Hebbel Maria – Magdalena

Şairin uzun uzun kendi içine kapanması, doğası, yaradılışı gereğidir. Đç yaşamının dehlizlerine dalınca dış dünyayı ancak sonra sonra anımsayabilir. Buna karşın doğa, bu iki şeyin birbiriyle nasıl içiçe geçmiş olduğunu, birbirlerini nasıl aydınlatıp tamamladıklarını ışıklı bir görünüm halinde göstermek için onu seçmiştir. Çünkü doğa, yarattığı yapıtın karşısında sevinerek geri çekilen ölümlü bir sanatçının, kendisine istekle bakan ve uzun zamandan beri sessizce onu isteyen en sevdiği çocuğuna çelik kalemini dostça uzattığı gibi değil, büyük düşlerini gerçekleştirmesi ve başyapıtını elinden geldiği kadar ve yalnızca kaba ve ölü çizgileri içinde yansılayarak haz duyması için ona uzatır. Yalnız, onun bizzat en küçük ayrıntıya bölünmesi ve sonunda toparlanmak zorunda kalması; parçada bütün olarak kendini tatması ve bitişte başlangıcı bulunması gereklidir. Ancak düşünceye en yüksek kendini tadış biçimi veren, onunla bütünleşebilir. Bütün alt basamaklar onu temiz, tam ve dürüst görünme olanağından yoksun bırakırlar. Doğa, onun için “Her şey yolundadır!” demeden önce son kez evrene bakarak, büyülü asasını kıracak yerde insana güvenmiştir. O zaman insan, önünde sonsuz bir ürkü duyduğu katı maddenin yasasından öç almak için birinci kapalı çember içine ikincisini koyar ve karşıtlar ancak orada uyumlu bir biçimde birbirleriyle çatışırlar. Temiz yürekli sanatçı bu büyük armağan önünde önce ürperir ve çok geçmeden, teşekkür anlamında kendini feda etmek zorunda olduğunu anlar. Kendi derinliklerine, ta yüreğinin içine iner. Gecenin kendisi için bir mezar olup olmadığını sormaz; korkulu bir istek içinde gidebildiği kadar gider ve içindeki çılgını, kalkanında, barışa götürür. Yalnızca, taç giymeyi ummadığı gibi ona da hemen hemen umut bağlamaz. Ama böylece, kendisine öncülük edecek olan Arian’ın ipliğini kendi içinde eğirince, birdenbire bir ruhla dolduğunu duyumsar. Tanrı esirgemesinin gerçek bir çağrısı olan bu ruh, onu zaman içine yerleştirir.


Bu çağrıya uymayan, parçalanacağını göstermiş olur. Ben bu çağrıyı çok zaman önce duydum ve vakit yitirmeden geldim. Ve bakışım uzaklara çevrilince, içim birdenbire sıla özlemiyle doldu. Dış dünyayı bütün genişliği içinde izlemek istedim. Yalnız, bu araçtan yoksun olduğumu da gördüm. Fakat o zaman bir deha, hemen yardımıma koştu; ayağım topraktan kurtuldu. Bunun ne demek olduğunu ancak şimdi, Tanrı esirgemesi şiirleşerek yemiş olmak isteyince değerlendirebiliyorum. Bu, sendin, ey prens ve bey! Şimdi izin ver de bana, varolanların belki en basit ve yalını olan ve bana dünyanın yazgısını aydınlatan bu küçük tabloyu teşekkür anlamında sana getireyim! Saray salonları için uygun düşmüyorsa bağışla beni! Bu, yeni ilkyazın ilk belirtisidir; onu ilk olarak sana sunayım. KĐŞĐLER ANTON USTA, marangoz. ANA, karısı. KLARA, kızları. KARL, oğulları. LEONHARD. Noter Yazmanı. WOLFRAM, bir tüccar.

ADAM, Mahkeme Görevlisi. Đkinci bir görevli. Bir oğlan çocuğu. Bir hizmetçi kız. Olay küçük bir kentte geçer. BĐRĐNCĐ PERDE Marangozun evinde bir oda. I. SAHNE Klara, anası. KLARA. – Sırtındaki gelinliğin mi? Aman, ne kadar da yaraşmış! Sanki bugün terziden alınmış. ANA. – Görüyorsun ya, kızım, moda o kadar değişiyor ki, bir an geliyor, artık yerinde sayıyor; sonra da eskiler ortaya çıkmaya başlıyor. Bu sırtımdaki giysinin modası on kez eskimişti, aynı şey on kez yeniden moda oldu. KLARA. – Ama bu defaki tam değil, anneciğim.

Zıddına gitmesin, şimdi yenler çok geniş. ANA, gülümseyerek. – Zıddıma gitmesi için benim yeniden kız olmam gerek. KLARA. – Demek gelin olurken senin de giysin böyleydi. Ama başında bir de taç vardı galiba? ANA. – Öyle olmasa yıllarca saksıda mersin yetiştirir miydim? (*) KLARA. – Sana kaç kez rica ettiğim halde gelinliğini bir kerecik olsun giydiremedim. “O artık benim gelinliğim değil, ölümlük giysim! Böyle şeylerle alay edilmez!” derdin. Ben de artık ona bakamaz olmuştum. Çünkü öyle bembeyaz, asılı gördükçe hep öleceğin ve öldüğün zaman kocakarıların sana onu giydirecekleri aklıma gelirdi. Bugün niçin giydin? ANA. – Đnsan benim gibi ağır hasta olup da bir daha iyileşip iyileşmeyeceğini bilmeyince çok şeyi düşünmek zorunda kalıyor. Ölüm, sandığımızdan daha korkunç! Đnsanın dünyasını karartıyor! Çevremizde pırıldayan renk renk, neşeli ışıkları birbiri ardından söndürüyor; kocamızın, çocuklarımızın bakışları artık eskisi gibi parlamıyor. Her şeyi karanlıklar örtüyor.

Ama ölüm içimizde bir ışık yakıyor ki, görmek istemediğimiz birçok şeyi de onunla görüyoruz. Bunu demekle bazı günahlarım olduğunu söylemek istemiyorum. Ben Tanrının gösterdiği yolda yürüdüm. Evimin işlerini elimden geldiği kadar başardım. Seni ve kardeşini Tanrı korkusuyla büyüttüm, babanızın alınteriyle kazandığını da savurmadım, tuttum. Ama hep yoksullar için bir kıyıya birkaç kuruş koymayı da bildim. Bazan, neşesiz bir zamanımda, yahut birçoğu birden başvurduğu için, bir yoksulu geri çevirdiğim olduysa bu, onun için büyük bir anlam taşımazdı: Çünkü gene çağırır, bu kez iki katını verirdim. Fakat bütün bunları ne diye söylüyorum? Đnsan buna karşın ölümden korkuyor! Son saatin yaklaştığını duyumsayınca iki büklüm oluyor, bir solucan gibi büzülüp küçülüyor! Tıpkı bir uşağın ay sonu geldiği zaman parası kesilmesin diye, kötü yaptığı işi düzeltme izni almak için efendisine yalvardığı gibi, yaşamak için Tanrı’ya yalvarıyor. KLARA. – Artık bundan söz etme anneciğim, üzülüyorsun. ANA. – Hayır çocuğum, tersine iyileşiyorum. Sağlığım da, gücüm de yine yerine gelmedi mi? Tanrının beni bu çağırışı, gelinlik giysimin henüz lekesiz ve temiz olmadığını anlamam için değil miydi? Mezarımın başına kadar gitmişken bana yine geri dönme olanağını bağışlaması, süre vermesi, bu kutsal düğüne hazırlanmam için değil mi? Tanrı bu iyiliğini, dün akşam okuduğun Đncil’deki yedi erdenden bile esirgedi. Bugün gelinliğimi, on üç yoksul ayinine giderken, bu nedenle giydim. Onu bir kez de yaşamımın en güzel, en dindarca kararlarını aldığım gün giymiştim.

Bugünse aynı giysinin bana henüz yerine getiremediğim kararları anımsatmasını istiyorum. KLARA. – H‰l‰ hastaymışsın gibi konuşuyorsun.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir