Clive Cussler – Dirk Pitt #9 – Hazine

15 Temmuz M. S. 391 Bilinmeyen Bir Ülke Belli belirsiz titrek bir ışık, dehlizin karanlığında ürkütücü bir biçimde dans ediyordu. Dizlerinin altına kadar inen, yün bir harmaniye ye sarınmış adam durakladı, elindeki yağ kandilini başının üstüne doğru kaldırdı. Soluk ışık, altın ve kristalden yapılmış bir tabutun içindeki cansız bedeni aydınlatarak arkadaki düz duvara, garip, kıpırtılı gölgeler yansıttı. Harmaniydi adam bir an tabutun içindeki cansız bedenin donuk gözlerine baktı, sonra kandili indirerek döndü. Bir ölüm sessizliği içinde, uzun bir sıra halinde duran nesneleri inceledi. Öylesine çoktular ki, uzun mağaranın karanlığının da etkisiyle sonsuza kadar uzanıp gidiyor gibi görünüyorlardı. Junius Venator, sandaletlerini mağaranın engebeli zemininde sürüye sürüye yürümeye başladı. Dehliz genişledikçe genişledi ve büyük bir galeri çıktı önüne. Galerinin on metre yüksekliğindeki kubbe biçimli tavanı kemerler üzerine oturtulmuştu. Kireç taşına oyulmuş oluklar duvarlardan kıvrıla kıvrıla iniyordu; böylece sızan su bu olukların yardımıyla derin havuzlara aktarılıyordu. Duvarlara, bronzdan yapılmış binlerce garip, yuvarlak kabın doldurduğu oyuklar sıralanmıştı. Ortada düzenli bir biçimde yığılmış tahta sandıklar olmasa, insan burayı Roma’nın altındaki yeraltı mezarlarından biri sanabilirdi. Venator, sandıklara iliştirilmiş bakır levhacıklara bakarak, üstlerindeki numaraları, açılır kapanır küçük bir masaya yaydığı papirüs tomarında yazılı numaralarla karşılaştırdı.


Hava kuruydu, ağırdı; tenini kaplayan toz tabakası arasından ter damlacıkları akmaya başladı. İki saat sonra, her şeyin yerli yerinde olduğunu öğrenmekten memnun, tomarı katlayıp belindeki kuşağa soktu. Galerideki eşyalara son bir kere uzun uzun baktı ve üzüntüyle iç çekti. Onları bir daha göremeyeceğini, onlara bir daha dokunamayacağını biliyordu. Yorgun düşmüştü; dönüp kandili ileriye doğru tutarak dehlizde yürümeye başladı. Genç değildi Venator, elli yedisine gelmişti, yaşadığı çağa göre yaşlı sayılırdı. Ağarmış saçları, kırışıklıklarla dolu yüzü, çökük yanakları, yorgun adımları, artık yaşama bağlı olmayan bir adamın bitkinliğinin belirtileriydi. Yine de, içinin derinliklerinde bir çeşit tatmin duyuyordu. Büyük tasarı gerçeğe dönüşmüştü, omuzlarındaki ağır yük kalkmıştı. Artık geriye bir tek o uzun Roma yolculuğunu hayırlısıyla bitirmek kalmıştı. Tepeye çıkan dört dehlizi daha geçti. Biri, taş yığınlarıyla kapatılmıştı. Kazıda çalışan kölelerden on ikisi, tavan çöktüğünde ölmüştü. Hâlâ oradaydılar, ezilmiş ve toprağa gömülmüşlerdi. Pek üzüntü duymuyordu Venator.

Yıllar boyunca imparatorluğun madenlerinde acı içinde çalışıp, sürekli aç yaşayarak hastalıklarla pençeleşmeden ya da çalışamayacak hale geldikleri için bir yana atılmadan önce ölmeleri daha iyiydi onlar için.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.