R. A. Salvatore – Unutulmuş Diyarlar – 07 – Drizzt Do’Urden’in Maceraları – 1 – Miras

Haydut Dinin, Drowların şehri Menzoberranzan’ın karanlık bulvarları arasında dikkatle ilerliyordu. Yaklaşık yirmi yıldır ailesiz ve kanundışı biri olarak yaşayan deneyimli savaşçı, şehrin tehlikelerini çok iyi b Vandree Evinin baş muhafızının güvenini kazanması neredeyse bir yılını almıştı. Ve bu güvenin, Dinin’in hiçbir açıklaması olmadan ev sınırlarını terk etmesiyle birlikte feci bir tehlike altına gireceğine şüphe yoktu. Haydut savaşçı, bunu anlamanın bir tek yolu olduğu sonucuna vardı. Nefesini tuttu ve yarı saydam kapıdan içeri girdi. Sanki sudan oluşan kalın bir duvarın içinden geçiyormuş gibi hissetti, fakat ıslanmıyordu. İki varoluş düzlemi arasında dalgalanan boyut kapısı içinde birkaç uzun adım attıktan sonra sadece bir parmak kalınlığında gibi görünen büyülü eşikten kendisini zorlayarak geçti ve Jarlaxle’nin küçük odasına girdi. Oda huzur verici kızıl bir ışıltıyla aydınlanmıştı. Bundan dolayı Dinin’in gözleri enfrarujlu renk tayfından normal ışık tayfına dönüştü. Bu değişim sona erdiğinde gözlerini kırpıştırdı ve Jarlaxle’a bakınca her zaman olduğu gibi bir kez daha göz kırpıştırdı. Paralı asker lideri, taştan bir masanın arkasında, egzotik minderlerle dolu ve belli bir açıya kadar ileri geri sallanabilmesi için fırdöndülü bir ayağı olan bir sandalyede oturuyordu. Her zaman olduğu gibi yerine rahatça kurulmuş oturan Jarlaxle, sandalyeyi geriye doğru yatırmış ve ellerini muntazam bir şekilde tıraşlanmış olan kafasının (ki bu bir Drow için oldukça olağandışı birşeydi!) arkasında kopçalamıştı. Jarlaxle sadece şaka olsun diye ayaklarından birisini masaya salladı ve kendisini gizleyen piwqf’i pelerinini sıkıca etrafına sardı. Büyük mağaranın merkezine, Narbondel adındaki dev sütuna şöyle bir baktı ve saatin geç olduğunu anladı. Her gün doğumunda, Men-zoberranzan’ın Başbüyücüsü Narbondel’in yanına gider ve bu dev sütuna, önce yavaş yavaş yukarı çıkacak ve sonra aşağı inecek büyülü bir ısı yüklerdi.


Enfrarujlu renk tayfını algılayan hassas Drow gözleri için sütundaki ısının seviyesi devasa ve parlak bir saat görevi görüyordu. Şimdi Narbondel neredeyse soğumuştu; yani bir başka gün daha sonuna yaklaşıyordu. Dinin’in şehrin yarısından fazla bir mesafe katetmesi gerekiyordu. Gideceği yer Menzoberranzan’ın kuzeybatı duvarından uzanan, Pençe Yarığı adındaki dev bir uçurumun içinde bulunan gizli bir mağaraydı. Bregan D’aerthe’nin lideri Jarlaxle orada, birçok gizlenme yerinden birisinde onu bekliyordu. Drow savaşçı, şehrin merkezine doğru ilerleyip Narbondel’in hemen yanından geçti ve bir düzine ayrı aile evini oluşturan yüze yakın içi oyuk dikitin arasından yürüdü. Evlerin muhteşem oyma eser ve heykelleri, sayısız renkteki peri ateşleriyle panldıyordu. Ev surlarının üstündeki görev yerlerinde ya da çok sayıdaki çapraz sarkıtları birbirilerine bağlayan köprülerde volta atan Drow askerleri yürümeyi bırakıp ona baktılar. Dinin onlardan uzaklaşana kadar ellerinde arbalet yayları ve zehirli ciritleri hazır bir şekilde bu yalnız yabancıyı izlediler. Bu Menzoberranzan’ın hayat biçimiydi; her zaman tetikte, her zaman şüpheci. Dinin, Pençe Yarığının kenarına gelip, etrafına dikkatle baktıktan sonra aşağı zıpladı ve yarığın içine yavaşça inmek için doğuştan gelen levitasyon gücünü kullandı. Otuz metreden daha fazla bir mesafe indikten sonra tekrar etrafına bakındı ve bir kez daha kendisine doğrultulmuş arbalet yaylarını gördü. Ama bu silahlar, birer paralı asker olan muhafızların Dinin’in kendilerinden biri olduğunu anlar anlamaz indirildi. Jarlaxle seni bekliyor, diye işaret etti muhafızlardan birisi, kara elflerin detaylı el alfabesini kullanarak. Dinin cevap verme zahmetine girmedi.

Sıradan askerlere hiçbir açıklama borcu yoktu. Muhafızı sertçe iterek yanından geçti ve kısa bir tünel boyunca ilerledi. Bu tünel, biraz sonra odalar ve koridorlardan oluşan bir labirente açıldı. Birkaç dönemeç sonra kara elf odaya adım attı. Yüksek konçlu kara çizmesi taş masaya çarpınca ‘güm’ diye bir ses çıkarttı. Jarlaxle sonra öbür ayağını da yine aynı sertlikle masaya koydu, fakat bu seferki çizmeden bir tıpırtı bile çıkmadı. Dinin, paralı askerin yakut kırmızısı göz bandını bugün sağ tarafına takmış olduğuna dikkat etti. Masanın yanında küçük, titrek ve insansı bir yaratık duruyordu. Bu yaratık yuvarlak alnının üzerinden yukarı doğru uzanan küçük ve beyaz boynuzcukları da hesaba katılırsa, bir seksenlik Dinin’in taş çatlasa yarı boyundaydı. “Oblodra Evinin koboldlarından birisi,” diye açıkladı Jarlaxle kayıtsızca. “Görünüşe bakılırsa sefil şey içeri girmenin bir yolunu bulmuş, ama dışarı çıkmanın pek de kolay olmadığını anlamış.” Bu düşünce Dinin’e gayet doğru geldi. Menzoberranzan’ın Üçüncü Ailesi olan Oblodra Evi, Pençe Yarığının ucunda bulunan dar bir oyuğa hakimdi. Ve söylentilere göre, binlerce koboldu sırf zevk için işkence etmek ya da bir savaş durumunda yem piyade olarak kullanmak üzere bünyesinde barındırıyordu. Jarlaxle, küçük yaratığa gırtlaktan konuştuğu basit bir dilde, “gitmek istiyor musun?” diye sordu.

Kobold hevesle ve aptalca başını salladı. Jarlaxle yarı saydam kapıyı işaret etti ve yaratık kapıya doğru koşturdu. Fakat büyülü eşiği aşacak gücü yoktu. Böylece kapıdan geri sekti ve Dinin’in ayaklarının dibine düştü. Kobold daha ayağa kalkmaya bile başlamadan önce paralı asker liderine doğru döndü ve ahmakça, teessüf edercesine dudak büktü. Jarlaxle’nin elleri birkaç kez, Dinin’in sayamayacağı kadar hızlı bir şekilde ileri geri oynadı. Drow savaşçı, refleksif olarak gerginleşti. Fakat kıpırdamaması gerektiğini, Jarlaxle’nin her zaman mükemmel nişan aldığını biliyordu. Kafasını eğip kobolda baktığında yaratığın ölü vücuduna beş tane hançer saplanmış olduğunu gördü. Hançerler pullu yaratığın küçük göğsünde mükemmel bir yıldız oluşturmuşlardı. Jarlaxle, Dinin’in kafası karışık bakışına cevaben omuz silk-ti. “Yaratığın Oblodra Evine geri kaçmasına izin veremezdim,” diye açıkladı, “bizim mağaranın onlarınkinin çok yakınında bir yerde olduğunu öğrenmişti.” Dinin de Jarlaxle ile birlikte kahkaha attı. Hançerleri alıp ona geri vermek için eğildi, fakat Jarlaxle buna hiç gerek olmadığını ona hatırlattı. “Kendi kendilerine bana geri dönecekler,” diye açıkladı paralı asker, bluzunun kolunu sıyırıp bileğine sarılı olan büyülü hançer kınını göstererek.

“Otursana,” dedi arkadaşına, masanın yanında duran ve pek de ahım şahım olmayan bir tabureyi işaret ederek. “Konuşacak çok şeyimiz var.” “Beni neden geri çağırdın?” diye açıkça sordu Dinin, masanın yanına geçip yerine oturduğunda. “Vandree Evinin içine tamamen sızmıştım.” “Ah, Khal’abbil,'” diye yanıtladı Jarlaxle. “Konuyu çabucak sadede getiriyorsun. Senin en takdir ettiğim niteliğin de bu zaten.” “Uln’hyrr,” diye kızdı Dinin, Drow dilindeki ‘yalancı’ kelimesini kullanarak. İki yoldaş yine güldüler, fakat Jarlaxle’ın kahkahası uzun sürmedi. Ayaklarını yere indirdi, öne doğru eğildi ve kral hazinesi olabilecek nitelikteki mücevherlerle dolu ellerini -Dinin bu parlak nesnelerin kaç tanesinin büyülü olduğunu sık sık merak ederdi- taş masanın üzerinde kavuşturdu. Yüzü aniden ciddileşmişti. “Vandree saldırısı başlamak üzere mi?” diye sordu Dinin, bilmeceyi çözdüğünü düşünerek. “Vandree’yi unut gitsin,” diye yanıtladı Jarlaxle. “Onların meseleleri şu anda bizim için o kadar da önemli değil.”

.

.

PDF Kitap İndir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir