Oscar Wilde – Sosyalizm ve İnsan Ruhu

Özel mülkiyet gerçek Bireyselliği ezmiş, yerine sahte bir Bireyselliği dikmiştir. Toplumun bir kesimini aç bırakarak Birey olmalarını engellemiştir. Toplumun di-ğer kesimini ise yanlış yola sokarak ve önlerine engeller koyarak Birey olmaktan alıkoymuştur. Hatta, insanın kişiliği sahip oldukları tarafından öy-lesine ele geçirilmiştir ki, ingiliz yasaları her zaman kişinin mülküne karşı işlenen suçları onun şahsına karşı işlenen suçlardan daha şiddetle cezalandırmıştır ve mülk hâlâ tam yurttaşlığın sınanmasıdır. Paranın kazanılması için gerekli olan çalışma da çok ahlâk bozucudur. Mülkün muazzam ayrıcalık, top-lumsal konum, onur, saygı, paye ve buna benzer hoş şeyler sağladığı bizimki gibi bir toplumda, doğası iti-bariyle hırslı olan insan, mülk edinmeyi hedef haline getirir ve istediğinden ya da işine yarayacak olandan ya da keyfini sürebileceğinden, hatta belki hayal ede-bileceğinden çok daha fazlasını elden ettikten sonra dahi, bezgin ve bıkkın bir biçimde servet biriktirme-ye devam eder. Mülk edinmek için insan kendini aşırı… İtaat eken, isyan biçer. Anadolu cleyiji Nerede iktidar varsa, orada iktidara karşı direnç vardır. Micbel Voııcanlt Teknoloji yüzyılının doruk noktasında, gerilla savaşının yaygınlaşması sembolik bir vakadır: insan bedeninin enerjisi, tahammül ötesi baskıya isyan ediyor ve kendini baskı aygıtının önüne fırlatıyor. Herbert Mantise biçimde güvensiz biriydi Sezar! Otorite uygulayan birinin olduğu yerde otoriteye karşı koyan biri olacaktır. Sezar çok kusursuzdu ama, onun kusursuzluğu teh-likeli bir yol izliyordu. Marcus Aurelius kusursuzdu, der Renan. Evet, büyük imparator kusursuz bir adam-dı. Ama omuzlarına yüklenen bitmez tükenmez so-rumluluklar nasıl da katlanılmazdı! imparatorluğun yükü altında sendeledi. Tek bir insanın, o Titan’ın ve o fazlasıyla uçsuz bucaksız kürenin ağırlığını taşıya-mayacağının bilincindeydi.


Kusursuz insandan kastım, kusursuz koşullar altın-da gelişimini tamamlamış insandır; yaralı ya da kaygı-lı ya da sakatlanmış ya da tehlikede olmayan insan. Çoğu kişilik sahibi insan, başkaldıran olmak zorunda bırakılmıştır. Güçlerinin yarısı çekişmeye harcanmıştır. Byron’ın kişiliği örneğin, ingilizlerin aptallığı ve iki-yüzlülüğü ve bağnazlığına karşı verdiği savaşta korkunç biçimde ziyan olmuştu. Böyle savaşlar her zaman gücü pekiştirmezler; çoğu zaman zaafı artırırlar. Byron hiçbir zaman bize verebileceklerinin tümünü veremedi. Shelley daha ucuz kurtardı. Byron gibi, o da mümkün olduğunca çabuk ingiltere’yi terketti. Ama o kadar çok tanınmıyordu, ingilizler onun ne kadar iyi bir şair olduğunu anlamış olsalardı, dişleriyle tırnak-larıyla üstüne çullanır, ellerinden geldiğince hayatını karartırlardı. Ama o, seçkin çevrelerde çok göze batan biri değildi, bu yüzden sıyırtabildi, bir ölçüde. Gene de Shelley’de bile bazen fazlasıyla bir asilik tonu vardır. Kusursuz bir 35 Gördüm, cinayeti gördüm: Önümden geçti Gördüm yüzünü, Castlereagh’ın yüzüydü Gözleri sakin, zulüm örtülü Dokuz domuz köpek ardında leş izindeydi Bir çift insan yüreği çıkardı cebinden Fırlattı önüne itlerin Dokuzu birden keyiflendi dokuz köpeğin Derken düzenbazı gördüm Yakınması tıkınması Hele hele gerdan kıvırması Haspanın bir kürkü eksik Bir don giydi mi kıçına sanki Lord Eldeon Bir elinde İncil Bir elinde karanlığın körü Adı Sidmouth Önümden cimsah sırtında seğirtti ikiyüzlü Herif hem puşt hem hükümet Uyan, uykusundan nasıl uyanırsa aslan Uyanır da bir değil, on değil, binlercesi Nasıl kırarsa zincirlerini homurtuylan Parçala şu heyulayı sırtında oturan Onlar ki azınlıkta bizler yığın yığın Gör! Sen o zaman zenginliği Kölelikten başkasını görmedin Köle dendi mi sana Kuyruk sallaman yok mu hani! Hani, çalışmak Sağ çıkayım diye yarına Kanı donmuş canını zorbaya satmak var ya! İşte o, o kölelik işte! Percy Bysshe Shetley kişiliğe ahengini veren asilik değil, huzurdur. Göreceğiz, harikulade bir şey olacak —insanın gerçek kendisi. Doğal biçimde, kendiliğinden ortaya çıkıvere-cek, bir çiçek gibi, ya da bir ağacın gövermesi gibi. Çe-kişme yaşamayacak.

Hiçbir zaman tartışmayacak, karşı çıkmayacak. Bir şey kanıtlamayacak. Her şeyi bilecek. Ama bir yandan da bilgi edinme meselesiyle uğraşma-yacak. Bilge olacak. Değeri maddî şeylerle ölçülmeye-cek. Hiçbir şeyi olmayacak. Gene de her şeyi olacak, in-san ondan ne alırsa alsın, sahip olmayı sürdürecek, o denli zengin olacak. Durmadan başkalarının işine karı-şıp onlardan kendisi gibi olmalarını istemeyecek. Onla-rı farklı oldukları için sevecek. Başkalarının işine karış-mamakla birlikte, hepsine yardım edecek, güzel bir şe-yin sadece güzel olduğu için bize yardım etmesi gibi. İnsanın kendisi çok mucizevî bir şey olacak. Bir çocu-ğun kendisi gibi mucizevî bir şey olacak. Gelişiminde, eğer insanlar isterse, Hıristiyanlıktan yardım görecek; eğer istemezlerse, gene de büyük bir kendine güvenle gelişecek. Çünkü geçmişi dert etme-yecek, şu ya da bu olay olmuş mu, olmamış mı, umur-samayacak.

Kendi yasalarından başka yasa da tanıma-yacak; ne de kendi otoritesinden başka otorite. Ama kendisine yardımcı olanları sevecek ve sık sık onları anacak. Ki bunlardan biri de İsa’ydı. “Kendini Bil!” yazılıydı Antik Dünya’nın kapısının üzerinde. Yeni dünyanın kapısının üzerinde “Kendin Ol!” yazılı olacaktır. İsa’nın insanoğluna mesajı da “Kendin OÜ”dan başka bir şey değildi. İsa’nın sırrı bundan ibarettir. 37 Modern özgürleşme hareketleri, özellikle işçi, ama aynı zamanda da kadın hareketi hu soruyu sordular: İktisadî iktidar ve siyasal iktidar karşısında olağanüstü bir eşitsizliğin mevcut olduğu ve bu eşitsizliğin sürekli yeniden üretildiği bir toplumda, -ya da birkaç onyıl önce kadınlara “siyasal haklar” tanınmış olmasına karşın, fiiliyatta onlara “edilgen vatandaş” muamelesi yapan bir toplumda- demokrasi, yani her isteyenin iktidara fiilen katılabilme olanağı olabilir mi? Mülkiyet (ister özel olsun, ister “Devlet” mülkiyeti) yasaları gökten mi indi acaba, indiyse hangi Sina Çölü’ne indi, söyler misiniz? Cornelius Castoriadis ha yoksullardan bahsederken düpedüz imanın kendisin-den bahseder, tıpkı zenginlerden bahsettiğinde de kendilikle-rini geliştirmemiş insanlardan bahsettiği gibi. İsa, tıpkı bizimki gibi özel mülkiyet sahibi olmaya izin veren bir toplumun üyesiydi ve öğretisi şuydu: Böyle bir toplumda, insanın az bir yiyecekle yarı aç ya-rı tok yaşaması, bedenini sıcak tutmayan paçavralar giyip korkunç, sağlıksız barınaklarda yaşaması bir avantaj, sağlıklı, hoş ve adam gibi koşullarda yaşama-sı ise bir dezavantajdır. Böyle bir görüş orada ve o zamanda yanlış sayılacak-tı ve şimdinin ingiltere’sinde, tabii, daha bile yanlış sayılacaktır; çünkü kuzeye doğru gidildikçe hayatın maddî gereklilikleri daha da hayatî önem kazanmakta, toplum yapımız çok daha karmaşıklaşmakta ve antik dünyanın herhangi bir toplumundan çok daha aşırı uçlarda lüks ve sefalet sahneleri sergilenmektedir. İsa’nın murad ettiği şuydu: İnsana dedi ki, “Senin harikulade bir kişiliğin var. Onu ileri götür. Kendin ol. Kusursuzluğun senin dışındaki şeyleri biriktir-mekte ya da onlara sahip olmakta yattığını düşünme bir an bile. Kusursuzluğun senin içindedir.

Bunu bir farkettin mi, artık zengin olmak istemeyeceksin. Sıra-dan hazineler insandan çalınır. Gerçek zenginlikler ça-lınamaz. Ruhunun hazinesinde paha biçilmez kıymet-te şeyler vardır, elinden alınamayacak şeyler. Bu yüz-den hayatını dışsal şeylerin ona zarar veremeyeceği bi-çimde kurmaya çalış. Ayrıca kişi olarak sahip olduğun şeylerden de kurtulmaya çalış. Onlar beraberlerinde f-bıktırıcı bir meşguliyeti, sonsuz çalışmayı, sürekli 39 40 -* haksızlığı getirirler. Sahip oldukların, her adımda Bi-reyselliği köstekler.”

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir