Theodor Fontane – Effi Briest 2

Yılbaşı balosu sabaha değin sürmüş, EfFi bu baloda çok beğenilmişti; kuşkusuz bu, Gieshübler’in limonluğundan geldiği herkes tarafından bilinen kamelya buketinin beğenilmesi gibi büsbütün karşı çıkmasız olmamıştı. Yılbaşı balosundan sonra da her şey eskisi gibi kaldı; toplum yaşamında buluşmalar için ancak birkaç deneme yapılmıştı. Böylelikle kış EfFi’ye çok uzun geldi. Komşu soylu aileler onlara pek seyrek geliyor ve zorunlu karşı ziyaretlerden önce EfFi her seferinde yan yaslı bir sesle: “Peki, Geert, kesinlikle gitmemiz gerekiyorsa gidelim; ama sıkıntıdan patlıyorum” diyerek görüşünü belirtiyordu. Bu sözlere Innstetten her zaman yalnızca hak verirdi. Bu gibi ziyaretlerde aile, çocuklar, hatta tanm üzerine söylenenler yine de çekilebiliyordu; ancak sıra kilise işlerine gelip de hazır bulunan papazlara küçük papalar gibi davranıldığı ya da onlar da kendilerini böyle gördükleri zaman Effi’nin sabrı tükenir, genç kadın bir katedrale atanabilecek yetenekte olduğu her büyük törende söylenmesine karşın hep çekingen ve alçakgönüllü olan Niemeyer’i acı acı anımsardı. Borcke, Flemming, Gransenabb aileleri, Sidonie Grasenabb dışında, ne denli nazik davransalar da, onlarla 11 bağdaşmak olası değildi; Gieshübler olmasa, neşelenmek, oyalanmak ve hatta yalnızca biraz huzur duymak bile bazen çok güçtü. Gieshübler küçük bir koruyucu gibi EfFi’ye özen gösteriyor, EflFi de bu özeni minnetle karşılıyordu. Gieshübler, bütün öteki meraklannm dışında elbette dikkatli ve sıkı bir gazete okuruydu. Üstelik okuma kulübünün de başında bulunuyordu. Bu nedenle Mirambo’nun, içinde türlü türlü dergi ve gazete bulunan büyük bir zarf getirmediği gün hemen hemen yok gibiydi. Bu dergi ve gazetelerde ilgi çeken yerlerin altı çoğunlukla küçük, ince bir kurşunkalemle çizilmiş bulunur, bunun altındaysa kalın bir mavi kalem çizgisi ve yanda da bir ünlem ya da soru işareti görülürdü. Gieshübler bununla da kalmazdı; kırmızı, küçük bir şeritle sanlı parlak kâğıtlar içinde incir, hurma, çikolata da gönderir, limonluğunda son derece güzel bir çiçek açacak olursa, onu da Effi’ye kendisi getirirdi. İşte o zaman, bir baba ve amcanın, bir öğretmen ve tutkun bir erkeğin duyabileceği bütün güzel sevgi duygularını karmakarışık bir halde kendisi için beslediği o çok sevimli genç kadınla gevezelik ederek mutlu bir saat geçirirdi. Effi, bütün bunlardan duygulanıyor, bu konudaki duygulannı sık sık Hohen-Cremmen’e yazıyordu; o denli ki, annesi sonunda onun “simyacıya olan aşkı”yla alay etmeye başladı.


Ancak iyi niyetle yapılan bu şakalar amacından sapıyor, hatta neredeyse Effi’ye acı verecek kadar dokunuyordu; çünkü böylece Effi, evlilik yaşamında aslında neyin eksik olduğımu, belli belirsiz de olsa, duyumsamıştı: Effi, kendisine bağlılık gösterilmesinden, neşe ve duygulanmn uyarılmasından, küçük özen ve iltifatlardan yoksundu. Innstetten iyiydi, hoştu; ama sevmesini bilen bir adam 12 değildi. Effi’yi sevdiğini duyumsuyor ve böyle olduğu için vicdanının rahat olması, kendisini aynca çaba harcamaktan alıkoyuyordu. Friedrich lambayı getirdiği zaman Innstetten’m, karısının odasından kendi odasına çekilmesi, artık hemen hemen bir görenek haline gelmişti. “İçeride daha yapılacak kanşık bir işim var” diyerek giderdi. Gerçi kapının perdesi aç’k durur; Effi, kocasının dosyayı kanştırdığını ya da yazı kaleminin cızırtısını işitebilirdi; ancak hepsi de bu kadardı. Sonra Rollo gelir, Effi’nin önüne, şömine kiliminin üzerine uzanarak sanki: “Yine seni gelip görmek zorundayım; başka kimse bunu yapmıyor” demek isterdi. O zaman Effi eğilir, yavaşça: “Evet, Rollo, biz yalnızız” derdi. Saat dokuzda da Innstetten, çay içmek üzere, elinde bir gazete olduğu halde, yeniden görünürdü. Özellikle de takındığı tavır ve kullandığı dil nitelendirilemez olduğu için Eugen Richter’e (♦) yine çok öfkeli olan prensten söz açar, sonra atamalara, verilen nişan ve rütbelere geçer, bunlardan çoğuna karşı çıkardı. Sonunda seçimlerden, henüz saygılı insanların bulunduğu bir bölgeyi yönetmenin bir mutluluk olduğundan söz ederdi. Bunları bitirince, Wagner âşığı olduğu için, Eflfi’ye Lohengrin’den ya da Walküre’den bir şey çalmasını rica ederdi. Wagner’e neden tutkun olduğu belli değildi; kimileri, buna onun sinirlerinin neden olduğunu söylerdi; çünkü İnstetten çok sakin görünmesine karşın aslında sinirli biriydi; kimileri de bunu Wagner’in Yahudi sorunu karşısında takındığı tavra (*) Eugen Richter (1838-1906): Almanya’da solcu liberal parti önderi. I867’de Reichstag’a ve I869’da aynı zamanda Prusya Millet Meclisi’ne üye olmuştur. Bismarck’m en şiddetli karşıtlanndan biridir.

(Çev.) 13 bağlardı. Herhalde iki yanın da hakkı vardı. Saat onda Innstetten gevşer, iyi niyetle davranmasına karşın, biraz da yorgun bir halde Eflfi’yi şöyle bir iki okşamaya özenirdi; genç kadın, bu okşayışlara iyice karşılık vermeksizin kendini bırakırdı. * * * Böylece kış geçti, nisan geldi, avlunun arkasındaki bahçe yeşermeye başladı; Effi buna seviniyordu; kumsal gezintileri ve banyo konuklarıyla yazın gelmesini artık bekleyemez olmuştu. Geçen günleri ammsadığı zaman, Gieshübler’in evindeki Trippelli akşamı, sonra yılbaşı balosu ona çekilir gibi geliyordu; bunlar güzel şeylerdi. Ancak sonraki aylar çok boş ve sıkıcıydı ve özellikle de o denli tekdüze geçmişti ki, hatta Effi bir kez annesine bile şunlan yazmıştı: “Anne, şu bizim hortlağımızla hemen hemen banşmış durumda olduğumu düşünebiliyor musun? Elbette, Geert’in, prensin yanında olduğu o korkunç geceyi bir daha geçirmek istemem, kesinlikle istemem; ama hep yalnız kalmak, yaşamda hiçbir şey görüp geçirmemek, bunun da insana ağır ve güç gelen bir yanı var. Gece uyanacak olsam, pabuçlann yere süründüğünü duyup duymayacağımı anlamak için arada yukarıya kulak veriyorum ve her yan sessiz kalırsa, neredeyse düş kırıklığına uğruyor, kendi kendime; O denli kötü davranmadan ve çok yakından geçmeden keşke yeniden gelse, diyorum.” Effi bu satırları şubatta yazmıştı; şimdi neredeyse mayıs geliyordu. Karşıdaki koru yeniden canlanıyor, ispinoz kuşlannın öttüğü işitiliyordu. Aym hafta içinde leylekler de geldi; bunlardan biri, evin üstünden yavaş yavaş süzülerek geçti, sonra Utpatel’in değirmeninin yanmdaki bir sa14 manlığın üstüne indi. Burası o leyleğin eski yeriydi. Artık Hohen-Cremmen’e genellikle daha sık mektup yazan Effi, bu olayı da bildirdi ve şu satırlan da aynı mektubun sonunda yazıyordu: “Sevgili anneciğim, az daha unutuyordum: Hemen hemen dört haftadır burada olan redif bölge komutanını sana yazmadım. Acaba gerçekten bizimle uyuşacak mı? İşte asıl sorun bu, hem de önemli bir sorun. Her zaman içinde bulunduğumuz toplumsal eksikliği bilmediğin için, kim bilir buna ne denli güleceksin ve gülmekte de haklısın.

Bu eksikliği, herkes duymasa bile, soylu ailelerle bir türlü bağdaşamayan ben çok iyi duyumsuyorum. Belki de suç bende. Ancak suç bende olsun olmasın, hepsi bir; asıl sorun, o eksiklik ortada kalıyor. Bu nedenle yeni bölge komutanını bütün o kış haftalarının içinden avuntu getiren bir kurtancı olarak karşılıyorum. Ondan önceki bölge komutanı, tavır ve davranışlan kötü, ahlakı ve huylarıysa daha da kötü olan, üstelik para işlerinde de hiç dürüst davranmayan, nefi-et edilesi bir adamdı. Her zaman onun yüzünden üzüntü çektik. Innstetten benden çok üzüntü çekti; nisan başında Binbaşı von Crampas’ın (yeni komutanın adı) geldiğini işittiğimiz zaman, bu sevgili Kessin’de artık hiçbir kötülük karşımıza çıkmayacağı için Irmstetten’la sevincimizden kucaklaştık. Ancak biraz önce de yazdığım gibi. Binbaşı von Crampas’ın buraya gelmesine karşm, yine de toplum yaşamımızda hiçbir değişiklik olacağa benzemiyor. Bu adam evli, biri on, biri sekiz yaşında iki çocuğu var; kansı kendisinden bir yaş büyük olduğuna göre, kırk beş yaşında. Bunun aslında öyle pek zaran yok. Aımem yaşındaki bir kadınla niçin çok iyi görüşüp zaman geçirmeyeyim? Trippelli de otuzlanndaydı; ama 15 onunla pek iyi bağdaşmıştık. Aslı faslı belli olmayan Bayan von Crampas’la anlaşma olanağı göremiyorum. Bu kadın hep suratsız ve neredeyse karaduygulu (tıpkı bizim Bayan Kruse gibi; bana her bakımdan onu anımsatıyor); bütün bunlar, kıskançlıktan. Söylendiğine göre, Crampas çok macera geçirmiş; hep kadmlann peşinden koşarmış.

Ben böyle erkekleri gülünç bulurum; bu adam da, böyle işler yüzünden bir arkadaşıyla düello etmemiş olsa, bana gülünç gelirdi.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir