Kate Dicamillo – Sihirbazın Fili

G e ç e n yüzyıldan önceki yüzyılın sonlarında bir gün, Baltese kentinin pazar meydanında bir çocuk, başında şapkası, elinde bir gümüş para öylece dikilip duruyordu. Çocuğun adı Peter Augustus Duchene idi ve elindeki gümüş para ona ait değildi; para yaşlı bir askere, —aynı zamanda çocuğun vasisi olan ve onu ekmekle balık alması için pazara gönderen Vilna Lutz’a aitti. >»7®c K ate D i C amillo O gün pazar meydanında onca balık satıcısının, kumaş tüccarının, fırıncı ve gümüşçünün hiç dikkat çekmeyen, alabildiğine sıradan tezgâhları arasında, ne bir uyarı ne de tantana olmaksızın, bir falcının kırmızı çadırı belirdi ansızın. Falcının çadırına bir parça kâğıt iliştirilmişti ve kâğıtta okunaksız olmakla birlikte, okunaksızlığını pek de umursamayan bir el yazısıyla şu sözcükler yazılmıştı: insan aklının ya da yüreğinin sorabileceği en zor sorulara birjlorit kargılığında yanıt verilir. Peter, bu kısacık yazıyı bir daha, sonra bir kez daha okudu. Sözcüklerin küstah havası, sunduğu baş döndürücü vaat, birdenbire soluğunu kesti. Elindeki gümüş paraya, bir florite baktı. “ Bunu yapamam” dedi kendi kendine. “Gerçekten de yapamam; eğer yaparsam, Vilna Lutz parayı ne için harcadığımı sorar ve ben de ona yalan söylemek zorunda kalırım; oysa yalan söylemek büyük onursuzluktur.” >a 8 ®c K ate D i C amillo Parayı tekrar cebine koydu. Asker şapkasını çıkardı, sonra tekrar giydi. Çadırın üzerindeki yazıdan uzaklaştı, sonra tekrar yaklaştı ve o haddini bilmez, harika sözcükleri tekrar düşünmeye başladı. “Ama bilmek zorundayım,” dedi sonunda. Cebindeki bir floriti çıkardı. “ Gerçeği bilmek istiyorum.


Bu yüzden de yapacağım. Ama yalan söylemeyeceğim, böylece onurumu hiç değilse biraz olsun koruyabilirim.” Peter, kendi kendine bunları söyleyerek çadırdan içeri adımını attı ve falcıya elindeki bir floriti verdi. Falcıysa çocuğun yüzüne bile bakmadan, “ Bir florite bir yanıt. Sadece ve sadece bir yanıt. Anlaşıldı mı?” dedi. “ Evet,” dedi Peter. Çadırın aralık kapısından içerideki kasvetli ortama süzülen ışık demetinin önünde durdu. Falcı, çocuğun elini avucunun içine aldı. Gözlerini bir sağa bir sola gezdirerek çocuğun ı o ® c SİHİRBAZIN FİLİ elini yakından inceledi; sanki Peter Augustus Duchene’in avucunun içinde, çocuğun yaşam öyküsünü anlatan, küçücük sözcüklerle yazılmış bir kitap vardı. “Hımm,” dedi sonunda. Çocuğun elini bıraktı ve gözlerini kısarak yüzüne baktı. “Önünde sonunda küçük bir çocuksun sen.” “ On yaşındayım,” dedi Peter. Başındaki şapkayı çıkardı ve olabildiğinde uzun boylu görünmeye çalışarak dimdik durdu.

“ Üstelik yiğit ve dürüst bir asker olmak için eğitim alıyorum. Ama kaç yaşında olduğumun bir önemi yok. Parayı aldığına göre, sorumu yanıtlamasın.” “ Demek yiğit ve dürüst bir asker, ha?” dedi falcı. Bir kahkaha atarak yere tükürdü. “Pekâlâ, yiğit ve dürüst asker, öyle diyorsan öyledir. Sor bakalım sorunu.” Peter’ın içine bir korku düştü. Ya onca zaman sonra, gerçeği kaldıracak gücü yoksa? Ya j® n e-c K ate D i C amillo aslında gerçeği bilmek istemiyorsa? “ Konuş” dedi Falcı. “ Sor hadi.” “Annemle babam,” dedi Peter. “ Soracağın soru bu m u?” dedi falcı. “ İkisi de öldü.” Peter’m elleri titredi. “ Sorum bu değil,” dedi.

“ Öldüklerini biliyorum. Bana, bilmediğim bir şey söylemelisin. Bana başka bir şey… bana söylemen gereken şey… ” Falcı gözlerini kıstı. “Aaa, anladım. Onu mu soruyorsun? Kız kardeşini. Sorun bu mu? Pekâlâ. O yaşıyor.” Peter’m yüreği bu sözcüklere takılı kaldı. 0 yaşıyor. 0 yaşıyor! “Lütfen! Bitmedi” dedi Peter. Gözlerini kapadı. Bütün dikkatini topladı. “Eğer yaşıyorsa, onu bulmalıyım. Sorum şu: O nerede, ona nasıl ulaşırım?” Gözleri kapalı bekledi. “ Fil,” dedi falcı.

12 ®c SİHİRBAZIN FİLİ “Ne?” dedi Peter. Gözlerini açtı, yanlış duyduğundan emindi. “ Fili takip etmelisin,” dedi falcı. “ Fil, seni ona götürecek. ” Peter’m az önce coşkuyla dolup taşan yüreğindeki heyecan yavaş yavaş söndü. Şapkasını tekrar başına geçirdi. “ Benimle dalga geçiyor olmalısın” dedi. “ Burada fil mil yok.” “Üstüne bastın,” dedi falcı. “Gerçek bu; en azından şimdilik. Ama farkında değilsen söyleyeyim: gerçek, durmadan değişir.” Falcı çocuğa göz kırptı. “ Biraz bekle bakalım,” dedi. “ Göreceksin.” Peter dışarı çıktı.

Gri gökyüzü yağmur bulutlarıyla kaplıydı ama her yerde konuşan, gülüşen insanlar vardı. Bağıran satıcılar, çığlık çığlığa koşuşan çocuklar ve bütün bunlann ortasında, kara köpeğiyle yan yana oturmuş, karanlıkla ilgili şarkı söyleyen bir dilenci. Görünürde tek bir fil bile yoktu. , / ö 1 3 © c K ate D i C amillo Yine de, Peter inatçı yüreğini susturamıyordu. Kalbi, basit ama olanaksız iki sözcüğün ritmiyle atıyordu: 0 yağıyor, o yağıyor, o yağıyor. Olabilir miydi? Hayır, olamazdı. Doğru olsaydı, Vilna Lutz ona yalan söylemiş olurdu ve bir asker, yüksek rütbeli bir subay için yalan söylemek hiç de onurlu bir davranış değildi. Vilna Lutz elbette ki yalan söylemezdi. Hayır, kesinlikle söylemezdi. Yoksa, söyler miydi? “ Kış geldi,” diye şarkısına devam etti dilenci. “Etraf karanlık, hava soğuk; hiçbir şey göründüğü gibi değil ve gerçek durmadan değişir.” “Gerçeğin ne olduğunu bilmiyorum,” dedi Peter, “bildiğim bir şey varsa, o da yaptığımı itiraf etmem gerektiği. Vilna Lutz’a anlatmalıyım.” Omuzlarını arkaya attı, şapkasını düzeltti ve Polonez Evleri’ne giden uzun yolda yürümeye başladı.

.

.

PDF Kitap İndir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir