Kadiri Tekgul – Kedinin Oyunu

Evvel zaman içinde, keskin bakışlı ve güçlü bir kedi varmış. Bu kedi, kedilerin kralıymış. Öyle kurnaz bir kediymiş ki bütün fareleri canından bezdirmiş. Tabi ki kediden en fazla fareler korkuyormuş. Kedi, bütün fareleri yakalayıp soylarını kurutmak istiyormuş. Kedinin yaşadığı yerdeki fareleri büyük bir korku sarmış. Yere konan kapanlar, kurulan tuzaklar, kedinin yaptıkları yanında oyuncak gibi kalırmış. Fareler; çaresiz bir şekilde deliklere sinmiş, dışarı çıkamıyormuş. Fakat kediden kurtulmanın bir yolunu da bilmiyorlarmış. Kedi, kırlarda dolaşıyor, gölgelerde uyuyormuş. Onun keyfine diyecek yokmuş. Fareler ise korktukları için yuvadan hiç çıkmıyormuş. Eğer fareler, yuvalarından çıkmazsa kedi, açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalacakmış. Bunun için kedi, fareleri yakalama planları yapıyormuş. Kedi, bir gün ambarın önünde güneşleniyormuş.


Güneşlenirken: – Acaba şu ambardaki fareleri nasıl yakalarım, diye düşünmeye başlamış. Aklına şöyle bir fikir gelmiş: – Arka ayaklarımdan bağlanıp kendimi ambarın kapısındaki çiviye asayım. Oradan baş aşağı sarkayım. Fareler öldüğümü sansınlar ve yanıma gelsinler. Ben de onları yakalarım ve kendime güzel bir ziyafet çekerim, demiş. Kedi, vücuduna eski bir yastık kılıfı geçirmiş. Bin bir güçlükle kendisini çiviye takıp baş aşağı sarkmış. Gözlerini de kapatıp tam bir ölü numarası yapmış. Fareler, çok geçmeden kediyi bu hâlde görmüşler. Ona ceza verildiğini ve onun öldüğünü düşünmüşler: – Kedi, sonunda ettiğini buldu. Ya peynir aldı ya da birini tırmaladı. Kuşkusuz o, büyük bir suç işlemiştir. Yoksa onu bu hâlde niye assınlar, demişler. Fareler, kedinin düştüğü durumu görünce bayram etmişler. Biraz sonra, kedinin öldüğünü sanarak bulundukları delikten çıkmışlar.

Kedinin durumundan biraz şüphelenmişler ama sonra kesin olarak öldüğüne karar vermişler. Çevreyi kontrol etmişler, artık hiçbir tehlike kalmadığını düşünmüşler. Durumu içerideki farelere de bildirmişler. Hep birlikte, sevinçten bayram ediyorlarmış. Doğrusu, keyiflerine diyecek yokmuş. Kedi, sezdirmeden fareleri takip ediyormuş. Kendi kendine: – Biraz sonra ölü mü, diri mi olduğumu görürsünüz! Bayram yapmanın ne demek olduğunu o zaman anlarsınız! Hepinizi yakalayıp mideme indirmezsem bana da kral kedi demesinler, demiş. Fareler, kendilerini eğlenceye vermişler. Artık, dünyanın en mutlu hayvanları onlarmış. Fakat farelerin sevinci uzun sürmemiş. Ölü sandıkları kedi birden canlanmış. Hızla farelerin üzerine atlamış. Fareler ne olduğunu anlayamamış. Sağa sola kaçışmaya başlamışlar. Bir kez daha oyuna gelmenin üzüntüsünü yaşamışlar.

Kedi, farelerin birçoğunu yakalamış. Canlarını kurtaranlar, yuvalarına kaçışmışlar. Kedi, kaçan farelere ise şöyle demiş: – Bende daha ne oyunlar var! Sizleri uyarıyorum, bu oyunları bir bir uygulayacağım. Benden kurtulamayacaksınız, yine pençelerime düşeceksiniz. Kedi, meğer doğru söylüyormuş. Oyun üstüne oyun yapıyor ve fareleri yakalıyormuş. Aradan bir hayli zaman geçmiş, kedi yine aç kalmış. Bir gün kedi, farelere yeni bir oyun yapmayı düşünmüş. Aklına harika bir fikir gelmiş. Bu kez una bulanmış ve bembeyaz olmuş. Sonra hamur teknesine benzeyen bir kabın içine girmiş. Orada bir un yığını gibi duruyormuş. Ama kafasından kedi olduğu belli oluyormuş. Kabın kapağının açık olduğunu gören fareler, kedinin bulunduğu yere doğru yürüyormuş. Aralarında yaşlı ve tecrübeli bir fare varmış.

Daha önce kuyruğunu da kedilere kaptırmış. Yaşlı fare: – Arkadaşlar, ben un yığınının bulunduğu yere gitmem! Siz de gitmeyin! Bunu gözüm tutmadı. Un yığınının böyle durması ve kabın açık olması çok garip! Kabın üstü kapalı olmalıydı. Ayrıca ben birçok un yığını gördüm, hiçbirinin kedi gibi kafası yoktu. Bu, kedinin bir oyunu olabilir, demiş ve arkadaşlarını uyarmış. Kedi, un yığını gibi sesiz bir şekilde beklemekten yorulmuş. Yavaşça hareket etmiş, bu sırada burnuna un kaçmış ve hapşırmaya başlamış. Yaşlı fare, un yığını gibi duran kediye uzaktan seslenmiş: – Una bulanmakla bizi kandıramazsın! Gerçek bir un yığını bile olsan sana yaklaşmayız. İstediğin kadar orada un yığını olarak kal. Bundan sonra senin oyunlarına gelmeyeceğiz. Sana yem olmayacağız, demiş. Yaşlı fare, doğru söylemiş. Güvenli ve huzurlu bir şekilde yaşamak için kedinin oyunlarına dikkat etmek gerekiyormuş. Fareler, yaşlı farenin sözleri üzerine yuvalarına koşup hayatlarını kurtarmışlar. Kedi, artık farelerin akıllandığını anlamış ve kendine avlanacak başka şeyler aramaya karar vermiş.

ÇOBAN OLAN KURT Avlanmak için ormanda dolaşan kurt, yorulmuş, dinlenmek için ormanın kenarındaki çayıra gelip uzanmış. Bu sırada çayırda bulunan koyun sürüsü dikkatini çekmiş. Kurdun karnı açmış ama sürüdeki koyunlardan hiçbirini yiyemiyormuş. Çobandan ve köpeklerden korktuğu için sürüye yaklaşamıyormuş. Kurt: – Bu koyunları yemenin bir yolu olmalı. Bu sürüye ulaşmak zorundayım. Başka bir kılığa girmeliyim, böylece sürüdeki koyunların arasına katılabilirim, demiş. Kurt, çoban gibi giyinmiş; sırtına bir palto geçirmiş. Bir eline değnek, diğerine de kavalı almış. Elinden gelse başlığının üstüne: “Ben bu sürünün çobanıyım!” yazacakmış. Kurt, kılık kıyafetini gönlüne göre düzenlemiş. Ön ayaklarını değneğe dayamış, sinsi bir şekilde koyun sürüsüne yaklaşmış: – Biraz sonra sürüyü istediğim yere çekerim. Orada rahat bir şekilde istediğim koyunu yerim, demiş. Bu sırada gerçek çoban, çayırda uzanmış uyuyormuş. Koyunların pek çoğu ile köpekler de uykuya dalmış.

Kurt için, sürüye katılmanın tam zamanıymış. Kurt, elbisenin yanında bir de düzmece bir sese sahip olması gerektiğini düşünmüş. Bu hiç de kolay bir iş değilmiş ama kurt bunu denemek zorundaymış. Ancak bu şekilde gerçek bir çoban gibi olabilirmiş. Kurt, çoban gibi konuşmak isterken korkunç bir ses çıkarmış. Ses, adeta gümbürdemiş. O sırada uyumakta olan çoban ile köpekler uyanmış. Sürünün başında duran çobanı görünce şaşırıp kalmışlar. Çobanın ne duruşu ne de yürüyüşü insana benziyormuş. Çoban ile köpekler, sürünün başında duran varlığı yakından incelemeye karar vermişler. Çoban olan kurt, yüzünü saklamak istemiş. Ne yüzü insan yüzüne ne de eli insan eline benziyormuş. Çoban ile köpekler, bir de ne görsün? Sürünün başında duran, çoban elbisesi giyinmiş bir kurtmuş. Sürüyü almış başka bir yere götürüyormuş. Çoban ile köpekler, kurdun peşine düşmüşler.

Kurt, üzerindeki palto ile birlikte koşmaya başlamış. Paltoyu güçlükle üzerinden çıkarmış, olanca gücüyle kaçmaya başlamış. Sürüden bir koyun bile kapamamış ve canını zor kurtarmış. Kurt, bir hile ile koyunları yemek istemiş fakat işler istediği gibi gitmemiş. Sonunda başka biri olarak değil de kurt olarak avlanmaya karar vermiş.

.

PDF Kitap İndir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir