William Blake – Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları

Introduction
Piping down the valleys wild
Piping songs of pleasant glee
On a cloud I saw a child.
And he laughing said to me.
Pipe a song about a Lamb:
So I piped with merry chear,
Piper pipe that song again —
So I piped, he wept to hear.
Drop thy pipe thy happy pipe
Sing thy songs of happy chear,
So I sung the same again
While he wept with joy to hear.
Piper sit thee down and write
In a book that all may read —
So he vanish’d from my sight,
And I pluck’d a hollow reed.
And I made a rural pen,
And I stain’d the water clear,
And I wrote my happy songs,
Every child may joy to hear
Sunuş
Kaval çalarak ıssız vadiler iniyordum
Kavalımla neşeli şarkılar çala çala
Bir bulut üstünde bir çocuk gördüm.

Ve o şöyle dedi gülerek bana.
Bana bir şarkı çal bir Kuzu için:
Ben de bir şarkı çaldım neşe
The Shepherd
How sweet is the Shepherds sweet lot,
From the morn to the evening he strays:
He shall follow his sheep all the day
And his tongue shall be filled with praise.
For he hears the lambs innocent call.
And he hears the ewes tender reply.
He is watchful while they are in peace,
For they know when their Shepherd is nigh.
Çoban
Nasıl tatlıdır Çobanın tatlı nasibi,
Sabahtan akşama dek gezer kır bayır:
Bütün gün koyunlarını izleyecektir
Ve dili dualarla dolacaktır.

Çünkü duyar kuzuların masum seslenişini.
Ve duyar anaların müşfik karşılığını.
O tetikteyken onlar huzurludur, çünkü
Bilirler ne zaman yakında Çobanları.



The Ecchoing Green
The Sun does arise,
And make happy the skies.
The merry bells ring,
To welcome the Spring.
The sky-lark and thrush,
The birds of the bush,
Sing louder around,
To the bells chearful sound,

While our sports shall be seen
On the Ecchoing Green.
Old John with white hair
Does laugh away care,
Sitting under the oak,
Among the old folk.
They laugh at our play,
And soon they all say,
Such such were the joys,
When we all girls & boys,

In our youth time were seen,
On the Ecchoing Green.
Till the little ones weary
No more can be merry
The sun does descend,
And our sports have an end:
Round the laps of their
Are ready for rest:
And sport no more seen,
On the darkening Green.
Yankıyan Yeşillik
Güneş doğup yükseliyor,

Gökleri mutlu ediyor.
Çalıyor neşeli çanlar,
Baharı karşılıyorlar.
Tarlakuşları, ardıçkuşları,
Çalılığın kuşları,
Çanların şen seslerinin
Çevresinde daha yüksek sesleri,
Oyunlarımız görüleceğinde
Yankıyan Yeşillikte.
İhtiyar John ak saçıyla
Gülüp geçer kaygılara,
Oturmuş meşenin altına,
Yaşlıların arasına.
Oyunumuza gülüyorlar,
Peşinden şöyle diyorlar,

Bizim de böyleydi sevinçlerimiz,
Oğlan iken kız iken biz hepimiz,
Görülürdü küçüklük devrimizde,
Yankıyan Yeşillikte.
Ta ki yorulup çocuklar,
Keyifleri kaçana kadar
Güneş alçalıp batıyor,
Oyunlarımız bitiyor:
Analarının kucağında
Kızlar oğlanlar bir arada,
Tıpkı yuvada kuşlar,
Dinlenmeye hazırlar:
Ve artık oyun görülmez,
Kararan Yeşillikte.
The Lamb

Little Lamb who made thee
Dost thou know who made thee
Gave thee life & bid thee feed,
By the stream & o’er the mead;
Gave thee clothing of delight,
Softest clothing wooly bright;
Gave thee such a tender voice,
Making all the vales rejoice:
Little Lamb who made thee
Dost thou know who made thee
Little Lamb I’ll tell thee,

Little Lamb I’ll tell thee;
He is called by thy name,
For he calls himself a Lamb:
He is meek & he is mild,
He became a little child:
I a child & thou a lamb,
We are called by his name.
Little Lamb God bless thee,
Little Lamb God bless thee.
Kuzu
Küçük Kuzu seni kim yarattı
Bilir misin seni kim yarattı

Kim hayat verdi, ırmak kıyılarında
Ve çayırlarda yiyecek sundu sana;
Sana sevinç giysisini kim verdi,
Tüylü, parlak, yumuşacık;
Sana kim verdi bütün vadileri
Şenlendiren böyle tatlı bir sesi:
Küçük Kuzu seni kim yarattı
Bilir misin seni kim yarattı
Küçük Kuzu söyleyeceğim sana,
Küçük Kuzu söyleyeceğim sana;
Senin adınla bilinir kendi de,
Çünkü bir Kuzu der o da kendine:

O alçakgönüllü, yumuşak huylu,
O küçücük bir çocuk oldu:
Ben bir çocuğum, kuzusun sen de,
Onun adıyla biliniriz biz de.



Küçük Kuzu Tanrı seni kutsasın,
Küçük Kuzu Tanrı seni kutsasın
The Little Black Boy
My mother bore me in the southern wild,
And I am black, but O! my soul is white,
White as an angel is the English child:
But I am black as if bereav’d of light.
My mother taught me underneath a tree

And sitting down before the heat of day,
She took me on her lap and kissed me,
And pointing to the east began to say.
Look on the rising sun: there God does live
And gives his light, and gives his heat away.
And flowers and trees and beasts and men recieve
Comfort in morning joy in the noon day.
And we are put on earth a little space,
That we may learn to bear the beams of love.
And these black bodies and this sun-burnt face
Is but a cloud, and like a shady grove.
For when our souls have learn’d the heat to bear
The cloud will vanish we shall hear his voice,

Saying: come out from the grove my love & care,
And round my golden tent like lambs rejoice.
Thus did my mother say and kissed me.
And thus I say to little English boy.
When I from black and he from white cloud free,
And round the tent of God like lambs we joy:
Ill shade him from the heat till he can bear,
To lean in joy upon our fathers knee.
And then I’ll stand and stroke his silver hair,
And be like him and he will then love me.
Küçük Kara Oğlan

Anam beni güneyin yabanında doğurdu,
Ve benim rengim kara, ama ah! beyaz ruhum,
Bir melek gibi beyazdır İngiliz çocuğu;
Ama ben karayım sanki hiç ışık almamışım.
Anam bana bir ağacın altında öğretti
Ve günün sıcağında otururken orada,
Beni kucağına alıp öptü okşadı sevdi,
Ve doğuyu göstererek başladı anlatmaya.
Şu doğan güneşe bak: Tanrı orada yaşar
Ve ışığını verir ve sıcağını verir. Ve

Çiçekler ve ağaçlar ve hayvanlar ve insanlar
Sabah rahatlık alır öğleyin neşe.



Ve dünyada küçücük bir yere konulduk biz,
Sevgi ışınlarına dayanmayı öğrenelim diye.
Ve bu kara vücutlar ve bu güneşyanığı yüz
Bir bulut ve gölgeli bir ormandır sadece.
Çünkü ruhlarımız o sıcağa dayanmayı öğrenince
Bulut ortadan kalkacak duyacağız onun sesini,
Çıkın ormandan sevgim ve kaygım diyecek bize,
Neşelenin altın çadırımın etrafında kuzular gibi.
Böyle dedi benim anam ve öptü sarılıp bana.
Ben de küçük İngiliz çocuğuna diyorum şimdi.
Ben kara o beyaz buluttan kurtulunca ve etrafında
Neşeliyken Tanrı’nın çadırının kuzular gibi:
Onu sıcaktan ben koruyacağım o babamızın

Dizine neşeyle yaslanmaya katlanana dek.
Ve sonra durup gümüş saçına dokunacağım,
Ve onun gibi olacağım, o zaman beni sevecek.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.