La Rochefoucauld – Özdeyişler

Ciddi bir değer taşıyan her edebi eserde birtakım özlü düşünceler bularak bunlardan seçme özdeyişler meydana getirmek mümkündür. Ama doğrudan doğruya özdeyişlerden kurulu eserler pek az, bunlartn içinde de üstlerine yığılan yüzyılların ağır yükü altında ezilmeyerek ayakta kalmış ve hele klasikler arasında yer almış olanlar büsbütün kıttır. işte Türk okurlarına tam çevirisini ilk defa sunduğumuz bu kitap onlardan biri, örnek olanı ve öyle sanıyorum ki, en büyüğüdür. Özdeyiş söylemek çok kolaydır, derler. Gerçekten öyledir. Biraz kafası işleyen herkesin elinden gelir. Ama okuyanın üzerinde derin bir etki bırakan, zihinde uzun düşüncelere yol açan ve öyle çabucak hatırdan çıkmayan büyük sözler yaratmak o kadar kolay olmasa gerektir. Nasıl ki biraz okumwı yazmış herkes şiir yazabilir ama büyük şair seyrek yeti�ir. O derin anlamlı, birkaç kelimenin içine bütün bir hayat felsefesini sığdıran atasözlerini dü.şünün. Anlatılması pek uzun ve güç bir gerçeği, bir öğüdü kısacacık deyiverdikleri için her zaman ve her fırsatta dilimizin ucuna gelen o boyca küçük, anlamca büyük sözleri sanat eseri saymamak elden gelir mi? işte La Rochefoucauld’nun ôzdeyişler’i de böyle- 6 ÖZDEYİŞLER dir. Bunlar dünya ve insanlar üzerinde çok düşünmüş olgun bir kafanın bütün hayat tecrübesini, gereksiz ayrıntılardan tamamiyle ayıklanmış birer komprime halinde bize sunmaktadır. Bu hayat tecrübesi, gerçi pek de gülümser bir yüzle karşımıza çıkıyor değildir. Acı ve bedbin bir felsefedir bu. Ama La Rochefoucauld, nun kötümserliği bazılarının iddia ettikleri gibi, ruh uyuşturucu, umutsuz· luk doğurucu bir kötümserlik değil, sadece gerçekleri bütün acılığı ve çıplaklığı ile göstererek insanı hayatta korkunç düşkırılarla karşılaşmaktan koruyan ve hayallerle süslenmiş bir aleme değil, gerçek hayata hazırlayan yapıcı ve olumlu bir kötümserliktir.


Yazar, insan ruhu üzerindeki kötümser gözlemlerini belki fazla genelleştirmiş, belki biraz aşırılığa götürmüştür. Ama bu, anlatmak istediği gerçeklere, onları şemalaştırarak zihne daha kolaylıkla yerleştiren bir biçim vermiştir. La Rochefoucauld, ­ nun XV Il. yüzyıl adamları ve daha çok yak!ından tanıdığı saray ve kişizadeler çevresindeki gözlemlerinin bir özeti olan ôzdeyişler, insanda ortak ve ebedi olan zaafları yakalamasını, ve ruhun en kuytu köşelerinde gizli kalan ayıpları gün ışığına çıkar. masını o kadar iyi bilmiştir ki aradan geçen üç yüzyı”la karşın bu gerçeklerin hiç de değişmiş olmadığını, her dönemin insanına uygulanabileceğini göritrüz. Yazar, bu başarısını, adam oğlunun geçici özellikleri üzerinde durmayarak asıl ve değişmez olan vasıflarını bulup ortaya koymaya çalışmış olmasına borçludur. ÖZDEYİŞLER 7 La Rochefoucauld’nun eserinden yana, ya da karşı, pek çok sözedilmiş, hakkında, belki taşıdığı düşüncelerin sayısından çok kitap yazılmıştır. Onun edebi veya ahlaki değerini hor görmek isteyenlerin sayısı ne kadar kalabalık olursa olsun yüzyıllardan beri eserini çevrelemekte devam eden ilgi, değerinin en açık bir delili değil midir? Görüş keskinliği, hiciv kudreti, vuzuhu ve vecizliği ile Fransız ruhunun ve dehasının en mükemmel temsilcilerinden biri sıf atiyle bu eserin) bugüne olduğu gibi, yarına da aynı gücle geçeceğine şüphe yoktur. * Dük de La Rochefoucauld, prens de Marsillac, taşıdığı VI. François ünvanından da anlaşılacağı üzere Fransa’nın en eski ve soylu ailelerinden birine mensuptur. Doğum tarihi münakaşalı olmakla beraber genellikle 1613 yılında Paris’te doğmuş olduğu kabul edilmektedir. V. François’nın oğlu olup, babasının ölümüne kadar prens de Marsillac adını taşımıştır. Tahsilinin derme çatma ve eksik kalmış orduğu söylenir. Babası kendisini, o zamanın soyluları arasında adet olduğu üzere, pek genç yaşta askeri bir göteve tayin ettirmiştir.

Blois kasabasında baba.sının sürgününü paylaştığı sırada matmazel de V ivonne’la evlendi. Bu kadın kendisine beş erkek ve üç kız çocuğu vermiştir. Dük de La Rochefoucauld, o zamanki adiyle pre1t8 de Marsillac, genç yaşta devrinin siya.si entrikalarında birinci derecede rol oynamaya başlamış- 8 ÖZDEYİ ŞLE R tır. Yüksek soyluluk mertebesi ve ruhunun, henüz fikir ve sanat yoluna dökülmem� olan, ateşli tutkuları, onu devleti idare eden bakanlar ve hatta hanedanla çatışmaya götürüyordu. Zamanın en nüfuzlu şahsiyeti olan Kardinal de Richelieu’nün amansız düşmanlarından biri oldu. İspanya ile gizli il�kileri olduğundan şüphe edilen kıraliçeye hizmetlerde bulundu, hatta kıralın ilgilendiği matmazel d’Hautefort’u kaçırmaya bile kalkıştı. Çevirdiği entrikalar yüzünden prens de Marsillac tevkif edilerek sekiz gün Bastille zindanında hapsedildi, sonra da V erteuil’ deki arazisine sürüldü. Sevgilisi ve suç ortağı olan düşes de Chevreuse İspanya’ya kaçtt. Paris’in hareketli ve entrikalı hayatına alışmış olan prens de Marsillac Verteuil’de sıkıldı ve gene rahat durmadı. Richelieu’nün can düşmanı Cinq-,Mars’ın projeleriyle ilgilendi. Bir yandan da İngiltere ile ticari ilişkilerde bulunuyordu. 1642’de Richelieu öldü. Bunun üzerine Prens de Marsillac saraya döndü.

1643’de kıral Xlll. Louis öldü, kıraliçe naip, Mazarin hükümet reisi oldu. Ama kıraliçe sadık ve vefalı adamını mükdfatlan<brmadı. Prens de Marsillac da bu nankörlüğe canı sıkılarak hoşnutsuzlara katıldı. Uzun zamandan beri sevdiği madam de Chevreuse’ün sadakatsizliği gücüne giden prens bu sefer de düşes de Longueville’le sevişmeye başladı. Duc d’Enghien’in ordusiyle birlikte sefere çıktı ve Mardick kuşatmasında bir kurşun yarası aldı. Uzun süren iyileşme döneminde meşhur Fronde isyan hareketi hazırlandı. Prens de Marsillac hemen Poitou’dan koşup geldi ve iç savaşın şef- ÖZDEY İ Ş LER 9 lerinden biri oldu. Savaşlar, Conde’nin Paris’i kuşatmasından sonra 11 mart 1649 anlaşmasiyle sona·: erdi. Nüfuz ve itibardan çok mücadele zevkine düşkün olduğundan birinci planda bir mevkie yükselmek elinde iken buna önem vermedi. 1650’de Conde,. Conti, Longueville tevkif edildfler. Prens de Marsillac düşes de Longueville’le birlikte Normandiya’ya kaçtı. Sonra duc de Bouillon’la birleşerek Bordeaııx’­ yu zaptettiler (31 mayıs 1650). 1650 şubatında babasının ölümünden sonra prens de Marsillac, ·dük de La Rochefoucauld ünvanını taşımaya başlamıştı.

Bordeaux şehri tekrar Mazarin tarafından zaP.tedildi. La. Rochefoucauld ParWe gelerek karışıklıklar hazvrlamaya devam etti. Parlamento binasında kardinal de Retz’i öldürtmeye kalkıştı, ama Conde ile beraber Paris’ten ayrılmak zorıında kaldı. Aynı tarihte ma-· dam de Longueville beş yıllık ilişkilerinden bıkarak duc de N emours’la aldkalandı. La Rochefoucauld bu. ayrılıktan hoşnut kalmadı değil ama başkasının ken: ­ disine tercih edilmesi de onurıına dokundu. İç savaş devam ediyordu. İki taraf Paris kapılarında karşı-­ laştı. La Rochefoucauld yüzünden yü,ralandı. Az kalsın gözlerini kaybediyordu. Tedavisi uzun sürdü. Tekrar sahneye çıktığı zaman kıralı Paris’te buldu. Conde İspanyollara geçmiş ve FPonde şefleri affedilmişti.

O tarihten sonra La Rochefoucauld saray entrikalariyle dolu hareketli hayatına son verdi ve kişisel’ tutkularından sıyrılmı§ göründü. Ailesine ilgi ve muhabbetini esirgemeyen XI V. Louis’nin teveccühünden faydal,anarak kendini fikir ve sanat hayatına· 1.0 ÖZDEYİŞLER verdi. Hicivli sohbetleri kibar meclislerinde pek hoşa gidiyordu. Eski fırtınalı aşkların yerine artık ma” dam de Sabw_, madam de Sevigne, madam de La Fayette gibi yüksek kültürlü kadınların dostluklarından zevk alıyordu. İlkönce anılarını yazdı. B·u yazı ele geçirilerek 16 62’de Kolonya’da yayınlandı. Uyandırdığı öfkeler yüzünden eserini inkar etmek zorunda kaklı. Bu anılar, devrinin güzel bir tasviri ise de tamamiyle kendi kaleminden çıkmış değildir. En ünlü eseri olan Özdeyişler el yazması halinde Hollanda’da elden ele dolaştığı için La Rochefoucauld eseri ·istemeyerek 16 65’te yayınladı. “Maxime”­ ler, yazarın hayatında daha dört kere basılmıştır. En eksiksi;::i 16’18’de çıkanıdır ki içinde 504 “Maxime” vardır. Aime Martin 1822’de, sonra Gilbert ve Gourdault 1863 -83’te, ve Pauly 188 3’te eserin yeni basımlarını meydana getirmişlerdir. 18 6 3’te Barthe­ .

lemy La Rochefoucauld’nun basılmamış eserleri başlığiyle 25 9 “Maxime” yayınlamışsa da bunların çoğu variyantlardır. 16″12’de dük de La Rochefoucauld’nun başına f eldketler geldi. Büyük oğlu ordunun Rhin nehrini geçişi sırasında ağır yaralandı ve oğullarından biri, Malta şövalyesi, vurulup öldü. Ama genç dük de Longueville’in ölümü kendisine bunlardan da büyük bir darbe oldu. Bıı çocuğun, düşes de LongufYVitle’le uzun sevişmelerinin bir ürünü olduğu ve dükün bu çocuğu meşru oğullarından fazla sevdiği söylenir. Dük de La Rochefoucauld 1 680’de Paris’fo ölmüş• .tür. La Rochefoucauld’nun kendi kalemiyle kendini tasviri Orta boyluyum, iyi serpilmiş mütenasip bir endamını vardır. Tenim esmerse de oldukça pürüzsüzdür; alnım yüksek ve makul bir genişliktedir; gözlerim kara, ufak ve çukurlarına gömülü, kaşlarımsa kara ve kalın, ama biçimlidir. Burnumun ne şekilde olduğunu söylemekte güçlük çekeceğim, çünkü burnum ne koçvari, ne basıktır, ne büyüktür, ne de sivri, hiç değilse bana öyle geliyor. Bütün bildiğim şudur ki burnum küçük olmaktan çok büyüktür ve biraz fazlaca aşağı düşer. Ağzım büyük ve dudaklarım genellikle oldukça kırmızı ve ne iyi, ne de kötü biçimlidir. Dişlerim beyaz ve muntazamcadır. Önce bana gerdanımın biraz fazlaca olduğunu söylemişlerdi: bir fikir edinmek için şimdi yokladım ve aynada muayene ettim ama ne hüküm vereceğimde hala tereddütteyim. Yüzümün şekline gelince, ya dört· köşe, ya ovaldır: bunlardan hangisi olduğunu kestiremiyorum.

Saçlarım siyah ve doğuştan kıvırcıktır, aynı zamanda başımın güzelliğini iddia ettirecek kadar sık ve uzundur. Çehremde kederli ve vakur bir eda vardır: bu birçok kimselere, benim kibirli olduğum hissini verir ama hiç de öyle değildir. Oldukça hareketliyimdir, hatta gereğinden biraz fazla, söz söylerken bana çok işaretler yaptıracak kadar. İşte dış görünüşüm hakkında ne yalan söyleye- 12 ÖZDEYİŞLER yim kanaatim budur ve kendi hakkımdaki düşüncelerimin gerçekten pek de uzak olmadığının kabul edileceğini sanıyorum. Kendi portremi tamamlamak için geri kalan taraflarda da aynı sadıklıkla hareket edeceğim, çünkü kendimi iyi tanıyacak kadar etraflı incelemişimdir, hem meziyetlerimi çekinmeden söyleyecek kadar kendime güvenim olduğu gibi, kusurlarımı açıkça itiraf edecek kadar da samimiyetim vardır. İlkin mizacımdan sözedeyim: mahzun bir adamım, hem de öylesine ki, üç dört yıldır, üç dört defadan fazla güldüğümü gören olmamıştır. Yalnız yaradılışımdan ileri gelenden ibaret kalsa, öyle sanıyorum ki, mahzunluğum oldukça çekilir ve sevimli bir şey olurdu; ama dışardan gelip hüznümü arttıran �yler o kadar çok ve bunlar hayalimi öyle dolduruyor ve zihnimi öyle meşgul ediyor ki, çok zaman, ya tek söz söylemeden hayale dalıyor, ya da söylediklerimin adeta hiç farkında olmuyorum. Tanımadığım in.sanlarla pek sıkı fıkıyım, tanıdıklarımın çoğu ile öyle adamakıllı samimi bile değilim. Bu bir kusurdur, biliyorum, bu kusurumu gidermek için elimden geleni yapmaya hazırım; ama yüzümdeki somurtkan ifade, beni olduğumdan da çekingen gösterdiğinden, yüz çizgilerimin tabii düzeninden ileri gelen kötü bir ifadeyi çıkarıp atmak da elimizde olmadığından, içimi düzeltsem bile dıştan gene sevimsiz bir adam görünmekten kurtulamıyacağım. Zekiyimdir ve bunu söylemekte nazlanmam: zira bu hususta sahte bir tevazua ne lüzum var? Dolambaçlı yollara sapmak ve meziyetlerinden sözederken bunları küçültmeye çalışmak, bana öyle geliyor ki, zahiri bir tevazu per- ÖZDEYİŞ L E R 13 desi altında biraz benlik hırsı saklamak, ve başkalarını kendi lehinde söylediklerinden çok daha fazlasına inandırmak için pek ustaca bir çareye başvurmaktır. Kendi hesabıma, ne gösterdiğimden daha iyi huylu, ne de anlatacağımdan daha zeki ve makul sanılmazsam memnun olurum. Evet, dediğim gibi, zekiyimdir, ama mahzunluğun tadını kaçırdığı bir zekadır bu: çünkü, dilimi iyi bilmeme, belleğimin kuvvetli olmasına, düşüncelerimde pek karışıklık bulunmamasına karşm, kederimle o kadar doluyum ki, çok kere söylemek istediklerimi hayli fena ifade ederim. Seçkin insanlarla sohbet etmek en hoşuma giden zevklerden biridir; sohbetin ciddi olmasını, büyük bir kısmını ahlaki ve içtimai mevzuların teşkil etmesini isterim. Bununla beraber, neşeli konuşmalardan da zevk almasını bilirim: güldürmek için hoş sözler söylediğim seyrek olsa da herhalde bu, yerinde nüktelerin değerini takdir etmediğimden, bazı hazırcevapların çok iyi başardıkları bu nükte oyunlarını pek eğlendirici bulmadığımdan değildir.

İyi nesir yazarım, nazım da elimden gelir; bu yoldan gelen şöhrete düşkün olsaydım öyle sanıyorum ki, az çalışma ile kendime oldukça ün yapabilirdim. Genellikle okumayı severim; zihne genişlik verici ve ruhu kuvvetlendirici düşünceler taşıyan yazılar. en çok sevdiklerimdir. Hele anlayışlı bir insanla birlikte okumaktan çok zevk duyarım: çünkü, bu şekilde insan daima okudukları üzerinde düşünür, bu düşünceler de en hoş, en yararlı bir konuşmaya yol açar.

.

PDF Kitap İndir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir