J. K. Rowling – Harry Potter 6 – Harry Potter ve Melez Prens

Vakit gece yarısına yaklaşıyordu ve Başbakan ofisinde tek başına oturuyor, beyninden en ufak bir mana bırakmaksızın geçip giden uzun bir notu okuyordu. Uzak bir ülkenin başkanından telefon bekliyordu, ve lanet adamın ne zaman arayacağını merak etmek, uzun, yorucu ve zor g arkasında hafif bir öksürük duydu. Karanlık camdaki kendisinin korkmuş görünen aksiyle burun buruna donakaldı. Bu öksürüğü biliyordu. Daha önce de duymuştu.

Boş odaya doğru yavaşça döndü. “Merhaba?” dedi, kulağa hissettiğinden daha cesur gelmeye çalışarak. İmkansız olduğunu bilmesine rağmen, kısa bir anlığına kimsenin ona yanıt vermeyeceğini umdu. Fakat, kulağa hazırlanmış bir beyanat okuyormuş gibi gelen gevrek, kesin bir ses hemen yanıt verdi. Ses -Başbakan’ın ilk öksürükten tahmin ettiği gibi- kurbağaya benzeyen ve uzun gümüş bir peruk takan, odanın en uç köşesindeki kirli yağlı boya tablosunda resmedilmiş küçük adamdan geliyordu.

Muggle’ların Başbakanı’na. Acilen görüşmemiz gerek. Lütfen derhal yanıtlayınız. Saygılarımla, Fudge. Tablodaki adam Başbakan’a soran gözlerle baktı. “Ee,” dedi Başbakan, “dinle…benim için pek müsait bir zaman değil… Bir telefon bekliyorum, anlıyorsunuz ya…Şey’in Başkanı’nda-” “O işi ayarlarlayabiliriz,” dedi portre anında. Başbakan’ın ümidi suya düştü.

İşte bundan korkuyordu. “Ama onunla gerçekten konuşmayı umu-” “Başkan’ın aramayı unutmasını sağlayacağız. Bu akşam yerine yarın akşam arayacak,” dedi küçük adam. “Lütfen Mr. Fudge’ı derhal yanıtlayınız.” “Ben…ah…pekala,” dedi Başbakan halsizce. “ Evet, Fudge’la görüşeceğim.” Kravatını düzelterek masasına aceleyle geri döndü.

Tam sandalyesine oturup yüzünü rahat ve etkilenmemiş bir ifade olduğunu umduğu bir şekle uyarlamıştı ki, mermer şömine rafının altındaki boş ızgaranın üstünde parlak yeşil alevler can buldu. Alevlerin arasında bir topaç gibi hızla dönen iri cüsseli bir adamın belirmesini tek bir şaşkınlık ya da korku belirtisi bile göstermemeye çalışarak izledi.

Saniyeler sonra, güzelce bir antika halının üstüne tırmanmış, elinde limon yeşili silindir şapkayla uzun ince çizgili pelerinin kollarından külleri silkeliyordu. “Aa… Başbakan,” dedi Cornelius Fudge, gerilmiş elini öne uzatarak. “Sizi tekrar görmek ne güzel.” Başbakan bu iltifatı dürüstçe karşılayamazdı, o yüzden hiçbir şey söylemedi.

Fudge’ı gördüğüne hiç de memnun değildi, çünkü sık ortaya çıkışları, sırf kendileri bile korkutucu olmakla beraber, genellikle çok kötü haberler alacağı anlamına geliyordu. Dahası Fudge besbelli endişeden bitkin görünüyordu.

Daha zayıf, daha kel ve daha griydi, ve buruşuk bir bakışı vardı. Başbakan bu bakışı daha önce politikacılarda görmüştü ve bu hiçbir zaman iyi bir bileşim değidi. “Size nasıl yardımcı olabilirim?” dedi, kısa bir anlığına Fudge’ın elini sıkarak ve masasının önündeki en sert sandalyelerinden birine doğru işaret ederek.

“Nereden başlayacağımı bilmek çok güç,” diye mırıldandı Fudge, sandalyeyi çekip oturarak ve yeşil silindir şapkasını dizlerine yerleştirerek. “Ne haftaydı ama, ne haftaydı…” “Siz de kötü bir tane geçirdiniz öyleyse?” diye sordu Başbakan resmi bir tavırla.

Fudge’ın fazladan yardımı olmadan yeterince derdi olduğunu iletmeyi umuyordu. “Elbette, evet,” dedi Fudge gözlerini bitkince ovarak ve Başbakan’a somurtup baktı; “Sizin geçirdiğiniz haftayı ben de geçiriyordum, Başbakan’ım. Brockdale Köprüsü…

Bones ve Vance’in ölümleri… West Country’deki olaylar da cabası…” “Siz – ee – size – demek istediğim, sizin insanlarınızdan bazıları-bu-olaylarla alakalıdırlar, öyleyse?” Fudge Başbakan’a sertçe bir bakış attı. “Elbette öyle,” dedi. “Eminim ki neler olup bittiğini anladınız?” “Ben…” diye tereddüt etti Başbakan. İşte tam olarak bu tip bir davranış biçimi Fudge’ın ziyaretlerinden hoşlanmamasına neden olmuştu.

Koskoca Başbakan’dı ve yeni yetme bir okul çocuğu muamelesi görmekten hoşnut kalmıyordu. Ama elbette bu onu Başbakan olduğu ilk akşam Fudge’la yaptığı ilk görüşmeden beri böyleydi. Daha dün gibi hatırlıyordu ve ölene kadar aklından çıkmayacağını da biliyordu. Bu ofisin içinde tek başına duruyordu ve bunca yıl hayalini ve planını kurduğu zaferin tadını çıkarıyordu ki arkasında tıpkı bu geceki gibi bir öksürük duymuştu ve dönüp o küçük çirkin portreyi onunla konuşur bulmuştu.

Sihir Bakanı’nın gelip kendisini tanıtmak üzere olduğunu ilan ediyordu. Doğal olarak, uzun kampanyanın ve seçimin zorluluğunun sonunda onu delirttiğini sanmıştı. Bir portrenin kendisiyle konuştuğunu görünce büsbütün korkmuştu, fakat bu, kendini ilan etmiş bir büyücünün şömineden dışarı sekip elini sıktığında nasıl hissettiğinin yanında hiç kalırdı.

Fudge bütün dünyada hala gizlice büyücü ve cadıların yaşamakta olduğunu açıklarken ve Sihir Bakanlığı bütün büyücü halkının sorumluluğunu üstlendiğinden ve büyü dışı halkın onların kokusunu almasını engellediğinden, onun kafasını onlarla fazla meşgul etmesine gerek olmayacağını temenni ederken dili tutulup kalmıştı.

Fudge, bunun çok zor bir iş olduğunu, çünkü süpürgelerin sorumlu bir biçimde kullanımını düzenlemeden ejderha nüfusunu kontrol altında tutmaya kadar (Başbakan bu noktada masasını destek amaçlı kavradığını hatırladı) her şeyi kapsadığını söylemişti. Fudge daha sonra babacan bir tavırla hala şaşakalmış Başbakan’ın omzuna vurarak. “Endişelenecek bir şey yok,” demişti, “büyük ihtimalle beni bir daha göremeyeceksiniz.

Sizi yalnızca bizim tarafımızdan gerçekten ciddi, Muggle’ları da -büyü dışı kişiler yanietkileyecek birşeyler varsa rahatsız edeceğim. Onun dışında, herkes kendi yoluna. Ve şunu söylemeliyim ki, bunu selefinizden daha iyi kaldırıyorsunuz. Beni camdan dışarı fırlatmaya kalktı, beni karşı tarafça planlanmış bir işletmece sandı.”

PDF Kitap İndir

Abone ol
Bildir
guest
Yazmasanız da olur ama yazarsanız size verilen cevaplar için bildirim alırsınız.
4 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Anonim

omg ıs is müq

Anonim

Sectumsempra

Anonim

güzelllll

Anonim

ilk yorummm