Kategori: Dram

Emily Bronte – Uğultulu Tepeler

İnsanlardan kaçan komşumu ve daha sonra başıma bir sürü iş açacak olan mal sahibimi ziyaretten yeni döndüm. Doğruyu söylemek gerekirse oraları gerçekten güzel yerlerdi! İngiltere’de gürültüden bu kadar uzak başka bir yer daha olabileceğini hiç sanmıyorum. İnsanlardan kaçan ya da nefret eden biri için adeta cennet gibi bir yer… Doğrusu, bu sessizliği paylaşacak, Bay Heathcliff’le […]

Emile Zola – Nana

– Yo, hayır! dedi. Burada insan bunalıyor. Dışarı çıkıyorum ben… Belki aşağıda Bordenave’a rastlarız. İşin iç yuzunu anlatır bize. Aşağıdaki mermer döşeli buyuk holde, bilet kontrolu yapılıyordu. Seyirciler görunmeğe başlamıştı. Açık duran uç parmaklıklı kapıdan bulvarlarda, bu guzel Nisan gecesinde, ışıklar arasında kaynaşan kalabalık göruluyordu. Araba tekerleklerinin gurultusu birden duruyor kapılar açılıyor, sonra gurultuyle kapanıyor, […]

Emile Zola – Nana (v2)

Saat dokuz olduğu halde Varietes tiyatrosunun salonu ‘daha dolmamıştı. Balkonda ya da alt ön sıralarda, kadife koltukların arasında kaybolmuş bir kaç kişi avizenin hafif aydınlığı içinde bekliyorlardı. Kırmızı perde yarı karanlığa boğulmuştu; sahneden hiçbir gurultu duyulmuyordu; ışıkları sönmuştu, muzisyenlerin kursuleri dağınık bir haldeydi. Yalnız paradide, gaz lâmbasının soluk ışığının etkisi ile yeşile çalan bir gökyuzunde […]

Emile Zola – Germinal

Kara bir mürekkep kadar yoğun ve karanlık gecede, düz ovada, Marchiennes’le Montsou’yu birleştiren ve pancar tarlaları arasında ip gibi uzanan yolda, bir adam tek başına yürüyordu. Bastığı yeri bile göremiyor, engebesiz vadinin uçsuz bucaksızlığını da, ancak denizi döven sağanağı andıran, çırılçıplak tarlaları ve bataklıkları yalayıp gelirken buz kesen mart rüzgârından sezebiliyordu. Göğün tekdüze karanlığını bozan […]

Emile Zola – Germinal (Can)

Yıldızsız gecenin zifirî karanlığına gömülmüş dümdüz ovada bir adam, pancar tarlalarının arasından geçerek dosdoğru Marchiennes’den Montsou’ya uzanan on kilometrelik anayolda tek başına yürüyordu. Bastığı siyah toprağı bile görmüyor; uçsuz bucaksız ufkun varlığını ise, fersahlarca uzayıp giden bataklıkları ve çorak toprakları yalayıp geçerken buz kesen mart rüzgârının, engin denizlerdekine benzer bir fırtınanın sayesinde hissedebiliyordu ancak. Gökyüzüne […]

Emile Zola – Apartman

Octave’ı getiren üç sandık yüklü at arabası sokağın başında durdu. Kasım ayının karanlık öğleden sonrasında havanın soğuk olmasına aldırmayan genç adam camlardan birini açıp dışarı baktı. İç içe geçmiş sokaklarda insanların kaynadığı bu kalabalık mahallede birden kararan güne şaşırmıştı. Depreşen atlarına söven arabacılar, kaldırımlarda birbirine çarparak geçen insanlar, mağazalardan akan tezgahtar ve müşteriler onu şaşırtıyordu; […]

Romain Gary – Emile Ajar – Onca Yoksulluk Varken

Size ilk ağızda söyleyebilirim ki, asansörsüz bir altıncı katta oturuyorduk ve bu durum bütün kilolarına karşılık yalnızca iki bacağı olan Madam Rosa için gerçek bir gündelik yaşam kaynağıydı; derdiyle kederiyle. Bize hep anımsatırdı bunu, tabii bir başka şeyden yakınmadığı zamanlar, çünkü aynı zamanda Yahudiydi. Sağlığı da iyi değildi ve size ta baştan söyleyebilirim ki, bir […]

Elias Canetti – Körleşme

— BURADA ne yapıyorsun çocuğum? — Hiç. — Öyleyse burda neden duruyorsun? — Hiç öyle duruyorum. — Okuma yazma biliyor musun? — Elbette. — Kaç yaşındasın bakayım? — Dokuzumu geçtim. — Çikolata mı, yoksa bir kitap mı, hangisini istersin? — Kitap. — Sahi mi? Aferin oğlum. Demek kitap sevdiğin için burada duruyorsun! — Evet. — […]

Elias Canetti – Gözlerin Oyunu

O sıralardaki başlığıyla Kant Yan ıyor, beni perişan etmişti. Kitapları yaktığım için kendimi bağışlayamıyordum. Sanıyorum (daha sonra Kien olan) Kant’a da artık acımıyordum. Kitabı yazarken ona öylesine acımasızca davranmıştım ki, ona karşı duyduğum acımayı bastırmak, Kant’ın yaşamına son verme düşüncesinin bende uyandırdığı rahatlamayı, kurtulma duygusunu gizlemek için çok büyük bir çaba harcamak durumunda kaldım. Ama […]

Elfriede Jelinek – Piyanist

Piyano öğretmeni Erika Kohut, annesiyle birlikte yaşadığı eve kasırga gibi daldı. Erika bazen olağanüstü hızlı hareket ettiği için annesi kızma “kasırgam” derdi. O günkü niyeti annesine görünmemek olan Erika, otuzlu yaşlarının sonlarını süren bir kadındı. Annesi ise neredeyse onun büyükannesi olacak yaştaydı. Erika, zorlu yılların ardından dünyaya gelmiş, babası ise sırasını hemen Erika’ya devrederek sahneden […]

Miguel De Unamuno – Çırpınış

Julia’nın eşsiz güzelliği, tarihî bir şehir olan Renada ve dolaylarında dillere destan olmuştu. Şehrin güzellik kıraliçesi gibiydi Julia; şehrin mimari hazineleri arasında canlı, diri bir anıttı adeta. Civar halkı: ‘Katedrali ve Julia Yanyez’i görmeye Renada’ya gidiyorum,’ derlerdi. Onu görmeye gelenler, güzel kızın gözlerinde yaklaşan bir faciayı önceden hisseden endişeli bakışlar buluyorlardı. İ bir işe yaramayan, […]

Edith Wharton – İki Kız Kardeş

New York’ta trafiğin miskin atlı arabaların hızında seyrettiği, sosyetenin Müzik Akademisinde Christine Nilsson’u alkışladığı ve Hudson Nehrindeki günbatımlarının tadını Ulusal Tasarım Akademisinin duvarlarında çıkardığı günlerde, tek bir vitrini bulunan, göze batmayan bir dükkânı da Stuyvesant Meydanı’na bitişik mahallenin kadın sakinleri beğenip tercih ediyorlardı. Çok küçük bir dükkândı burası, gözden düşmüş bir yan sokakta, berbat bir […]

Mehmed Celal – Sefil Bir Kadının Hayatı

Rengi gül pembesinden daha açık olan dudaklarını hazin bir gülümseme kapladı. Güneşin ilk ışığından daha parlak, sırmadan daha nazik sarı saçları -kim bilir kaç günden beri taranmadığından – darmadağınık bir halde, entarisinin yırtıklarından güzelce seçilebilen çıplak, beyaz omuzlarını örtüyordu. Alnında mesutların mutlu hayalini bozan kederlerin üzerinden geçtiğine delalet edecek bir takım çizgiler belirmişti. Kaşlarının rengi […]

Doris Lessing – Kedilere Dair

Kedilere yakın yaşayan herkesin bildiği gibi onlar hakkında genelleme yapılamaz. Her biri apayrı karaktere sahip yaratıklardır kediler, basbayağı “birey”dirler. Has bir yazar olan Lessing de bunun gayet farkında olduğu için kedi ırkına bir güzelleme yazmak yerine, hayatına girmiş kedilerin hikâyelerini, hiçbir süslemeye başvurmadan anlatmayı tercih ediyor. Ama bazı kedilerin güzelliğiyle büyülenmekten de kendini alamıyor. Evimiz […]

Doris Lessing – Alfred ile Emily

Annemle babam, tamamen farklı tarzlarıyla, dikkate değer insanlardı. Ortak noktaları, enerjileriydi. Birinci Dünya Savaşı, her ikisinin de canına okudu. Şarapnel babamın bacağını parçaladı, ömrünün sonuna kadar tahta bacakla gezmek zorunda kaldı. Siperleri unutmayı, atlatmayı bir türlü başaramadı. Altmış iki yaşında, ihtiyar biri olarak öldü. Defin ruhsatına, ölüm nedeni olarak “Büyük Savaş” yazmaları gerekirdi. Annemin büyük […]

Marie Grubbe – Jens Peter Jacobsen

Jens Peter Jacobsen, Danimarka’nın yetiştirdiği en büyük yazarlardan biridir. 7 Nisan 1847’de Thisted’de doğmuş, 30 Nisan 1885’te ölmüştür. Ününü daha çok “Marie Grubbe” ve “Nils Lyhne” adlı iki romanıyla yapmıştır. Zamanının dünya görüşünde büyük etkisi olan Darwincilik ve Fransız gerçekçi yazın okulu, kişiliğinin oluşmasında büyük bir rol oynamıştır. Gizemsel ikten dikkatle kaçınmaya çalışmış, ancak ince […]