Oliver Goldsmith – Yanlışlıklar Gecesi

(Mr. Hardcastle ileMrs. Hardcastle sağdan girerler.) Mrs. HARDCASTLE. – Sonuç olarak, garip adamsınız, Mr. Hardcastle. Acaba köyde oturan bunca insan içinde biraz paslarını silmek için arasıra Londra’ya gitmeyen bizden başka kimse var mı? İşte çifte Miss Hogg’lar, işte komşumuz Mrs. Grigsby; her kış bir ay şöyle bir kendilerine gelmek için kente gidiyorlar. HARDCASTLE. – Evet, gidiyorlar ya., gidiyorlar da., kendilerine tam bir yıl yetecek kadar gurur, yapmacık getiriyorlar! Londra kendi halkını evlerinde tutamıyor, şaşıyorum. Benim zamanımda kentin çılgınlıkları aramıza pek yavaş sokulurdu. Şimdiyse posta arabasından daha çabuk, yol alıyorlar.


Kentin züppelikleri posta arabalarında dışarda oturan yolcular gibi değil de en iyi yerlere oturmuş geliyorlar! Mrs. HARDCASTLE. – Evet, sizin zamanlarınız ger15 çekten yaman zamanlarmış! Yıllardır hep o zamanlan anlatır dururuz. Biz burada eski, herkesin yol üstü hanı sanacağı kocaman bir konakta oturuyoruz, fakat kimseyle görüştüğümüz yok. En iyi konuklarımız papazın karısı yaşlı Mrs. Odfish ile topal dans öğretmeni küçük Cripplegate. Bütün eğlencelerimiz de sizin Prens Eugene ve Marlborough Düküyle ilgili anılarınız! Ben böyle eski şeylerden nefret ediyorum. HARDCASTLE. – Ben de bunlan seviyorum. Ben zaten eski olan her şeyi severim: Eski dostları, eski zamanları, eski görenekleri, eski kitapları, eski şarabı! (Karısının elini tutarak.) Ve Dorothy, sen yaşlı karımı da çok sevdiğimi yadsıyamazsın hani. Mrs. HARDCASTLE. – Tanrım! Mister Hardcastle, siz de her zaman Dorothylerinizden, yaşlı kanlarınızdan söz edersiniz. Siz Darby olun isterseniz ama, şunu bilin ki, ben Joan olamam.

(*) Hem ben böyle göstermek istediğiniz kadar yaşlı da değilim. Yirmiyi yirmiye ekleyin de ne eder ona bakın. HARDCASTLE. – Dur bakayım: Yirmi yirmi daha tam elli yedi eder! Mrs. HARDCASTLE. – Yalan Mister Hardcastle, yalan. Birinci kocam Mr. Lumpkin’den olan oğlum Tony’yi doğurduğum zaman daha yirmi yaşımdaydım. Tony de daha adam denebilecek yaşa bile gelmedi. HARDCASTLE. – Hiç gelmeyecektir de; bunun için onun adına ben size söz verebilirim. Onu öyle güzel yetiştirmişsiniz ki! (*) Birbirini çok seven ünlü kan-koca. 16 Mrs. HARDCASTLE. – Ne çıkar! Tony Lumpkin’in parası çok.

Oğlum bilgisiyle geçinecek değil ya. Yılda bin beş yüz İngiliz lirası harcamak için bir çocuğun pek bilgiye gereksinimi olmaz ki. HARDCASTLE. – Bilgi, ha! Onunkisi yalnızca bir sürü şeytanlık ve zarar vericilik. Mrs. HARDCASTLE. – Şakacılık de sevgilim. Şakacılıktan başka bir şey değil. Eee Mr. Hardcastle, çocukta bir parça şakacılığı hoş görmelisin. HARDCASTLE. – Ben, atların su içtiği çukuru ondan daha hoş görürüm. Eğer uşağın kunduralarını yakmak, hizmetçi kızları korkutmak, kedi yavrularına eziyet etmek şakacılıksa, evet, oğlunuz gerçekten şakacı. Daha dün perukamın kuyruğunu sandalyemin arkasına bağlamış, selam vermek için eğilince dazlak kafamı şap diye Mrs. Frizzle’in yüzüne çarptım.

Mrs. HARDCASTLE. – Bunda benim ne suçum var? Zavallı çocuk her zaman bir işe yaramayacak kadar hastalıklıydı. Okula göndermek onu öldürmek demekti. Hele biraz güçlensin de bir iki yıl Latince okusun, kim bilir ne olur? HARDCASTLE. – Latince okuyacak, ha? Kediye keman çaldır, daha iyi! Yok, yok; onun gideceği okullar birahaneyle ahırdır. Mrs. HARDCASTLE. – Peki, peki, ama şimdi aşağılamanın sırası değil. Aramızda kalacağı günler sayılı; yüzüne kim baksa verem olduğunu anlar. HARDCASTLE. – Evet, eğer habire şişmanlamak verem belirtisiyse… Mrs. HARDSCATLE – Arasıra öksürüyor… 17 HARDCASTLE – Evet, içki genzine kaçtığı zaman. Mrs. HARDCASTLE.

– Ciğerleri beni gerçekten korkutuyor. HARDCASTLE. – Beni de; bazen öküz gibi boğmuyor. (Tony, sahnenin arkasında ve sağ yanda “hallo ” diye bağırır.) Hah işte orada… Vah vah, zavallı çocuğu verem yemiş, bitirmiş! (Tony sağdan girer ve sahnede bir yandan bir yana yürür.) , Mrs. HARDCASTLE. – Tony, nereye gidiyorsun, şirin çocuğum benim? Birazcık babanın, annenin yanında kalmaz mısın, yavrum? TONY. -.Acele işim var anne, kalamam! Mrs. HARDCASTLE. – Böyle soğuk ve sert bir akşamda dışarı çıkmamalısın, yavrucuğum. Baksana yüzün gözün sararmış! TONY. – Kalamam, diyorum. Üç Güvercin Meyhanesi’nde beni bekliyorlar, epey eğlence olacak orada… HARDCASTLE.

– Evet., meyhane, gene orası, zaten ben de öyle düşünüyordum. Mrs. HARDCASTLE. – Oradakiler aşağı takımdan bayağı insanlar, oğlum. TONY. – Hiç de öyle değil: Vergi tahsildarı Dick Miggins, baytar Jak Slang, laternacı küçük Aminadab ve tenekeci Tom Twist. Mrs. HARDCASTLE. – Yalvanrım sana, sevgili oğlum, hiç olmazsa bir gececik olsun onların umutlarını boşa çıkar. TONY. – Onların umutlarını boşa çıkarmaya pek aldırmam, ama kendi umutlarımı boşa çıkarmaya razı olamam. 18 Mrs. HARDCASTLE, Tony’yi tutarak. – Gitmeyeceksin! TONY.

– Gideceğim diyorum sana. Mrs. HARDCASTLE. – Ben de gitmeyeceksin, diyorum… TONY. – Bakalım hangimiz güçlü; sen mi, ben mi? (Annesini dışarıya sürükleyerek çıkar.) HARDCASTLE. – İşte, işleri güçleri birbirini şımartmak olan bir çift gidiyor! Fakat ne yaparsın? Zamanımızda herkes aklı ve önlemi kapı dışarı etmiyor mu? işte benim sevgili, güzel kızım Kate; zamanın modası ona bile bulaşmış. Londra’da bir iki yıl oturdu, o da artık su katılmamış Londralılar gibi tüllere, o süslü püslü Fransız paçavralarına kapıldı gitti. (Sağdan Miss Hardcastle girer.) HARDCASTLE. – Maşallah, benim cici çocuğum! Her günkü gibi gene süslü puslusun. Kız, üstünde ne kadar gereksiz ipek kumaş var böyle! Zamanımızın ahmaklarına bir türlü anlatamıyorum ki, kendini beğenmişlerin süs püsleriyle bütün yoksul insanlar giydirilebilir. Miss HARDCASTLE. – Aramızdaki anlaşmayı biliyorsunuz, efendim. Sabahlan konuk kabul etmeme, konukluğa gitmeme ve istediğim gibi giyinmeme izin verdiniz.

Akşamlan da sizi hoşnut etmek için ev giysileri giyiyorum. HARDCASTLE. – Evet, aklında tut, anlaşmamızın koşullanna bağlılık isterim. Ha, şunu da söyleyeyim; bu akşam senin sözümü ne kadar dinlediğini deneme fırsatını bulacağım, sanınm. Miss HARDCASTLE. – Ne demek istediğinizi anlamıyorum, efendim. 19 HARDCASTLE. – Öyleyse açık söyleyeyim, Kate; kocan olmak için seçmiş olduğum genç centilmen bu akşam Londra’dan gelecek. Babasından mektup aldım, oğlunun buraya gelmek üzere yola çıktığını, kendisinin de bir iki gün sonra geleceğini yazıyor. Miss HARDCASTLE. – Öyle mi? Keşke bunu daha önce bileydim! Tanrım, nasıl davranacağım? Eminim ondan hoşlanmayacağım. Görüşmemiz o kadar resmi olacak, bayağı bir iş görüşmesine o kadar benzeyecek ki, dost olmamıza, birbirimizi beğenmemize olanak kalmayacak. HARDCASTLE. – Onu beğenip beğenmemene karışmam, buna inan, çocuğum; ama senin için seçtiğim Mr. Marlow, sık sık adını duymuş olduğun eski arkadaşım Sir Charles Marlow’un oğludur.

Devlet hizmetine girmek için çok iyi yetiştirilmiştir. Duyduğuma göre çok anlayışlı, zeki bir gençmiş. Miss HARDCASTLE. – Öyle mi? HARDCASTLE. – Hem de çok iyi yürekliymiş. Miss HARDCASTLE. – Hoşlanacağım sanıyorum… HARDCASTLE. – Genç ve gözüpekmiş. Miss HARDCASTLE. – Hoşlanacağıma kuşku yok. HARDCASTLE. – Hem de pek yakışıklıymış… Miss HARDCASTLE. – Sevgili babacığım, söyleme artık. (Babasının elini öper.) O benimdir.

Ona varacağım! HARDCASTLE. – Kate, üstelik de çok utangaç, çok çekingen bir delikanlıymış. Miss HARDCASTLE. – A, bu sözünüzle beni bir ölü gibi soğuttunuz. Şu çekingen sözü bütün öteki övmelerinizi hiçe indirdi. Çekingen aşık kıskanç koca olur, derler. HARDCASTLE. – Hiç de değil. Terbiye ve utangaç20 lık ancak yüksek erdemlerle süslenmiş gönüllerde bulunur. Onun özyapısında benim en çok hoşuma giden bu utangaçlığı ve çekingenliği oldu. Miss HARDCASTLE. – Ben de size şunu söyleyeyim: Benim hoşuma gitmesi için onun daha parlak özellikleri olması gerek, fakat dediğiniz gibi o kadar genç, o kadar yakışıklı, her şeyi o kadar üstünse, sanıyorum ki, uyuşabiliriz. Evet, ona varacağımı sanıyorum.

.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.