Karl Marx – Yahudi Sorunu

Bruno Bauer: Die Judenfrage, Braunschweig 1843 1 Alman yahudileri, özgürleşme 2 istiyorlar. Ne tür bir özgürleşme? Yurttaşsal 3 , politik özgürleşme. Bruno Bauer onları yanıtlıyor: Almanya’da kimse politik bakımdan özgürleşmiş 4 değil. Biz kendimiz özgür değiliz. Sizi nasıl özgürleştirebiliriz? Yahudiler olarak kendiniz için özel bir özgürleşme peşindeyseniz, siz yahudiler egoistsiniz demektir. Almanlar olarak, Almanya’nın politik özgürleşmesi için; insanlar olarak, insanlığın özgürleşmesi için uğraşmanız [sayfa 7] gerekir, ve özel bir tür baskılanma ve aşağılanma altında oluşunuzu, kuralın bir istisnası olarak değil, tersine, kuralın pekiştirilmesi olarak almak zorundasınız. Yoksa, yahudiler hıristiyan uyruklarla eşit tutulmak mı istiyorlar? Bu durumda, hıristiyan devletin haklılığını kabul ediyorlar ve genel baskı rejimini de tanıyorlar. Genel boyunduruğu onaylıyorlarsa özel boyunduruğu niye onaylamasınlar? Yahudi, Almanın özgür-oluşu 5 ile ilgilenmiyorsa, Alman, yahudinin özgür-oluşu ile niye ilgilensin? Hıristiyan devlet yalnızca ayrıcalıkları tanır. Bu devlette yahudi, yahudi olma ayrıcalığına sahiptir. Yahudi olarak, hıristiyanların sahip olmadığı haklara sahiptir. O zaman niye, kendisinin sahip olmadığı, ama hıristiyanların yararlandığı hakları istiyor? Yahudi, hıristiyan devletten özgürleşmek istemekle, hıristiyan devletin kendi dinsel önyargısını bir yana bırakmasını istiyor. Peki, yahudi, kendi dinsel önyargısından vazgeçiyor mu? O zaman bir başkasının kendi dininden vazgeçmesini istemeye hakkı var mıdır? Hıristiyan devlet, özü gereği, yahudileri özgürleştiremez. Ama, diye ekliyor Bauer, yahudi özü gereği özgürleşemez. Devlet hıristiyan, yahudi de yahudi olarak kaldıkça birinin özgürleşmeyi bahşetmeye güç yetiremezliği gibi, diğeri de elde etmeye güç yetiremezdir. Hıristiyan devlet yahudiye yalnızca hıristiyan devlet tutumuyla davranabilir, yani ayrıcalıklar bahşederek, yahudi-nin öteki uyruklardan ayrılışına izin vererek, ama ona toplumun tüm öteki ayrık kesimlerinin baskısını hissettirerek, ve bunu yahudi, egemen dinle dinsel karşıtlık içinde olduğu ölçüde çok hissettirerek.


Buna karşılık yahudi de, devlete karşı ancak yahudi tutumuyla, yani onu kendisine yabancı bir şeymiş gibi görerek davranabilir; imgesel milliyetini gerçek milliyetin karşısına koyarak, yanılsamalı hukukunu gerçek [sayfa 8] hukukun karşısına koyarak, kendisini insanlıktan ayırmakta haklılanmış sayarak, ilkesel olarak tarihsel harekette yeral-mayarak, genel olarak insanlığın geleceğiyle hiçbir ortaklığı olmayan bir gelecek umarak, kendini yahudi halkının bir üyesi, halkını da seçilmiş halk sayarak. Şu halde, siz yahudiler, neye dayanarak özgürlük istiyorsunuz? Dininize dayanarak mı? Ama o, devlet dininin can düşmanı. Yurttaş olarak mı? Almanya’da yurttaş yok. İnsan olarak mı? Ama siz, başvurduklarınızdan daha çok insan değilsiniz ki. Bauer, yahudi özgürlüğü sorununun önceki formülas-yonlarının ve çözümlerinin eleştirel bir analizini verdikten sonra, sorunu yeni bir biçimde koyuyor. Özgürleşmesi gereken yahudinin ve özgürleştirmesi gereken hıristiyan devletin doğası nedir? diye soruyor. Bunu yahudi dininin bir eleştirisiyle yanıtlıyor, yahudilik ile hıristiyanlık arasındaki dinsel karşıtlıkları çözümlüyor, hıristiyan devletin özünü açıklıyor – tüm bunları cüretli, keskin, zeki ve derinlikli bir biçimde, özenli olduğu kadar da güçlü ve enerjik bir yazım tarzıyla yapıyor. Peki, nasıl çözüyor yahudi sorununu Bauer? Vardığı sonuç nedir? Bir sorunun formülasyonu, onun çözümüdür. Yahudi sorununun eleştirisi, yahudi sorununa yanıttır. Öyleyse özet şöyledir: Başkalarını özgürleştirebilmek için, önce kendimizi özgürleştirmeliyiz. Yahudi ile hıristiyan arasındaki karşıtlığın en sert biçimi dinsel karşıtlıktır. Bir karşıtlık nasıl çözülür? Onu olanaksızlaştırarak. Dinsel karşıtlık nasıl olanaksızlaştırılır? Dini kaldırarak. Yahudi ve hıristiyan, birbirlerinin dinlerini, insan tininin gelişiminin farklı aşamaları, tarih tarafından çıkarılıp atılan farklı yılan derileri, insanları da bunları değiştiren yılanlar olarak görür görmez, artık dinsel değil, tersine eleştirel, bilimsel ve insani ilişkiler içine girerler. [sayfa 9] Bilim o zaman onların birliğini kurar.

Bilimsel karşıtlıklar da zaten, bilimin kendisi tarafından çözülürler. Alman yahudisi, özellikle, genelde politik özgürleşme yokluğu ve devletin açıkça telaffuz edilen hıristiyancılığı ile karşı karşıyadır. Ama Bauer’in kavramasında, yahudi sorununun, Almanya’ya özgü ilişkilerden bağımsız genel bir önemi var. Sorun, dinin devletle ilişkisi, dinsel bağ ve politik özgürleşme arasındaki çelişki sorunudur. Politik özgürleşme isteyen yahudiler için olduğu kadar, özgürleştirmesi ve kendi de özgürleşmesi gereken devlet için de, dinden özgürleşme koşul olarak koyuluyor. “Pekala,” deniyor ve bunu yahudinin kendisi diyor, “yahudi de yahudi olarak, yahudi olduğu için ve böyle kusursuz, evrensel olarak insani bir ahlak ilkesine sahip olduğu için özgürleştirilmek durumunda değildir; tersine, yahudi yahudi olmasına ve yahudi olarak kalmak durumunda olmasına karşın, yurttaşın arkasına geçecek ve yurttaş olacaktır. Yani, yurttaş olmasına ve evrensel olarak insani ilişkiler içinde yaşamasına karşın, yahudi yahudidir ve öyle kalır. Onun yahudi ve sınırlanmış doğası, sonunda, insani ve politik yükümlülükleri karşısında hep zafere ulaşır. Önyargı, genel ilkelerin kendisine üstün gelmesine karşın, sürer. Ama sürerse, o zaman, bu kez o, diğer her şeye üstün gelir.” “Yahudi, devlet yaşamı içinde ancak yanıltmaca 6 olarak, ancak görünüşte yahudi kalabilirdi. Öyleyse, yahudi olarak kalmak isteseydi, çıplak görünüm, özsel olan haline gelecekti ve zafer elde edecekti; bu demektir ki, yahudinin devlet içindeki yaşamı yalnızca bir görünüm ya da yalnızca özsel olanın ve kuralın karşısında geçici bir istisna olacaktı.” (“Die Fähigkeit der heutigen Juden und Christen, frei zu werden”, Einundzuıanzig Bogen s. 57. 7 ) [sayfa 10]

.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir