Ellen Meiksins Wood – Sınıftan Kaçış Yeni ‘Hakiki’ Sosyalizm

Bir yazar, on yılı aşkın bir süre önce yayınlanmış bir kitaba, özellikle de belirli bir siyasal konjonktürde ve çok belirli, kısa ömürlü bir entelektüel akıma yanıt olarak yazılmış olan bir kitaba geriye dönüp baktığında mutlaka belli bir huzursuzluk hisseder. Şu ya da bu belirlemeyle ya da yargıyla ilgili kaçınılmaz pişmanlıklar söz konusudur. O zamanlar önemli görünmüş olan bazı kişilikler ve fikirler neredeyse tamamen gözden kaybolmuş olabilir. Araya giren yıllar büyük bir tarihsel kopmaya –buradaki durumda, yeni bir döneme yol açan modern zamanların en büyük değişimlerinden biri olan komünizmin çöküşüne– tanık olduğu için, uzaklık duygusu daha da büyük görünecektir. Sınıftan Kaçış kendi zamanına aittir. Yine de benim düşünceme göre, bu kitap, şimdi işlevini yitirmiş olan bir entelektüel eğilime getirdiği eleştirel yorumun ötesinde bir şeylere sahipti ve bugün de sahiptir. Kitabın, kesinlikle, şimdi de en azından o zaman olduğu kadar güncel olan daha geniş sorunlar –sınıfla, ideolojiyle, politikayla, sosyalizmle ve demokrasiyle ilgili sorunlar– konusunda kuramsal bir yorum olması amaçlanmıştı. Ama kitabın entelektüel tarih olarak bile taşıdığı önemin, işlediği konuyu aşan bir ömre sahip olduğunu düşünmek de hoşuma gidiyor. Post-Marksizm dünün haberi olabilir, ama onun soyundan gelenler bugünün entelektüel akımlarında son derece canlı biçimde yaşamaktadır ve bence kitabın gidişatın nereye doğru olduğunu görme meziyetini taşıdığı ileri sürülebilir. Görüldüğü gibi, 1986’dan beri ve 1989’un şafağında solun entelektüel yaşamında pek çok şey değişmiştir. Sözgelimi, Sınıftan Kaçış ilk kez yayınlandığı zaman, “post-Marksizm” terimi kendini henüz kabul ettirmeye çalışıyordu. Bugünlerde ise artık pek bir şey ifade etmiyor. Belki bir zamanlar kendilerini bu terimle tanımlamış olanlar, şimdi, hiç değilse özgün anlamıyla bu tanımı inkâr ediyor olabilirler. Ne de olsa, bu deyim türetildiğinde, bu görüşün sözcüleri Marksizmin çok ötesine geçmiş olduklarını hissetmelerine karşın, köklerinin o geleneğe uzandığını ve o geleneğe borçlu olduklarını hâlâ kabul ettiklerini ifade etmesi amaçlanmıştı. Bugün onların Marksizmle bağları çok uzak ve zayıftır, neredeyse fark edilemez.


Kendilerine özgü çeşitli yollarla insanlar, Marksizmle, hatta sosyalizmle reddetmek dışında çok az ilişkisi bulunan yönlere gitmişlerdir. Post-Marksizmin antimarksizme giden yolda sadece kısa bir durak olduğu açık gibi görünüyor. Yine de, bu rotayı yalnızca, hatta öncelikli olarak 1980’lerin sonlarındaki dramatik olaylara bağlamak doğru olmaz. Bu bakımdan, post-Marksist solun “düşüşten sonraki” entelektüel ve siyasal biçimlenişinde oluşan değişiklikleri abartmak yanlış olur. Erken post-Marksizm ile bugünkü postmodernizm arasında kesintisiz bir süreklilik vardır ve başka şeylerin yanı sıra, her ikisi de “söylem” ve “farklılık” ya da gerçekliğin ve insan kimliğinin parçalı mahiyeti üstünde durmaktadır. Hatta bu süreklilikler, değişikliklerden daha dikkat çekicidir ve bunların kökleri, daha da gerilere, 1950’li ve 1960’lı yıllara, post-Marksist aydınların oluşum yıllarına kadar izlenebilir.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.