Jules Verne – İki Yıl Okul Tatili

9 Mart 1860 gecesi denize karışmış bulutlar, görüş uzaklığını ancak birkaç kulaca indirmiş bulunuyordu. Bu azgın denizde Slugi adlı küçük bir tekne, var gücüyle ilerleme çabasındaydı. Bu yüz tonluk bir yattı. Saat akşamın on biriydi. Bu enlemde, mart ayı başlarında geceler henüz kısadır. Gün ancak sabahın beşine doğru ağarmaya başlar. Ama küçük teknenin batma tehlikesi sanki sabah olursa azalacak mıydı? Onu ancak fırtınanın dinmesi, dalgaların yatışması kurtarabilirdi, yoksa okyanusun ortasında, kara parçalarından uzak, sulara gömülüp gidecekti. Slugi’nin arka güvertesinde, biri on dört, öbür ikisi on üç yaşlarında üç çocukla bir de on iki yaşlarında zenci miço dümen dolabına sımsıkı yapışmışlar, dalgalara karşı koymak için çabalarını birleştiriyorlardı. Yaptıkları çok zor bir işti. Bir ara dalga öylesine şiddetle çarptı ki, çocukların hepsi birden yere yuvarlandı, neyse hemen toparlanıp ayağa kalkabildiler. İçlerinden biri, “Dümen dayanıyor ya, Briant?” diye sordu. Yerini almış ve soğukkanlılığını hiç yitirmemiş olan Briant, “Evet, Gordon” diye yanıtladı. Sonra- üçüncü çocuğa, “Aman sıkı tutun. Doniphan sakın cesareti elden bırakmayalım ha!… Yoksa paçayı kurtaramayız!” dedi. Bunları İngilizce söylemişti ama Fransız vurgusuyla.


Sonra miçoya döndü. “Yaralı filan değilsin ya, Moko?” “Hayır, Bay Briant. Biz var gücümüzle şu yatı ayakta tutmaya çalışalım. Yoksa doğru denizin dibini boylarız!” O anda aşağıya, yatın salonuna inen merdivenin kapağı birden açılıverdi. Güvertede neşeyle havlayan sevimli köpekçik, dokuz yaşlarında kadar bir çocuk belirdi. Çocuk, “Briant… Briant… Neler oluyor kuzum?” diye seslendi. “Bir şey yok, Iverson, bir şey yok. Hadi, siz Dole ile inin aşağı, çabuk!” Yaşça biraz daha küçük görünen başka bir çocuk, “Çok korkuyoruz da biz…” Briant söze karıştı. “Yok, canım, hadi girin hepiniz içeri, iyice gizlenin battaniyelerinizin altına, gözlerinizi de kapayın. Meraklanmayın- korkacak bir şey yok!” “Size bir yardımımız dokunabilir mi Briant?” “Hayır Baxter. Sen, Cross, Webb, Service ve Wilcox, siz küçüklerin yanında kalın. Biz dördümüz yeterliyiz burada.” Büyük bir kasırgaya yakalanmış olan şu yelkenlide çocuklardan başka kimse yok muydu acaba? – Hayır, yoktu, yalnızca çocuklar. – Peki, kaç kişiydiler? – Gordon, Brant, Doniphan ve miçoyla, birlikte, on beş – Nasıl binmişlerdi bu tekneye? – Onu da birazdan öğreneceğiz. – Peki, ama başlarında tek bir büyük bile yok muydu? Hiç olmazsa gemiye kumanda edecek bir kaptan? Manevraya yardımcı olacak bir tayfa? Bu fırtınada dümeni tutacak bir dümenci? – Hayır, o da yoktu.

Bunun içindir ki Slugi’nin okyanustaki konumunu tam olarak belirleyecek kimse de yok demekti. Hem de okyanusların en büyüğü. Avustralya ile Yeni Zelanda’dan ta Güney Amerika kıyısına kadar iki bin mil boyunca uzanan Büyük Okyanus. Ne olmuştu acaba? Yelkenlinin gemicileri tümüyle bir kazaya mı kurban gitmişlerdi? Yoksa korsanlar onları kaçırıp teknede en büyükleri ancak on dördünde olan genç yolcuları kendi yazgılarıyla baş başa mı bırakmışlardı? Bu sorulara hiç kuşkusuz çocuklar karşılık bulabilirlerdi ama kim soracaktı onlara? Ayrıca onların yardımına koşacak bir teknede görünmüyordu ortalıklarda. Fırtına şiddetini gittikçe artırmaktaydı. Kırk sekiz saatten beri azgın dalgalarla boğuşan bu yelkenli için hiçbir umut ışığı yok gibiydi. Birden Doniphan “Eyvah, mizana direği kırıldı…” diye bağırdı. Miço atıldı. “Hayır, yelken halatlarından kurtuldu.” Briant, Avrupa’dan Okyanusya’ya gelirken hem Atlas Okyanusunu, hem Büyük Okyanusu geçtiği için gemicilikten çok az anlıyordu ve bu yüzden öteki çocuklar teknenin yönetimini Moko’yla birlikte ona bırakmışlardı. Yelkenin hemen, koparılması gerektiğinden, Briant ile miço büyük bir ustalıkla ve tehlikeyi göze olarak, güvertede sürüne sürüne ilerlediler, kopan bölümün iplerini kestiler ve ancak alttaki küçük parçaları bıraktılar. Bu sırada Briant’ın üç yaş küçük kardeşi Jacques göründü. “Gelin… Gelin!…” diye bağırdı. “Aşağı su bastı!” Briant hemen atılıp alelacele aşağı indi. Salon şiddetle sallanan bir fenerin ışığıyla belli belirsiz aydınlanmıştı.

Yataklara uzanmış on kadar çocuk görülüyordu. En küçükleri – sekiz dokuz yaşında olanları vardı – dehşetle birbirlerine sarılmışlardı. Briant onları yatıştırmak amacıyla, “Korkmayın- bir şey yok, biz buradayız, hiç meraklanmayın!” dedi. Sonra yerdeki suya bir göz gezdirdi. Hemen suyun güverte kapaklarından sızdığını anladı, teknede çatlak filan yoktu. İçi rahatladı salondakileri yatıştırarak yeniden dümen başına döndü. Çocuklar arkadan vuran dalgalara kapılıp denize yuvarlanmamak için kendilerini bağlamaya hazırlanıyorlardı ki, koskocaman bir dalga güverteyi süpürdü. Briant, Doniphan ve Gordon dümen dolabına sımsıkı yapışıp kurtulabildiler ama miço sürüklenip gitmişti, Briant var gücüyle haykırdı. “Moko!. Moko!.” Doniphan atıldı, “Sakın denize düşmüş olmasın?”

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 Yorum

Yorum Ekle
  1. boş insanlar

    işsizlerrrrrr

    1. HAYIR ÇOK GÜZEL BİR KİTAP…