Stieg Larsson – Millennium #2 – Ateşle Oynayan Kız

Çelik çerçeveli dar bir yatağın üzerine yatırılmış, deri kayışlarla göğsünden bağlanmıştı. Kayışlar göğüs kafesini sıkıyordu. Kolları iki yanına uzatılarak, bileklerinden yatağa kelepçelenmişti. Artık kurtulmaya çalışmıyordu. Uyanıktı ama gözlerini kapamıştı. Zaten gözlerini açsa da fark etmezdi, kapının üzerinden sızan zayıf ışığın dışında, oda kapkaranlıktı. Ağzında kötü bir tat vardı, dişlerini fırçalamayı özlüyordu. Kulağı ayak seslerindeydi, adamın geldiğini ancak seslerden anlayabiliyordu. Saat kaçtı, bilmiyordu. Adam, ziyaretini geciktirmiş gibiydi. Yataktaki ani bir titreşimle gözlerini açtı. Sanki binanın bir yerinde bir makine çalışıyordu. Birkaç saniye geçtikten sonra böyle bir sesi gerçekte duyup duymadığından emin olamadı. Kafasına bir gün daha kaydetti. Kırk üç gündür tutsaktı.


Başını çevirip yastığa sürterek burnundaki kaşıntyı gidermeye çalıştı. Terliyordu. Oda sıcak ve boğucuydu. Üzerindeki sade geceliğin etekleri belinin altında toplanmıştı. Kalçalarını kaldırdı, orta ve işaret parmağıyla geceliğin bir kenarını kavrayabildiği kadar kavrayıp yanlara çekiştirdi. Bunu diğer tarafta da yapmaya çalıştı. Başaramadı, geceliğin etekleri hâlâ belinde toplanmış halde duruyordu. Altındaki döşek topak topaktı, rahatsızdı. Normalde hiç dert etmeyeceği küçük şeyler, dış dünyayla bütün ilişkilerinin kesildiği bu durumda gittikçe daha fazla sorun oluyordu. Kayışlar hareket etmesine imkân verecek kadar gevşekti, yan dönebiliyordu ama bu durumda bir eli geride kalıp uyuştuğu için rahat edemiyordu. Korkmuyordu. Yalnızca bastırdığı öfkesi gittikçe artıyordu. Başına gelecekleri düşünerek kıvranıyordu. Çaresizliğinden nefret ediyordu. Zaman öldürmek ve içinde bulunduğu durumu unutmak için ne kadar çabalarsa çabalasın, bilinçaltına attığı endişesi bir yolunu bulup dışarı sızıyor, etrafını bir gaz bulutu gibi kuşatıyor, gözeneklerinden vücuduna sızan bir zehir gibi tehdit ediyordu.

Bu endişeden kurtulmanın en iyi yolu ona güç veren bir şeyler hayal etmekti. Gözlerini kapayarak benzin kokusunu hatırlamaya çalıştı. Adam penceresi açık bir arabada oturuyor. Kız arabaya doğru koşuyor. Arabanın penceresinden adamın üzerine benzin serperek bir kibrit çakıyor. Bir saniyelik bir iş. Alevler yükseliyor. Adam acılar içinde kıvranıyor, kız onun nasıl dehşet çığlıkları attığını duyuyor. Etrafı yanık etle, kömür haline gelen koltuktan yayılan, keskin bir plastik kokusu sarıyor. Belli ki biraz uyuklamıştı, ayak seslerini duymamış ama kapı açıldığında tamamen uyanmıştı. Odaya dolan ışık gözlerini kamaştırdı. Adam gelmişti işte. Uzun boyluydu. Kız onun yaşını bilmiyordu, Cüsseli biriydi, kıvırcık saçları kızıl kahverengiydi, siyah çerçeveli gözlükleri, seyrek keçi sakallı vardı. Tıraş losyonu kokuyordu.

Kız bu kokudan nefret ediyordu. Adam yatağın ayakucuna dikilerek uzun süre kıza baktı. Kız onun sessizliğinden nefret ediyordu. Adamın yüzü kapıdan sızan ışığın gölgesinde kalmıştı, yalnızca silueti görünüyordu. Birden konuşmaya başladı. Her sözcüğün üzerine titizlikle basan, karanlık, anlaşılır bir ses tonu vardı. Kız onun sesinden nefret ediyordu. “Bugün senin doğum günün,” dedi kıza. Kutlamak için gelmişti. Sesinde ne bir düşmanlık ne de alay vardı. İfadesiz bir sesti. Kız onun gülümsediğini hissetti. Kız ondan nefret ediyordu. Adam yaklaşıp yatağın başucuna geçti. Elinin tersini kızın alnına koydu, nemliydi, parmaklarını alnında sürükleyerek saçlarına doğru götürdü/büyük ihtimalle bu bir tür dostluk göstergesiydi.

Kıza doğum günü hediyesi. Kız onun dokunuşlarından nefret ediyordu. Adam onunla konuşuyordu. Kız dudaklarının hareket ettiğini görüyordu ama kulaklarını ona kapatmıştı. Dinlemek istemiyordu. Cevap vermek istemiyordu. Adam sesini yükseltti. Sanki birbirlerini anlıyorlarmış gibi konuşuyordu. Birkaç dakika sonra sustu. Kız onun bakışlarını görmezlikten geldi. Adam omuzlarını silkerek, kızı bağlayan kayışlarla uğraşmaya başladı. Göğsündeki kayışı biraz daha sıkıp yüzüne doğru eğildi. Kız başını çevirdi, mümkün olduğu kadar ondan uzaklaşmaya çalıştı. Dizlerini çenesine doğru çekerek şiddetli bir tekme savurdu, gırtlağını hedeflemişti, böyle bir şeye hazırlıklı olan adam geriye çekildiğinden, yalnızca çenesine dokunabildi. Kız tekrar tekme atmaya çalıştı ama adam artık onun vuruş alanının dışındaydı.

Kız bacaklarını indirdi. Yatak örtüsü yere düşmüş, kızın geceliği beline kadar sıyrılmıştı. Adam bir süre hiçbir şey söylemeden bekledi. Sonra yatağın ucuna gidip kızın ayaklarını bağladı. Kız ayaklarını kurtarmaya çalışmış ama adam bir eliyle kızın ayak bileğini sıkıca tutup, diğer eliyle dizine bastırarak önce bir ayağını, sonra da diğer ayağını bağlamayı başarmıştı. Kız artık bütünüyle savunmasızdı. Adam yere düşen örtüyü alıp kızın üzerine örttü. İki dakika kadar kızı inceledi. Saklamaya çalışsa da, kız onun tahrik olduğunu hissedebiliyordu. Kamışının kalktığı, elini uzatıp kıza dokunmak istediği kesindi. Ama yapmadı, arkasını dönüp dışarı çıkarak kapıyı kapattı. Kız kapıyı kilitlediğini duydu, aslında bu gereksizdi, bağlarından kurtulması imkânsızdı. Bir süre kapının üzerinden sızan ışığa baktı. Sonra sağa sola hareket ederek kayışların ne kadar sağlam bağlandığını anlamaya çalıştı. Dizlerini bir parça bükebiliyordu ama o zaman kayışlar ayak bileklerini kesiyordu.

Çabalamaktan vazgeçti. Hareket etmeden hiçliğe bakmaya başladı. Gözlerini kapadı. Bir bidon benzinle bir kutu kibrit hayal etti. Benzine bulanmış adamı görüyor, hayal ettiği kibrit kutusunu elinde hissedebiliyordu. Kutuyu salladı. Kibritlerin sesini duydu. Kutuyu açarak bir kibrit çöpü seçti. Adam kıza bir şeyler söylüyordu, kız aldırmadı, kulaklarını ona kapadı. Kibrit çöpünü kutunun eczalı kısmına sürterken adamın yüz ifadesinin ne hal aldığına baktı. Kutuya sürtünen kibrit çöpünün sesini duydu, kükürt kokusunu aldı. Sanki bir şimşek çakmıştı. Parlayan alevleri gördü. Gülümsedi, güçlenmişti. O gece on üçüncü yaş günüydü.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir