Ayhan Çilingiroğlu – Seksen Yıl 1934-2014

Washington/ABD’de Dünya Bankası merkezinde çalıştığım Mayıs 1965’ten Ağustos 1969’a kadar geçen sürede, bir yıl içinde, en çok 1968’de seyahat etmiştim. O yılın ilk aylarında Pakistan’a giden Dünya Bankası uzmanlar heyetinde sanayi ekonomisti olarak görevlendirilmiştim.

Yaklaşık bir ay kadar Pakistan’da kalarak tüm önemli bölgeleri ve henüz gelişmekte olan sanayi tesislerini ziyaret etmem, bilgi toplamam, Pakistan sanayisinin o günü ve geleceği hakkında fikir sahibi olmam gerekiyordu. Pakistan’ın o zamanki hükümeti İslamabad’ı yeni başkent olarak belirlemişti; ancak Karaşi hâlâ her bakımdan ülkenin gerçek merkeziydi.

Bana Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarındaki Ankara ile İstanbul’un durumunu anımsatmıştı. İslamabad büyük bir köy görünümünde olup orada kalınabilecek asgari konforu haiz otel dahi yoktu.

En yakın büyük kent olan Rawalpindi’de Intercontinental Oteli’nde kalıyor ve devlet üst kademesi ile temas için her gün İslamabad’a gidip geliyorduk. Planlama ile ilgili kuruluş 1 ve diğer önemli bazı kamu kurumları tam anlamı ile İslamabad’a taşınmamışlardı.

Bu sebepten Karaşi’de de uzunca bir süre kalmamız gerekmişti. O seyahatte Peşaver’e giderek Hayber Geçidi’nin başlangıcını ve özellikle devlet gücünün henüz ulaşamadığı o bölgeyi yeniden görmek olanağını bir kere daha elde etmiştim.

Esnaf işyerinde kucağında tüfekle oturuyor ve müşterilerini öyle silahla karşılıyordu. Hemen hemen herkesin omzunda/elinde tüfek veya belinde tabanca vardı. 14-15 yaşındaki erkek çocukların bile silahlı dolaştığı dikkat çekiyordu.

İki yıl önce, 1966’da da o bölgeye Dünya Bankası uzmanı olarak gitmiştim; ancak kayda değer sanayi tesisleri olmadığı için Rawalpindi civarında fazla vakit geçirmemiştim. Turistik merak ile hafta sonu Peşaver’a ve dolayısı ile Hayber Geçidi’ne gitmiştik.

Bu geçit Pakistan ile Afganistan arasındaki sarp kayalar arasında olup onun önemini daha ortaokulda öğrenci iken coğrafya dersinde öğrendiğimizi hatırlıyorum. Çok önemli olduğunu, Hint Yarımadası ile Orta Asya’yı bağlayan tek yol olduğunu öğretmişlerdi. Bugün de o geçit uluslararası kavgaların sebebi oluyor.

Pakistan’a Dünya Bankası uzmanı olarak 1968’de yaptığım bu ikinci seyahatim birçok bakımdan 1966 yılında yaptığımdan çok farklıydı. 1966’da Pakistan, bir kısmı Hint Yarımadası’nın kuzeybatısında (Batı Pakistan) diğer kısmı aynı yarımadanın kuzeydoğusunda (Doğu Pakistan) olan iki bölgeli, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir devletti. Batı Pakistan’ın başkenti Karaşi, Doğu Pakistan’ınki ise Dakka’ydı.

O seyahatimizde zamanımızın bir kısmını Batı Pakistan’da Karaşi’de, Lahor’da, Pencap bölgesinde geçirmiş; nerede ise yarısını da Doğu Pakistan’da Dakka, Chittagong, Kuhlna’da incelemelere ve yetkililerle temaslara ayırmıştık. 1966’dan 1968’e kadar geçen zaman diliminde pek çok değişiklik olmuştu.

Doğu Pakistan yetkilileri, Batı Pakistan’ın kendilerini farklı gördüklerini ve Doğu’ya sömürgeymiş gibi davranıldığını ve yeterli özgürlük tanımadığını açıktan dile getiriyorlardı. Bu rahatsızlık 1971’de Bangladeş adı ile bağımsız yeni bir devletin kurulmasına kadar devam etti. Yeni devletin başkenti Dakka oldu.

PDF Kitap İndir

Abone ol
Bildir
guest
İsim yazmadığınız yorumlar "Anonim" kullanıcı adıyla yayınlanır.
Yazmasanız da olur ama yazarsanız size verilen cevaplar için bildirim alırsınız.
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments