıştı. Jarrod Stone’un dudaklarını gererek gülümsemesi, nefesini boğazında düğümlemiş, bir an sessiz kalmıştı. Konuşmayı başarabildiğinde, sesi kendi kulaklarına bile yabancıydı. «Ben… ben reklam fotoğrafları için gelen modeli getirdim. Dışarıda bekliyor.» «Teşekkür ederim,» demişti Mr. Stone, Brooke’a bir kez daha gülümseyerek. «Zahmet olmazsa onu içeri getirebilir misiniz? Sekreterim yemekte de.» «Tabii efendim,» diye cevaplamıştı Brooke tekrar nefesi kesilerek. O anda Jarrod Stone, masasında oturan kendinden emin bir iş adamıydı. Brooke kafası dağınık, arkasını dönüp odadan çıkmış, tam kapının önünde bir gülüşme duyunca bir an duraklamıştı.

«Ne demek istediğimi anladın, değil mi?» diyordu Mr. Stone alaycı bir tavırla. «Ne?» diye sormuştu daha genç olan adam. Bu, Stone Kompüter şirketinin ikinci ortağı Philip Baylis idi ve oldukça kafası karışmış görünüyordu. «Bir gülüş ve birkaç tatlı söz sayesinde bu minik fare bile her isteği yerine getirmeye hazırdır. Çok iyi biliyor ki, insanları büroya getirip yol göstermek onun işi değil, ama yine de yaptı işte.» «Yani?» «Yani, bu, deminden beri konuştuklarımıza iyi bir örnek. Etrafta onun gibiler olduğu müddetçe hiçbir kadın beni evlilik tuzağına düşüremeyecek, Philip. İstediğin her şeyi bir kafese girmeden de elde edebiliyorsan, evlenip hapsolmanın ne gereği var anlamıyorum.» Küçük fare ha! Ona böyle hayranlık duyduğu için kendi kendine çok kızmıştı. Görünüşü etkileyici olabilirdi, ama kişiliği için kesinlikle aynı şey söylenemezdi. Yine de kızgınlığı, ona bu aptalca oyunu oynamasına neden olmamalıydı. Jarrod Stone’un modeli yemeğe davet etmesi, Brooke’u iyice öfkelendirmiş, kendisiyle nişanandığı konusunda bir haber yayma fikri o anda uyanmıştı kafasında. İşte şimdi yüzleşme zamanı gelmişti. Olduğundan daha emin göründüğünü sanıyordu.

Büroya girdiği anda Mr. Stone onu yerin dibine geçirecekti ve Brooke bunu hakjetmişti. Bugün dıştaki salon boş değildi. Brooke içeri girdiğinde, Jarrod Stone’un özel sekreteri Catherine Farraday ve genç asistanı önlerindeki işlerle meşguldüler. Catherine soğuk bir bakış fırlattı: «Evet?» «Mr. Stone beni bekliyordu. Adım Brooke Faulkner.» Sekreter pek inanmış gibi görünmese de, önündeki mikrofondan Mr. Stone’a seslendi: «Miss Faulkner sizi görmek istiyor, Mr. Stone.»

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.