Kategori: Aşk

Philip Jose Farmer – Aşıklar

Günümüzde kendini yazın türlerinin en keskinleri arasında görüyor olsa da, bilimkurgunun bir zamanlar gölgesinden bile korkacak kadar ürkek dönemler yaşamışlığı da vardır. Bu durum en çok cinselliği ele alış tarzında belirgindi. Otuzlu, kırklı ve ellili yılların ucuz Amerikan bilimkurgu dergilerinin kapaklarını böcek gözlü ya da Moğol yüzlü uzaylılar tarafından tehdit edilen ve sarışın kahramanımız tarafından […]

Peride Celal – Gecenin Ucunda

“Çocukluk,” diyor Handan. “İnsan senin yaşında umutsuzluğa kapılır mı hiç böyle?” İçinden `şımarıklık’ dediğini biliyorum.Gerçekten kızıyor Handan bana. Yüzü sert, gözleri öfkeli,konuşmaya değil, kavga etmeye geliyor sanki. Böylesi dahaiyi. Beni huysuzlandıran annemin yaşlı gözleri, yüzündekisessiz sitem. Bir hafta önce sessizce, kimseye duyurmadanbir yıl daha ihtiyarladım. Otuz üç yaşında olmuşum. KâzımIşık, mektubunda hatırlatmasa pek farkına varmayacaktım. […]

Paulo Coelho – On Bir Dakika

29 Mayıs 2002 günü, Fransa’da bu kitaba son noktayı koymadan birkaç saat önce, Lourdes’daki kutsal kaynaktan biraz su almaya gittim. Yetmişlerinde gösteren bir beyefendi bana seslendiğinde, katedralin önündeki meydana varmıştım: “Paulo Coelho’ya benzediğinizin farkında mısınız?” Ona, Paulo Coelho benim, diye karşılık verdim. Beyefendi beni kucaklayıp eşi ve kız torunuyla tanıştırdı. Kitaplarımın hayatında çok önemli bir […]

Paulo Coelho – Aldatmak

…yaşadığım sokak, sokak lambaları, şu an içinde bulunduğum ev, salondaki mobilyalar, bir gün hepsi ortadan kaybolacak… tıpkı bedenim gibi. Ama bir şey var ki kâinatın ruhunda iz bırakacak: sevgim. Linda ayrıcalıklı bir yaşama sahip olduğunun bilincinde. Yine de her sabah yeni bir güne açtığı gözlerini hemen kapayası geliyor. Arkadaşları ilaç kullanmasını öneriyor. Oysa Linda’nın istediği […]

Paul Auster – Sunset Park

Neredeyse bir yıldır terk edilmiş şeylerin fotoğrafını çekiyor. Günde en az iki, bazen de altı yedi iş çıkıyor; her seferinde de o ve iş arkadaşları, giden ailelerin geride bıraktığı, gözden çıkarılmış sa kokusunu yok edemiyor. Sonra, birtakım nesneler, unutulmuş eşyalar, terk edilmiş şeyler oluyor hep. Şimdiye kadar binlerce fotoğraf çekti; giderek filizlenen bu arşivdeki resimlerde […]

Gabriel García Márquez – Yüzyıllık Yalnızlık

Albay Aureliano Buendia, yıllar sonra idam mangasının karşısına dikildiğinde, babasının onu buzu keşfetmeye götürdüğü o çok uzaklarda kalmış ikindi vaktini anımsayacaktı. O zamanlar Macondo, tarihöncesi kuşların yumurtaları kadar ak ve kocaman, parlak çakıllarla örtülü yatağı boyunca dupduru akan bir ırmağın kıyısında kurulmuş, yirmi hanelik bir kerpiç köydü. Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin […]

Gabriel García Márquez – Kolera Günlerinde Aşk

Kaçınılmaz bir şeydi: Acıbadem kokusu ona mutsuz aşkların yazgısını anımsatırdı hep. Doktor Juvenal Urbino, yıllardır kendisi için önemini yitirmiş bir olayla ilgilenmek üzere koşup geldiği, hâlâ alaca ışığa gömülü odaya girdiği an ayrımına vardı bunun. Antilli göçmen, harp malulü, çocuk fotoğrafçısı, satrançta en yufka yürekli rakibi, bir altın siyanürüyle belleğin işkencelerinden kurtarmıştı kendini. Ölüyü, her […]

Gabriel García Márquez – Benim Hüzünlü Orospularım

Doksanıncı yaşımda, kendime bakire bir yeniyetmeyle çılgınca bir aşk gecesi armağan etmek istedim. Aklıma Rosa Cabarcas geldi, hani şu gizli genelevinde eline yeni bir parça düşer düşmez hatırlı müşterilerini haberdar eden kadın. Daha önce ne böyle bir şeye niyetlendiğim olmuştu, ne de onun baştan çıkarıcı müstehcen önerilerine kapıldığım, ama benim ilke sahibi biri olduğuma hiç […]

Gabriel Garcia Marquez – Aşk ve Öbür Cinler

26 Ekim 1949, önemli haberlerle dolu bir gün değildi. Muhabir olarak ilk yazılarımı yazdığım günlük gazetenin yazı işleri müdürü olan Üstat elemente Manuel Zabala, o sabahki toplantıyı, alışıldık birkaç öneriyle kapatmış, redaktörlerden hiçbirine belirli bir iş vermemişti. Birkaç dakika sonra, telefondan, eski Santa Clara manastırının mahzenindeki mezarların boşaltıldığı haberini alınca, fazla bir umuda kapılmadan şu […]

Pascal Quignard – Dünyanın Bütün Sabahları

1650 ilkbaharı, Madam de Sainte Colombe öldü. Geride iki kız bıraktı, biri iki, biri altı yaşında. Mösyö de Sainte Colombe eşinin ölümünden sonra kendine gelemedi. Onu seviyordu. Anısına ‘Özlemler Ağıtı’nı besteledi. Bahçesi la Bievre Çayının kıyısında olan bir evde iki kızıyla birlikte yaşıyordu. Dar bahçenin, etrafı çaya kadar çitlerle çevriliydi. Çayın kıyısında söğüt ağaçları ve […]

Panait Istrati – Uşak

“ADRİAN ZOGRAFFİ’YE ÖNSÖZ” YA DA BİR ÇAĞIMIZ YAZARININ İTİRAFLARI Bütün eserim, başlangıçta altı ciltlik Adrian Zograf i’nin yaşam öyküsünden ibaret olacaktı. Olgunluk çağındaki bir adamın dünya görüşünü yansıtan bir edebi eser. 1924 yazında ilk kitabım Kira Kiralına çıktığı zaman kırk yaşındaydım. Kira’nin önsözünde söylediğim gibi bu yaşta girilmez edebiyat mesleğine. Bu yüzden, o zaman, yalnız […]

Öcal Kemal Evren – Erdoğan Yiğit Kısmetse

Soğuk olanca hırsıyla yüklenmişti Ankara’nın sırtına, tecavüz eder gibi hoyratlığı… Kış boyu taşıdığı çöl monotonluğundaki bulutlar bile yetmiyordu, sinirini alamıyordu bir türlü. Şubat ortaları olmasına rağmen hâlâ ilk günkü delikanlı cakasıyla gezinmekteydi, Ankara sokaklarında bir poyraz bir karayel… Hatta mavi örtüye hiçbir gri lekenin düşmediği günlerde dahi mahşerî bir palto, gocuk, kaban, mont kalabalığı; üstelik […]

Oya Baydar – Sıcak Külleri Kaldı

Paris ’te faili meçhul bir cinayet ve bir gramer dersi Ben bu… bu… “Ölü”yü daha önce de görmüştüm. Beş yıl önce miydi, yoksa yirmi beş yıl önce mi? Hatırlamıyorum. Ölüler yaşlanmaz derler, ama yaşlanmış işte. Çok… çok yaşlanmış. Bunu söylese, aklını kaçırdığını sanacaklar ya da rol yaptığını. En iyisi susmak, sadece sorulanlara cevap vermek, susmak… […]

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski – Başkasının Karısı

(Görülmemiş Bir Olay) I – Size bir şey sormama izin verir misiniz, efendim? Yolcu irkildi ve sokak ortasında, akşamın sekizinde kendisine teklifsizce sokulan kürklü kişiye biraz korkarak baktı. Petersburglu biri, hiç tanımadığı başka bir adamla sokakta birdenbire birşeyler konuşmaya başlarsa ötekinin kesin olarak korkuya düşmesi pek doğaldır. Böylece yolcu sarsıldı, biraz da korktu. Kürklü adam […]

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Kadın Budalası

Üç temmuz. Hava ağır, sıcaklık boğucuydu. O gün Velçaninov’un çok işi vardı. Öğleden önceki bütün zamanını oraya buraya koşmakla geçirmişti; akşam da Devlet Şûrası üyelerinden nüfuz sahibi birini görmeye gidecekti. İşini halledecek olan bu adamı, şehir dışında, Çornaya Nehri kıyısındaki evinde hemen ziyaret etmesi gerekiyordu. Akşamüstü saat altıda, Nevski Caddesi’nde, ‘Polis Köprüsü’ yakınındaki bir lokantaya […]

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Ev Sahibesi

Ordınov nihayet oturduğu daireyi değiştirmeye karar vermişti. Dairenin fakir, yaşlı, dul bir memur karısı olan sahibesi, ansızın –kira dönemini bile beklemeden– Peterburg’dan ayrılmış, taşrada oturan akrabalarının yanına gitmişti. Kısa süre içinde çözüm bulması gereken genç adam eski dairesi için üzülüyor, boşaltmak zorunda olduğu için canı sıkılıyordu: Kendisi fakir, ev kiraları ise yüksekti. Ev sahibesinin gitmesinin […]