Ian Caldwell, Dustin Thomason – 4’un Kurali

Haberciler, San Lorenzo’ya ölüm pahas na bile açmamalar gereken bir mektup, bir › › asilzadenin mektubunu götürüyorlardı. Mektup balmumu ile dört kez mühürlenmişti ve babamın çözmek için otuz yılını verdiği bir sırrı taş›yordu. Ancak o günlerde Roma’nın üstüne karanlık çökmüştü, onuru gelmiş gitmiş ve tekrar geri dönmemişti. Şistine Şapeli’nin tavanında hâlâ yıldızlı bir gökyüzü resmi vardı ve apokaliptik yağmurlar Tiber Nehri’nin taşmasına yol açmış, nehrin kıyılannda kadın vücutlu, eşek başlı bir canavar olduğu iddia edilen yaşlı dullar peydahlanmıştı. İki hırslı binici, Rodrigo ve Donato, üstatlarının uyarılarına kulak asmadılar. Balmumu mühürleri mumla ısıtıp içindekileri öğrenmek için mektubu açt lar. San Lorenzo’ya h › areket etmeden önce de, asilzadenin mührünü büyük bir dikkatle taklit ederek, açıldığı anlaşılamayacak biçimde mektubu yeniden mühürlediler. Üstatlar o kadar ak ll bir adam olmasayd , iki › › › › habercinin başına hiçbir şey gelmeyecekti. Ancak Rodrigo ve Donato’nun ihmal ettikleri şey mühürler değildi. Mühürlerin basıldığı koyu, siyah balmumuydu. San Lorenzo’ya vardıklarında onları balmumunda ne olduğunu bilen bir duvarcı ustası karşıladı. Balmumunda gece gölgesi denen zehirli bir bitki vardı ve bu bitki bir şekilde gözle temas ettiğinde gözbebekle-rini büyütüyordu. Bugün bu bileşen tıbbi olarak kullanılıyor ama o günlerde sadece İtalyan kadınları tarafından kozmetik bir ürün olarak kullanılıyordu, çünkü o zamanlar iri gözbebekleri güzelliğin simgesi sayılırdı. O yüzden de bu bitkiye ayn zamanda “Güzel kad n” anlam na gelen “Belladonna” da › › › denirdi. Rodrigo ve Donato her bir mührü eritip sonra yeniden s t nca yanan › › › balmumundan çıkan duman gözlerine gelmişti.


San Lorenzo’ya vardıktan sonra duvarcı onları sunağın yanındaki bir meşalenin yanına götürdü ve göz-bebeklerini görünce ne yapmış olduklarını anladı. Ve adamlar büyü12 4 ‘ün Kural› yen gözbebekleriyle kendisini zorlukla seçmeye çalışırken kılıcını çekip ikisinin de başını kesiverdi. Bu bir güven sınavıydı, üstatları öyle demişti ve ulaklar bu sınavı geçememişlerdi. Rodrigo ve Donato’nun başına gelenleri babam ölmeden hemen önce bulduğu bir belgeden öğrenmişti. Duvarcı, adamların cesetlerini örtmüş, sürüyerek kiliseden çıkartmış, sonra da peynir beziyle ve paçavralarla kilisedeki kanlan temizlemişti. Kafalan çift taraflı heybesinin gözlerine koymuş, bedenleri ise Donato ve Rodri-go’nun kendi atlannın üstüne atarak, atlan da yedeğine almıştı. Donato’nun cebinde bulduğu mektup sahte bir mektuptu ve gerçek bir alıc s da › › yoktu, onu da yakmıştı. Sonra, kiliseden aynlmadan evvel kilisenin önünde diz çökere^- üstadının emriyle işlediği günahın korkusuyla tövbe etmişti. San Lorenzo’nun altı sütunlu girişi, gözüne siyah, aralıklı dişler gibi görünmekteydi ve bu basit duvarc dul › -lann dizleri aras nda dolanan bir çocukken › Dante’nin cehennemini anlatan şiiri duymuş ve en büyük günahkârlann nasıl sonsuza kadar lo’mperador del doloroso regno’mın dişleri arasında çiğnenmeye mahkûm edilerek cezalandınldıklannı öğrenmişti. Belki tecrübeli Aziz Lawrence sonunda mezanndan bir göz at p zavall adam n › › › ellerindeki kanı görmüş ve onu affetmiştir. Ya da belki affedilecek bir şey yoktur; günümüzün azizleri ve şehitleri gibi Lawrence da esrarengiz bir şekilde sessiz kalmıştır. Gecenin ilerleyen vakitlerinde duvarc , üstad n n emirlerine › › › uymaya devam etmiş ve Rodrigo ile Donato’nun cesetlerini bir kasaba götürmüştü. Leşlerin kaderini tahmin etmeye çalışmamak belki de daha iyi olur. Parçaları dörtbir yana saçılmış ve umarım, çöpçüler tarafından toplanmış olabilir ya da kendilerini bir böreğin içinde bulmalanna fırsat kalmadan köpekler yemiş de olabilir. 13 lan Galdvvell & Dustin Thomason Ancak kasap, iki adam n kellelerinden kurtulmak için daha uygun bir yol › bulmuştu.

Kentteki bir fırıncı, içine şeytan girmiş bir adam, kelleleri kasaptan satın almış ve kendi fırınına koyup bir gece boyunca orada bırakmıştı. O günlerde yöredeki dulların karanlık bastıktan sonra, korlar soğumadan f r nc lar n f r nlar n kullanma âdeti vard . Ve gelip de f r n › › › › › › › › › › › daki manzaray › görünce çığlık çığlığa feryatlar edip bayılacak hale gelmişlerdi. Click here to get your free novaPDF Lite registration key İlk bakışta yaşlı kadınlara kötü bir şaka yapmak için kullanılmak rezil bir kadermiş gibi gelebilir. Ama bence Donato ve Rodri-go bu şekilde ölerek, hayatlar na normalde asla › katamayacaklan bir değer katmışlardı. Her medeniyette dul kadınlar o toplumun hafızasını oluştururlar ve fırında onlann kafalarını bulan kadınlar da bunu asla unutmadılar. Fırıncı yaptığı şakayı itiraf ettikten sonra bile, dullar Roma’n n çocuklar na buldu › › kları şeyi anlatmaya devam etmiş olmal lar. Ve o çocuklar da, yani bir nesil Romal , kesik kafalar n esrar n › › › › › tıpkı Tiber taşkınlarında ortaya çıkan canavar kadar canlı bir biçimde hatırlamışlardır. Ve her ne kadar iki habercinin öyküsü sonunda unutulmuş olsa da, bir şey tüm kuşkuların ötesindeydi. Duvarcı işini iyi halletmişti. Üstadının sırrı her ne ise asla San Lorenzo’dan çıkmamıştı. Donato ve Rodrigo’nun katledildiklerinin ertesi günü, çöpçü sokaklar süpürüp gövde parçalar n , iç organlan el arabas na › › › › doldururken, iki adamın ölümü kimselerin dikkatini çekmemişti. Güzelliğin içindeki çürümenin güzelliği ağır ağır sürecini tamamlamaya devam etmiş ve Cadmus’un ektiği yılan dişleri gibi, şeytan kanıyla sulanan Roma topraklan yeniden doğumun eşiğine kadar gelmişti. Aradan o beş yüzyıl geçtiğinde ve ölüm yeni bir çift haberciyi bulduğunda ben de Princeton Universitesi’nde son yılımı doldurmak üzereydim. 14 Bölüm 1 Tuhaf şey şu zaman.

-En çok, ona en az sahip olanlann akl na tak l yor. Hiçbir › › › şey, dünya omuzlann n üstündeyken bile, genç bir insan olmaktan daha fazla › hafiflik duygusu veremez; insan kendini baştan çıkmaya hazır hissediyor, sınavlara hazırlanmaktan daha önemli bir şey yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. O her şeyin başladığı gecede kendimi görebiliyorum şu an. Yurttaki odamızda kırmızı kanepeye uzanmış, psikolojiye giriş kita-b mdaki Pavlov ve köpekleriyle › boğuşuyor, bir yandan da, neden herkes gibi birinci ta birinci sınıfta branş tercihi yapamadığımı merak ediyorum. Önümde, sehpanın üzerinde, her biri bir sonraki yıl yapabileceklerimle ilgili ayn bir görüşü anlatan bir çift mektup duruyor. Paskalya Yortusu’ndan önceki cuma akşamı, New Jersey, Princeton Universitesi’nde soğuk bir nisan günü ve üniversitenin kapanmasına sadece bir ay kala ben de tüm 1999 sınıfı gibiyim: geleceği düşünmekten kendimi alamıyorum. Charlie küçük buzdolabının önünde yere oturmuş, geçen hafta birinin bizim odada bıraktığı Manyetik Shakespeare oyunu ile oynuyor. İngilizce dersinin final ödevi için okumas gereken Fitzge › – 15 I lan Caldvvell & Dustin Thomason rald romanı, üstüne basılmış bir kelebek gibi iki yana açılmış bir biçimde yerde duruyor ve o sürekli elindeki m knat sl harflerle Sha › › › -kespearevari kelimeler yazıp duruyor. Neden Fitzgerald’ı okumadığını sorunca da homurdan p bir anlam › › olmadığını söylüyor. Onun düşüncesine göre edebiyat sadece tahsilli bir adamın deniz kabukla-nyla oynaması gibi bir şey, üniversiteli tipler için bir “bul karayı al parayı” oyunu; insanın gördüğü ile ele geçirdiğinin asla aynı olmadığı bir oyun. Bilime yatkın bir kafası olan Charlie gibi bir adam için bu sapıklığın dik alas yd . Sonbaharda t p fakültesine gitmeye niyetleniyordu ama bizler hâlâ › › › marttaki yan dönem sınavında İngi-lizceden aldığı C artı nota takmış vaziyetteydik. Gil hepimize şöyle bir bakıp gülümsüyor. Aslında ekonomi sınavına çalışmaya niyetleniyordu, ama televizyonda Tiffany’de Kahvalt filmi oynuyordu ve Gil de › eski filmlere, özellikle de Audrey Hepburn filmlerine bay l rd . Charlie’ye › › › öğüdü de basitti: kitabı okumak istemiyorsa filmini kiralayabilirdi.

Bunu asla anlayamazlard . Muhtemelen hakl yd , ama Charlie bunda onursuz bir yan görüyordu › › › ve üstelik böyle yaparsa edebiyatın ne kadar lüzumsuz bir şey olduğundan şikâyet erme f rsat da bulamayacakt . O yüzden Daisy Buchanan y › › › erine Holly Golightly’yi izlemeye devam ediyorduk. Ben de yere eğilip Charlie’nin yazdığı kelimelerle oynayarak buzdolabının üzerindeki cümleyi “çakmak ya da çakmamak, iste mesele bu” şeklinde değiştirdim. Charlie kaşlarını kaldırıp onaylamaz bir edayla bana baktı. Oturduğu yerde Click here to get your free novaPDF Lite registration key neredeyse benim kanepedeki halimden daha uzun görünüyordu. Yan yana durduğumuzda steroid kullanmış Othello gibi dururdu. Başı neredeyse iki metrelik tavana değen, yüz yirmi kiloluk siyah bir adam. Ben ise aksine ayakkabıyla bir yetmişi anca buluyordum. Charlie ikimizi K rm z Dev ve Beyaz Cüce diye adland rmaktan › › › › hoşlanırdı, çünkü kırmızı dev 16 4 ‘ün Kural› inanılmayacak kadar iri ve parlak bir yıldızken, beyaz cüce küçük, yoğun ve karanl kt . Ben de ona Napolyon’un sadece bir elli › › beş boyunda olduğunu hatırlatırdım ama eğer Paul haklıysa ve Fransız ölçüleri İngiliz ölçülerinden değişikse o zaman imparator daha uzun olmalıydı. Paul o anda odada olmayan tek kişiydi. Daha erken saatlerde ortadan kaybolmuş ve hâlâ görünmemişti. Onunla aramızda geçen ay biraz inişli çıkışlı olaylar geçmişti ve bunun üstüne bir de akademik baskılar binince çoğu zaman Ivy’de, yani Gil ile ikisinin üye oldukları yemek kulübünde çalışmayı tercih eder hale gelmişti. Bütün Princeton son sınıf öğrencilerinin mezun olabilmek için hazırlaması gereken son sınıf tezi üzerinde çalışıyordu.

Aslında Charlie, Gil ve ben de tezlerimizi yazmak durumundayd k ama bizim bölümlerin tez teslim tarihi › çoktan gelip geçmişti bile. Charlie beyindeki bazı sinir sinyalleri ile etkileşim yapan yeni bir protein tanımı üzerine yazıyordu tezini, Gil ise yeni bir vergi sistemi üzerine çalışıyordu. Bense, kendimi tezimi başvuru ve görüşmeler arasında son dakikaya sıkıştırmıştım ve Frankenstein biliminin benim yüzümden pek değişmeyeceğinden emindim. Bu mezuniyet tezleri hemen herkesin küçümsediği bir gelenekti. Mezunlar, sanki bir yandan derslere girip bir yandan mesleki geleceklerini seçmeye çalışırken, üstüne bir de yüz sayfalık bir araştırma yazmaktan daha hoş bir şey hatırlayamıyorlarmış gibi, hasretle anarlard bu tezleri. Gerçekte ise, › mezuniyet tezi insan n bütün keyfini kaç ran, yaz yaz bitmeyen sevimsiz bir › › şeydi. Bir sosyoloji profesörü bir keresinde, hani o profesörlerin ders bittikten sonra da ders verirmiş gibi konuşma tarzıyla, bunun yetişkin yaşama giriş olduğunu söylemişti Charlie ile bana, yani altında ezilip kalacağınız bir şeyi omuzlamaktı kısacası. Buna sorumluluk denir demişti. KavF:2 lan Galdvvell & Dustin Thomason ramaya çalışın. Kendisinin kavramaya çalıştığı tek şey ise Kim Sil-verman adındaki güzel tez danışmanıymış gibi görünüyordu. Char-lie o zamanlar bunu söylediğinde ben de hak vermiştim. Eğer yetişkinlerin altından kalkması gereken sorumluluk Kim Silverman gibi bir şeylerse ben de vardım bu işte. Yoksa genç olarak kalmayı tercih ederdim doğrusu. Paul aramızda tezi en sona kalandı ve kuşkusuz en iyisi de onunki olacaktı. Aslında, belki de tarih bölümünde veya başka bir bölümde en iyi tez onunki olacaktı.

Paul’ün en önemli özelliği tanıdığım herkesten daha sabırlı biri olmasıydı ve bu özelliği sorunlan kolayca halletmesini sağlardı. Bir defasında, saniyede bir tane saymak kayd yla bir milyon y ld z sayman n bir ömür boyu › › › › › sürecek bir iş olabileceğini söylemişti bana. Gerçekte, sadece üç yıl sürerdi. İşin sırrı konsantre olabilmekti, dikkati dağıtmamayı başarabilmekti. Bu Paul’e vergi bir özellikti: o sezgisel olarak ne kadar beklemesi gerektiğini bilirdi. Belki de onun tezi ile ilgili olarak herkesin beklentilerinin böylesine yüksek olmas n n nedeni buydu; onun üç y › › ›lda ne kadar yıldız sayabileceğini biliyorlardı, ama tezi üzerinde neredeyse dört yıldır çalışmaktaydı. Ortalama bir öğrenci son sınıfa geldiğinde konu başlığını bulmuş olur ve o yılın bahar nda da tezini bitirirdi, ama Paul kendi teziyle birinci y l ndan › › › beri uğraşıyordu. Daha okuldaki ikinci sömestrimizde, benim adını, sadece babam Rönesans tarihçisi olarak kariyerinin çoğunu bu konuya vakfettiği için telaffuz etmeyi başarabildiğim, nadir Rönesans dönemi metinlerinden biri olan Hypnerotomachia Poliphili üzerinde çalışmaya karar vermişti bile. Üç buçuk yıl boyunca ve son teslim tarihine sadece yirmi dört saat kal ncaya kadar, Paul en › çok imrenilen mezuniyet programlar n bile geride b rakacak ölçüde malzeme › › › toplamıştı. 18 4 ‘ün Kural› Click here to get your free novaPDF Lite registration key Sorun, Paul’ün benim de bu duruma sevinmem gerektiğini düşünmesiydi. Kışın bu kitap üzerinde birkaç ay birlikte çalışmış ve bir takım olarak iyi iş çıkarmıştık. Ama sonra annemin sürekli söylediği bir şeyi anlayıvermiştim: Ailemizdeki erkeklerin belli bir kitabı olduğu kadar, belli bir kad n › › fethetmeye de eğilimleri vardı. Dışından bakıldığında Hypnerotomachia asla cazip görünmüyordu ama sadece çirkin kadınlarda bulunan bir çekiciliği vardı, sakladığı gizlere karşı insanda yavaş yavaş bir tutku yaratıyordu. Tam kendimi babam gibi onun gizemine-kaptırmışken, geri çekilmeyi ve benden daha fazla ilgi görmeyi hak eden bir kız arkadaşımla olan ilişkimi mahvetmeden havlu atmayı becerdim. Sonra da Paul’le aram z asla eskisi gibi olamad .

Ricalar m üzerine › › › onun da tanıdığı bir lisansüstü öğrencisi olan Bili Stein araştırmalarına yardım etmeye başlamıştı. Şu aralar, tezinin teslim süresi yaklaştığından Paul tuhaf bir şekilde ihtiyatlı davranır olmuştu. Genelde çalışmalarından pek söz etmezdi ama son hafta boyunca sadece benden değil Charlie ve Gil’den de uzaklaşmış, araştırmaları hakkında kimseye tek kelime etmez hale gelmişti. “E, hangi tarafa eğilimin var, Tom?” Gil sormuştu bunu. Charlie bakışlarını buzdolabından ayınp, “Evet” dedi. “Hepimiz kapana kısılmış gibiyiz.” Gil ve ben inledik. Bu kapana k s lmak deyimi Charlie’nin yar y l s nav nda › › › › › › başını derde sokan deyimlerden biriydi. Bu deyimi balık avına yakıştırdığı için Tobias Smollet’in Roderick Random’un Maceralar roman yerine Moby Dick’e › › atfetmişti. Sonra da takmıştı tabi ki. “Aş şunu art k,” dedi Gil. › “Bana kapana kısılmanın ne olduğunu bilen bir doktor adı söyleyin,” diye cevap verdi Charlie. 19 › lan Galdvvell & Dustin Thomason İkimizden biri cevap veremeden Paul’le paylaştığımız yatak odasından bir hışırtı gelmişti. Üzerinde bir şort ve tişörtle aniden kapıda beliren de bizzat Paul’dü. “Sadece bir tane mi?” dedi gözlerini ovalayarak.

“Tobias Smollet. O cerraht .” › Charlie yeniden mıknatıslı harflere çevirmişti bakışlarını. Gil kıkırdadı ama bir şey söylemedi. “Senin Ivy’de olduğunu san yorduk,” dedi Charlie epey süren bir sessizlikten › sonra. Paul ise odaya dönüp defterini alırken başını sallıyordu. Saman rengi saçlarının bir tarafı yamyassı olup yüzüne yapışmış, yanaklarına yastık izleri çıkmıştı. “Orda yeterince gizli çalışma imkânı yok,” dedi. “Yine ranzamda çalışıyordum, uyuyakalmışım.” İki gecedir, belki daha da uzun zamandır gözünü kırpmaya fırsat bulamıyordu. Paul’ün danışmanı Dr. Vincent Taft, her hafta daha da fazla belge üretmesi için onu sıkıştırıyordu ve son sınıf öğrencilerini kendi beklentilerinin ipiyle asmaktan mutluluk duyan birçok danışmanın aksine, Taft başından beri Paul’e destek oluyordu. “E, ne haber Tom?” dedi Gil sessizliği bozarak. “Kararın nedir?” Sehpaya baktım. Önümde duran ve kitabımdan okuduğum her satırdan sonra göz attığım mektuplardan söz ediyordu.

Birinci mektup Chicago Üniversitesi’ndendi ve İngilizce üzerine doktora yapmamı öneriyorlardı. Nasıl Charlie’nin kanında tıp varsa, benim kanımda da kitaplar vardı ve Chicago’dan alacağım bir felsefe doktoru unvan bana gayet uygun olurdu. Ama kabul mektubuna çok da istekli › yaklaşmıyordum, bunun nedeni kısmen Princeton’daki notlarımın orta düzeyde olması, ama daha çok, aslında ne yapmak istediğimi tam olarak bilemiyor olmamdı ve bir köpeğin korkunun ko20 4 ‘ün Kural› kuşunu algılaması gibi, iyi bir lisansüstü programı da kararsızlığın kokusunu alg layabilirdi.

.

PDF Kitap İndir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir