Agatha Christie – Klasik Detektif Hikayeleri

“Vampirlere dair Efendim, müşterimiz olan, Ferguson ve Muirhead firmasının sahiplerinden Mincing Lane’li çay tüccarı Mr. Robert Ferguson, aynı tarihte bize yazarak vampirlere ilişkin bilgi istemişti. Firmamızın ihtisas alanı makineler olduğundan, bu konu bizim ilgi alanımızın dışında kalmaktadır. Dolayısıyla Mr. Ferguson’a sizi tavsiye etmiş bulunuyoruz. Konuyu dikkatinize sunarız. Matilda Briggs Davası’ndaki başarılı faaliyetleriniz hatırımızdadır. Saygılarımızla. MORRISON, MORRISON VE DODO E. J. C. aracılığıyla.” – Matilda Briggs genç bir kadının ismi değildi, Watson, dedi Holmes, anılarla dolu bir ifadeyle. Bir geminin Sumatra’nın dev faresiyle ilintili ismi. Dünyanın henüz duymaya hazır olmadığı bir öykü.


Ancak biz vampirlerle ilgili ne biliyoruz ki? Bizim ilgi alanımıza giriyor mu? Her şey atalet ve durgunluktan iyidir gerçi, ama biz de bir Grimm masalına takıldık galiba. Kolunu uzat al da, V’nin ne dediğine bir bakalım. Geriye doğru uzandım ve bahsettiği kalın fihristi aşağıya indirdim. Holmes kitabı dizlerinin üzerinde dengeledi ve sevecen gözlerle bir ömrün bilgi birikimini, eski davaların kayıtlarını yavaşça taradı. – Gloria Scott’ın seyahati, diyerek okumaya başladı. Bu kötü bir işti. Hatırladığım kadarıyla kayıtları sen tutmuştun Watson, ama ben seni bu işten dolayı tebrik etmemiştim. Sahtekâr Victor Lynch. Zehirli kertenkele veya Gila. Olağanüstü bir davaydı. Sirk güzeli Vittoria. Vanderbilt ve Hırsız. Engerek yılanları. Hammersmith’in harikası Büyük Güç. Merhaba! Merhaba! Benim emektar fihristim.

Onu alt edemezsin. Bunu dinle Watson. Macaristan’daki kan emicilik. Aynı şekilde Transilvanya’daki vampirler. Sayfaları şevkle çeviriyordu, ama kısa ve dikkatli bir incelemeden sonra kitabı söylenerek, düş kırıklığı içinde fırlatıp attı. – Saçmalık Watson, saçmalık. Bizim, mezarlarında ancak kalplerine saplanan kazıklarla zapt edilebilen yürüyen cesetlerle ne işimiz olabilir ki? Bu tam bir delilik. – Ama, dedim, vampirin ölü bir insan olması şart değil ki. Yaşayan bir insanın da böyle bir alışkanlığı olabilir. Örneğin ben, yaşlıların genç kalabilmek için gençlerin kanını emdiğini okudum. – Haklısın Watson, bu kaynaklar da bu efsaneden bahsediyor. Bu gibi şeylere ciddiyetle eğilecek miyiz yani? Bu büro, ayağını yere sımsıkı basar ve öyle de yapmalı. Dünya bizim için yeterli. Hayaletlerin müracaat etmesine gerek yok. Korkarım ki, Mr.

Robert Ferguson’ı pek de ciddiye alamayız. Bu notun ondan gelmiş olma ihtimali var ve o kendisini neyin endişelendirdiği konusunda bize ışık tutabilir. Birinci mektupla işi bittikten sonra masada dikkati çekmeyen ikinci mektuba uzandı. Bu mektubu önce alaycı bir gülümsemeyle okumaya başladı, ancak daha sonraları yüzündeki gülümseme yavaş yavaş kayboldu ve onun yerini yoğun bir merak ve ilgi ifadesi aldı. Bitirdiği zaman mektup elinden sarkarak derin düşünceye daldı. Nihayet, kendini bu durgunluktan kurtardı. – Cheesman’s, Lamberley. Lamberley nerede Watson? – Sussex’de, Horsham’ın güneyinde. – Pek de uzak sayılmaz ha? Ya Cheesman’s. – O bölgeyi bilirim Holmes. Orası, asırlar önce onları inşa eden adamların isimlerini taşıyan evlerle doludur. Odley’ler, Harvey’ler, Carriton’lar gibi insanlar unutulup gitmişler, ama isimleri evlerinde yaşıyor. – Aynen, dedi Holmes soğuk bir şekilde. Bu, Holmes’un mağrur ve içine kapanık tabiatının tuhaf yönlerinden biriydi. Her yeni bilgiyi beyni hızla ve doğru bir şekilde kaydeder, ancak bilgiyi verene pek nadiren teşekkür ederdi.

Sanırım bu iş bittiğinde, Cheeseman’s, Lamberley hakkında çok daha fazla şey biliyor olacağız. Mektup, umduğum gibi Robert Ferguson’dan. Ayrıca, seni tanıdığını iddia ediyor. – Beni mi? – En iyisi sen bu mektubu oku. Mektubu uzattı. Başlığında belirtilen adres vardı. Sevgili Mr. Holmes (diyordu), sizi bana avukatlarım salık verdiler. Fakat konu o denli hassas ki, hakkında tartışmak çok zor. Bu, adına hareket ettiğim bir dostumla ilgili. Bu bey beş yıl önce Perulu bir kadınla evlendi; Perulu bir tüccarın kızı. Bu tüccarı nitrat ithalatı esnasında tanımıştı. Hanımefendi çok güzeldi ancak yabancı uyruklu ve farklı bir dinden oluşu, karıkoca arasında duygu ve ilgi alanlarında bir ayrılığa neden oldu. Böylece bir müddet sonra kadına karşı hissettikleri azalmaya başladı. Bu birleşmeyi hatalı bulmuş olması pek muhtemel.

Kadının kişiliğinde hiçbir zaman keşfedemediği ve anlayamadığı yönler olduğunu hissetmeye başlamıştı. Bu çok da acı vericiydi. Çünkü kadın, bir erkeğin sahip olabileceği en sevecen eşti; her açıdan tamamen bağlıydı adama. Şimdi de karşılaştığımız zaman daha açık bir şekilde ifade edeceğim noktaya geliyorum. Gerçekten de bu mektup size durumun ana hatlarını vermek ve sizin bu işi üstlenip üstlenemeyeceğinizi anlamak için yazıldı. Kadın her zamanki tatlı ve yumuşak tabiatına aykırı, tuhaf bazı davranışlar sergilemeye başlamıştı. Erkek iki kez evlenmişti ve ilk karısından bir oğlu vardı. Oğlan on beş yaşındaydı. Çok hoş ve sevecen bir gençti; her ne kadar bir çocukluk kazasında talihsiz bir şekilde yaralanmış olsa da, öyleydi. Kadın zavallı çocuğa iki kez hiç sebepsiz saldırıda bulunurken yakalanmıştı. Bir kere sopayla vurmuş ve kolunda büyük bir yara açmıştı oğlanın. Bu, bir yaşlarında tatlı bir oğlan çocuğu olan öz çocuğuna davranışıyla kıyaslandığında, çok ehemmiyetsiz kalırdı. Bir keresinde bir ay kadar önce çocuk, bakıcısı tarafından birkaç dakika yalnız bırakılmıştı. Çocuğun canı yanmış gibi yüksek sesle ağladığı duyulmuştu. Bakıcı koşarak odaya gelirken, evin hanımefendisinin bebeğin üzerine eğilerek, onun boynunu ısırdığını görmüştü.

Bebeğin boynunda ufak bir yara oluşmuştu ve oradan kan akıyordu. Bakıcı dehşete kapılarak kocaya haber vermek istemiş, ancak evin hanımı söylememesi için yalvarmış, ve sessiz kalması için beş pound vermişti. Hiçbir izahatta bulunmamıştı ve dolayısıyla olay kapanıp gitmişti. Ancak, olay bakıcının zihninde korkunç bir izlenim bırakmıştı. Zaman zaman hanımını dikkatle incelemeye başlamıştı. Büyük bir şefkatle sevdiği bebeğe daha çok özen gösteriyordu dadı. Ona öyle gelmeye başlamıştı ki, o anneyi gözaltında tuttukça, anne de onu gözlüyordu. Bakıcı gece gündüz bebeği kolladı, sessizce izleyen anne de, bir kurdun kuzuyu beklediği gibi bekledi. Size çok garip geleceğini biliyorum, yazdıklarımın ancak sizden bunları ciddiye almanızı rica ediyorum, çünkü bir erkeğin aklî dengesi ile bir çocuğun yaşamı buna bağlı. Sonunda gerçeklerin, artık kocadan daha fazla saklanamayacağı o feci gün geldi. Bakıcının sinirleri daha fazla, dayanamadı ve tümünü kocaya anlattı. Adama, anlatılanlar inanılmayacak bir masal gibi geldi. Eminim size de öyle gelmiştir. Karısının sevecen bir kadın olduğunu biliyordu ve üvey oğluna yaptığı saldırılar dışında da sevgi dolu bir anneydi. O zaman kendi yavrusunu niçin yaralasındı? Bakıcıya, hayal gördüğünü söyledi; kuşkuları deliceydi ve hanımına yönelik iftiralar hoş görülemezdi.

Onlar konuşurlarken acıyla karışık bir çığlık duyuldu. Bakıcı ile evin beyi birlikte bebek odasına koştular. Mr. Holmes, adamın neler hissettiğini düşünün o anda! Karısının, bebeğin yatağının yanından ayrıldığını ve çocuğun boynunda ve çarşafta kan olduğunu gördüğünde. Karısı yüzünü ışığa çevirdiği an dudaklarının kenarında kan görmüş ve dehşetle çığlık atmıştı. Hiç şüphesiz, bu zavallı bebeğin kanını emen kişi karısıydı. Olanlar bundan ibaret. Kadın odasında hapis. Hiçbir izahat vermiyor. Adamsa yarı çıldırmış vaziyette. Vampirlik hakkında o da ben de fazla bir şey bilmiyoruz. İngiltere’nin orta yerinde Sussex’de böyle birşey… Neyse sizinle bu konuyu sabahleyin konuşabiliriz. Beni kabul eder misiniz? Büyük gücünüzü zihni dağınık bir adama yardım için kullanır mısınız? Eğer evet derseniz lütfen Cheeseman’s, Lamberley’deki Ferguson’a telgraf çekin. Ben saat 10.00’da odanızda olurum.

Saygılarımla ROBERT FERGUSON Not – Arkadaşınız Watson, Blackheath’te rugby oynarken ben de Richmond’da savunma oyuncusuydum. Kendimle ilgili verebileceğim tek kişisel referans bu.” – Tabiî ki hatırladım, dedim, mektubu yerine koyarken. Büyük Bob Ferguson, Richmond’un sahip olduğu en büyük savunma oyuncusuydu. Her zaman iyi huylu bir çocuktu. Bir dostunun başına gelenlere üzülmek tam ona göre bir iş. Holmes bana düşünceli düşünceli bakarak başını salladı. – Sınırlarını hiç öğrenemeyeceğim Watson, dedi. Senin keşfedilmemiş yönlerin var. İyi bir çocuk ol da bir telgraf yaz. “Sizin davanızı memnuniyetle inceleriz” de. – Sizin davanızı! – Bizim ajansı akılsızlar yatağı olarak görmesini istemem. Tabiî ki onun davası. Telgrafı gönder ve olayı yarın sabaha kadar unut! Ertesi sabah saat tam 10’da Ferguson odaya daldı. Onu, uzun boylu, ince, eklemsiz gibi hareket edebilen, süratli biri olarak hatırlıyordum.

Bu hususiyetleri ona, birçok müdafaa oyuncusunun etrafından dolaşma imkânı sağlamıştı. Gençliğinde tanıdığınız iyi bir atletin sonraki yıllarda enkazına rastlamak gibi hayatta acı veren bir şey olmasa gerek. O güçlü bedeni çökmüş, gür sarı saçları dökülmüş, omuzları küçülmüştü. Korkarım ben de, onda benzer duygular uyandırmıştım. – Merhaba Watson, dedi. Sesi hâlâ gür ve toktu. Sen Old Deer Park’ta kalabalığın içinde iplerin üzerinden attığım adama pek de benzemiyorsun. Sanırım ben de biraz değiştim. Bu son birkaç gün beni çok yaşlandırdı. Telgrafınızdan anladığım kadarıyla Mr. Holmes, başkasını temsil ediyormuşum gibi davranmama gerek yok. – Doğrudan temasa geçmek daha kolay olur, dedi Holmes. – Tabiî ki öyle. Ama insanın yardım etmesi ve koruması gereken bir kadından bahsederken durumunun ne kadar güç olabileceğini tahmin edersiniz. Ne yapabilirim? Böyle bir öyküyle polise nasıl gidebilirim? Öte yandan çocukların da bir şekilde korunması gerekli.

Bu delilik mi Mr. Holmes? Kandan gelen bir şey mi? Geçmiş davalarınız arasında buna benzeyen var mı hiç? Tanrı aşkına bana bir akıl verin, yoksa aklımı kaçıracağım. – Gayet tabiî Mr. Ferguson. Şimdi şuraya oturun, sakin olun ve bana net, açık cevaplar verin. Sizi temin ederim ki, ben aklımı kaçırmaktan çok uzağım ve eminim ki bir çözüm bulabileceğiz. – Önce ne tür tedbirler aldığınızı söyleyin bana. Karınız hâlâ çocukların yanında mı? – Korkunç bir kavga ettik. Çok sevecen bir kadındır, Mr. Holmes. Eğer dünyada bir erkeği tüm bedeniyle ve ruhuyla seven bir kadın varsa, o benim karımdır. Bu korkunç ve inanılmaz sırrı öğrenmiş olduğum için kalbi kırıldı. Konuşmadı bile. Benim sitemlerime hiç cevap vermedi, sadece kederli gözlerle bana uzun uzun bakıp durdu. Daha sonra odasına girerek, kendisini odaya kilitledi.

Ondan beri de benimle görüşmeyi reddediyor. Evlenmeden önceki tarihlerden beri onun yanında olan bir hizmetçisi var, adı Dolores; hizmetçiden çok bir dost. Yiyeceklerini o götürüyor. – O zaman çocuk şu anda tehlikede değil?

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir