Kategori: Siyasi

George Orwell – Hayvan Çiftliği (Meb)

Orwell’in “Hayvan Çiftliği”ni bütün tanınmış münekkitlerin büyük bir kısmı komünist rejimin kudretli bir karikatürü diye tavsif etmişlerdi. Hatta bazıları bu eserde, komünist ihtilâlının bazı tarihî vakalarıyla, mühim karakterlerinin de yaşadığını hissetmişlerdi. Fakat aynı zamanda hemen hepsi, sadece eski klâsik hicviyelerin değil, İngiltere’nin dünyaca tanınmış XVIII. asır hicviyelerinin de kudretini “Hayvan Çiftliği”nde sezmişlerdi. Fakat bilhassa klâsik […]

George Orwell – Hayvan Çiftliği (Can Yayınları)

George Orwell adı, aklıma hep iki öykü düşürür; biri Adolf Hitler’le, öbürü Josef Stalin’le ilgili iki öykü. İlkinde, Orwell, II. Dünya Savaşı’nın başlarında, BBC’de radyo izlenceleri hazırlamaktadır. Cumhuriyetçilerin safında savaşıp yaralandığı İspanya İç Savaşı’nı; İngiltere’ye döndükten sonra kaleme aldığı, bence en iyi yapıtlarından biri sayılması gereken Katalonya’ya Selam’ı; sanatoryumda verem tedavisi gördüğü günleri ardında bırakmıştır. […]

George Orwell – Daralma

Bu düşünce aklıma yeni takma dişlerimi aldığım gün geldi aslında. O sabahı gayet iyi hatırlıyorum. Sekize çeyrek kala gibi kalkarak çocuklardan önce kendimi banyoya attım. Göğün kirli sarı boz bir renk aldığı, o berbat ocak sabahlarıdan biriydi. Banyonun küçük penceresinden aşağı bakıldığında, arka bahçe dediğimiz -eğer buna bahçe denilebilirse- etrafı kurtbağrı çitle çevrili, on yardaya […]

George Orwell – Burma Günleri

Yukarı Burma, Kyauktada Bölgesi Sulh Yargıcı U Po Kyin, verandasında oturuyordu. Saat daha sekiz buçuktu, ama aylardan nisan olduğu için uzun, boğucu öğlen saatlerinin habercisi olan bunaltıcı bir hava vardı. Arada sırada hafifçe esen rüzgâr bir serinlik duygusu veriyor, saçaklardan sarkan yeni sulanmış orkideleri kıpırdatıyordu. Orkidelerin arkasında bir palmiye ağacının tozlu ve kıvrımlı gövdesi görülebilirdi, […]

George Orwell – Bin Dokuz Yüz Seksen Dört – 1984

George Orwell’in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanı, bende, yaşamımın farklı dönemlerinde değişik etkiler, farklı izlenimler uyandırmış kitaplardandır. İlkgençlik çağımda ilk kez okuduğumda neler düşünüp neler duyumsadığımı şimdi açık seçik anımsamıyorum. O güne kadar okuduklarıma hiç benzemeyen, yabansı, gizemli bir kitap mı? Ama Winston’ın başından geçenleri ya da başına gelenleri okurken, kendimi, yaşadığımız, en […]

George Orwell – Aspidistra

Saat iki buçuğu vurdu. Bay McKechnie’nin kitapçı dükkânının arka tarafındaki küçük büro bölümünde, Gordon –Comstock ailesinin son üyesi, yirmi dokuz yaşında ve de şimdiden yaşlanmış görünen Gordon Comstock– masanın üzerine yayılmış, dört penilik bir Player’s Weights paketini başparmağıyla açıp kapamaktaydı. Daha uzaktaki bir başka saatin –caddenin karşı tarafındaki Prince of Wales’in saatinin– ding dongları durgun […]

Paul Auster – Karanlıktaki Adam

Uçsuz bucaksız Amerika kırsalının bir beyaz gecesinde daha, dünyayı kafamın içinde döndürerek yeni bir uykusuzluk nöbetiyle boğuşurken karanlıkta tek başınayım. Üst katta kızımla torunum da kendi odalarında tek başlarına yatıyorlar; tek çocuğum, kırk yedi yaşındaki Miriam son beş yıldır yalnız yatıyor, Miriam’ın tek çocuğu yirmi üç yaşındaki Katya da eskiden Titus Small adında bir delikanlıyla […]

Oya Baydar – Sıcak Külleri Kaldı

Paris ’te faili meçhul bir cinayet ve bir gramer dersi Ben bu… bu… “Ölü”yü daha önce de görmüştüm. Beş yıl önce miydi, yoksa yirmi beş yıl önce mi? Hatırlamıyorum. Ölüler yaşlanmaz derler, ama yaşlanmış işte. Çok… çok yaşlanmış. Bunu söylese, aklını kaçırdığını sanacaklar ya da rol yaptığını. En iyisi susmak, sadece sorulanlara cevap vermek, susmak… […]

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Stepançikovo Köyü

Dayım, Albay Yegor İlyiç Rostanev, emekliye ayrıldıktan sonra, kendisine miras kalan Stepançikovo köyüne yerleşti. Orada, ömrü boyunca malikânesinden dışarı adım atmamış, atadan, dededen mülk sahibi gibi yaşamaya başladı. Dünyada her şeyden memnun görünen, her şeye alışan insanlar vardır; emekli albay da onlardandı. Ondan daha sessiz, daha uysal bir adam güç bulunurdu. Birisi çıksa da, albaydan […]

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Karamazov Kardeşler 1 (MEB)

Ömrü boyunca sara illetinden kurtulamayan Dostoyevski yaşlandıktan sonra emphyseme’ye tutuldu. Bununla beraber, 1871’de Avrupa dönüşünden ölümüne kadar geçen zamanı hayli rahat, mesut ve çalışmaları bakımından son derece verimli oldu. Akademiye seçilmesi, Rus Edebiyat Dostları Derneğinde Puşkin hakkında yaptığı konuşmanın kazandığı parlak başarı hep o yıllara rastlar. Aşırı bir serbestlikle, gözünü budaktan esirgemeyen, fikirlerine gem tanımayan […]

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Ecinniler

Pek yetenekli bir yazar olmadığım için, bugüne dek hiçbir olayla öne çıkmamış olan kentimizde bu yakınlarda olup biten tuhaf olayları anlatmaya biraz geriden başlayarak, üstün yetenekli ve saygıdeğer Stepan Trofimoviç Verhovenskiy’in yaşamöyküsünden bazı ayrıntılara gireceğim. Bu ayrıntılar, anlatmayı düşündüğüm öykünün girişi yerine geçsin; asıl öykü sonra gelecek. Hemen söyleyeyim: Stepan Trofimoviç’in aramızda hep özel bir […]

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Ecinniler III

Virginski, Muravyinnıy sokağında kendi evinde, yani karısının evinde oturuyordu. Ev tahtadandı bir katlı idi, içinde kiracı yoktu. Ev sahibinin doğum günü bahanesiyle on beş kadar misafir toplanmıştı; ama bu seferki akşam toplantısı, taşrada yapılan doğum günü toplantılarına hiç de benzemiyordu. Evlilik hayatlarının daha başlangıcında Virginski’ler, doğum günü münasebetiyle misafir çağırmanın manasız bir şey olduğunda karı […]

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Ecinniler II

Aradan sekiz gün geçti. Her şeyin geçmişe karıştığı, benim de bu satırları yazdığım şu anda, artık işin içyüzünü öğrenmiş bulunuyoruz. Ama o zaman bir şey bilmiyorduk, onun için de, pek tabii, birçok noktalar bize garip görünmüştü, ilk zamanlar Stepan Trofimoviç ile eve kapanıp oturduk, olaylara korku içinde uzaktan seyirci kaldık. Ben arada sırada dışarı çıkıyor, […]

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Ecinniler I

Orada, dağda büyük bir domuz sürüsü otluyordu, onların içine girmelerine izin vermesini İsa’dan dilemeleri üzerine izin verdi ve cinler ol kişiden çıkıp domuzlara girmekle sürü uçurumdan aşağı göle atlayıp boğuldu. Çobanlar bu vakayı gördükte koşup şehir ve köylere haber verdiler. Ahali, dahi vakayı görmeye çıkıp İsa’nın yanına vardıkta derunundan cinler çıkmış olan adamı giyinmiş ve […]

Metal Fırtına 1 – Orkun Uçar – Burak Turna

Karanlık, doganın örtüsü haline gelmisti. Sessizligin içinde, böcek çıglıkları bile duyulmuyordu. Irak’ın daglık kuzey bölgesinin sınırındaydı burası. Çölün sona erdigi topraklarda düzlükler ve yükseltiler birbirine karısmaya baslıyordu, ufuk çizgisindeki daglık alan, karanlıgın içinde ancak bir gölge olarak beliriyordu. Genis düzlük alanları ara ara tepeler kesiyordu. Zor bir cografyaydı; hem toprak, hem de insan olarak. Çok […]

Orkun Uçar – Metal Fırtına 2 – Kayıp Naaş

ANKARA – ANITKAşIR (şombardımanın ‘bitişinden iki saat sonra…) Yağmaya başlayan ılık bahar yağmuru, bombardıman bölgesindeki sıcaklığı azaltmaya başlamıştı. Ilk saldırıdan hemen sonra Atatürk’ün naaşım kurtarmaya gelen sivil kalabalığı da tümüyle yok etmişlerdi ve ortalık şimdi bir mezbahayı andırıyordu. Ambulanslar saatlerdir bölgeden ceset taşıyordu. Daha doğrusu ceset parçalarını… Yeryüzünün en tahrip edici silah gücüne sahip olan […]