Liz Ruckdeschel, Sara James – Şahane Hatalar #6 Sınav

LIZ RUCKDESCHEL – SARA JAMES Son sınıftasın, üniversite sınavına hazırlanıyorsun. Hedefin yüksek puan alıp iyi bir üniversiteye girmek-Bir yandan da dışarıda müthiş eğlence var. Kendini testlere mi vermelisin, yoksa okul dışı faaliyetlere m» daha çok zaman ayırmalısın? Okula yeni gelen çocuklarla mı takılmalısın yoksa yıllardır vakit geçirdiğin dostlarınla mı? Yeni bir hayat senin seçimlerinle şekillenecek. Vereceğin kararlar kaderini çizecek. En büyük sınavına hazır ol. KADER DİYE BİRSEY VARDIR VE SİZİN SEÇİMLERİNİZLE DEĞİŞİR. Bu kitabı okumaya normal bir kitap gibi birinci sayfadan başlayın. İlk bolümün sonunda, önünüze bir yol ayrımı çıkacak. Kararınızı verin ve ilgili bolüme gıdın. Her bölümün sonunda seçimlerinizle kaderinizi kontrol etmeye devam edeceksiniz. Kitabı okurken bazen hiç beklemediğiniz bir yere ulaşacak, bazen de kendinizi daha önce olduğunuz yerde bulacaksınız. Hayatın size neler hazırladığını asla bilemezsiniz. Ama şunu biliyorsunuz. İyilikler her zaman ödüllendirilmiyor ve bazen hatalı kararlar, şahane olayların başlangıcı olabiliyor. Her yolculuğun sonunda başa dönüp tekrar başlayın, unutmayın, herkes ikinci bir şansı hak eder.


Yüzlerce farklı hayat sizi bekliyor. İyi şanslar. ‘Başroldesiniz, hakkını venn.” Newsweek Raydan çıkmaya hazır mısınız?” NY Times Yazın en sıcak günlerinde, sonbahar cazip gelebilir “Merak ediyorum, müziği geri geri çalmak mümkün mü?” Haley Miller, üzerindeki şort tulum ve kolsuz gömlekle babasının çalışma odasındaki kanepeye çöktü, başını hızla, MP3 çalarıyla oynayan yedi yaşındaki kardeşi Mitchell’e çevirdi. “Ne dedin sen?” “Hiçbir şey.” “Bir daha söyle.” Mitchell cevap vermedi. “Haydi, Mitchie. Beni eğlendir.” “Demek istiyorum ki, eğer senin MP3 çalarını parçalasam ve ters taksam, müziği tersinden çalar mı?” Haley kulaklarına inanamıyordu. O kadar şaşırmıştı ki, kardeşinin özenle programladığı dinleme cihazını mahvetmek üzere olduğunu neredeyse fark etmeyecekti. “Bir kez daha söyle, Mitchie.” “Neden?” Mesele Mitchell’in ne söylediği değil, nasıl söylediğiydi. Bir yılı aşkın bir süredir ilk defa tam cümleler kurmuş ve normal bir insan sesiyle konuşmuştu. Haley’in kardeşi o dakikaya kadar robotik monoton bir sesle konuşmakta ısrar etmişti.

Aynen. Böyle. Bu durum Haley’in annesiyle babasını çok kaygılandırmış ve tabii, Haley’i çıldırtmıştı. “Mitchell, ne oldu? Konuştun. Hem de bir uzaylı gibi değil.” “Hıh. Neden konuşmayayım?” dedi Mitchell. “Ben bir asteroitte yaşamıyorum ki.” “Baba! Anne!” Haley ayağa fırladı, MitchelFin elini yakaladı ve mutfağa koştu. Mutfakta babası Perry ile annesi Joan’u üç düzine başaktan mısır tanesi ayıklarken buldu. Kışın kullanmak üzere dondurmak amacıyla mısır ezmesi hazırlıyorlardı. Ailenin telaşlı dalmaçyalısı Freckles uykusundan uyandı ve o anın heyecanına kapılarak havlamaya başladı. “Mitchell’i dinleyin!” “Lütfen, Haley,” dedi Joan. “Onunla yaptığımız bütün testler, egzersizler ve kayıtlardan sonra, bir cümle daha dinleyemem.” “Yalnızca dinleyin.

” Haley Mitchell’i elinden çekiştirdi ve onu annesiyle babasının karşısında durdurdu. “Pekâlâ, Mitchell. Haydi. Konuş.” Bazen – şunu her zaman yapalım – ablasını kızdırmaktan zevk alan Mitchell, yalnızca gülümsedi ve hiçbir şey söylemedi. “Konuş, yoksa iki başparmağını birden kırarım!” diye tersledi Haley. “Hayır!” diye haykırdı Mitchell. “Video oyunu oynamak için onlara ihtiyacım var.” “Kesinlikle.” Haley zaferle annesiyle babasına gülümsedi. “Duydunuz mu?” “Neden bu kadar büyüttüğünüzü anlamıyorum,” dedi Mitchell. “Mor kanatlar çıkarıp uçmaya başlamadım.” Joan’un ağzı açık kaldı. Perry dizlerinin üstüne yığıldı ve küçük oğluna sarıldı. “Doğruymuş!” “Ah, Tanrıya şükür,” dedi Joan.

“Tam da öğretmenlerin eksantrik davranışları pek hoş karşılamadığı ikinci sınıfa geçerken.” “Ne oldu, Mitchell?” diye soran Perry, Mitchell’in saçlarını karıştırdı. “Alışkanlığını kim bıraktırdı?” “Evet,” dedi Haley. “O robot esprisini bütün bir yıl sürdürmek herhalde çok zor oldu.” Haley’in annesiyle babası zamanın büyük bir bölümünü, Mitchell’i bir doktordan diğerine sürüklemekle ve oğullarının acayip kekelemesini anlamaya çalışmakla geçirmişti. Psikolog, psikiyatrist, konuşma terapisti birbirini ardına Mitchell’e testler uygulamış ve Joan’la Perry’i umutsuzluğa düşürerek, robot sürecinin muhtemelen geçici olduğunu söylemişlerdi. Joan sürekli olarak, “geçici mi?” diyordu. “Hayali arkadaşı Marcus – o geçiciydi. Bir kış sadece kahverengiyiyecekler-yemek – oldukça zaman alıcı, ama sonuçta zararsızdı. Ama bu? Hayatımda böyle bir şey görmedim. Üstelik bütün kitapları okudum.” Küçük Mitchell’e hiç kimse yardım edemediğinden, Miller’ler sonunda bir süre oluruna bırakmaya ve gerçekten de bu garip ve sinir bozucu konuşma alışkanlığından vazgeçip geçmeyeceğini görmeye karar vermişlerdi. Anlaşılan sonunda vazgeçmişti ve herkes rahatlamıştı. “Bu çok önemli bir dönüm noktası,” diyen Perry fırlayarak ayağa kalktı ve mutfaktan çıktı. Birkaç saniye sonra, kayıt kamerasıyla geri döndü.

Belgesel yapımcısı olarak, ne kadar utanç verici ve sıkıcı olursa olsun, Miller ailesinin hayatındaki her olayı kaydetmek hoşuna gidiyordu. “Benimle ilgili film mi yapacaksın?” diye sordu Mitchell kameraya bakarak. “Yapmamı ister misin?” diye sordu Perry. “Seni birinci sınıf projem yapabilirim,” diye takıldı Perry. Perry yaz aylarında izin aldıktan sonra, Columbia film okulunda misafir profesör olarak görevine dönmek üzereydi. “Sence en iyi açım hangisi?” diye soran Mitchell aniden MeksikalI güreşçi gibi poz verdi. “Baba, bak, senin ağaçlarından biri gibiyim,” diye eklerken kollarını ağaç dalı gibi kaldırdı ve hayali bir rüzgârla sallandı. Perry’nin en son belgeseli, yapraklarını döken ağaçların yaşam döngüleri hakkındaydı. “Kesinlikle doğal bir yeteneğin var,” diye cevap veren Perry kameranın arkasında kıkırdayarak gülerken, Mitchell’in performansını kaydediyordu. Haley kardeşinin konuşmasında hâlâ arada sırada hafif bir düzensizlik seziyordu ama her neyse – bu büyük bir gelişmeydi. “Sağ ol, Mitchie.” “Ne için?” diye sordu Mitchell. “Hayatımızı şimdiden fazlasıyla güzelleştirdin. Seni her gece yemek masasında dinlemenin ne kadar sinir bozucu olduğunu bilemezsin.” “Yardımcı olabildiğime sevindim,” diyen Mitchell başını eğdi Sonra Haley’in MP3 çalarını mutfak tezgâhında bıraktığı yerden kaptı ve koşarak mutfaktan çıktı.

“Hey, Mitchell,” diye seslendi Haley onun peşinden. “Eğer o aleti parçalamaya kalkarsan, gerçekten başparmaklarını kırarım.” Haley kardeşinin onun sözünü dinleyeceğinden kuşkuluydu ancak sıcaktan aşırı derecede bunaldığı için peşinden koşamayacaktı. Miller ailesi klimaya veya Joan’un ifadesiyle, “Sizi uyuşturarak iklim değişikliğinin etkilerini hissetmenizi engelleyen o karbon saçan makineye” inanmıyordu. Yazın son günleri yaşanıyordu ve bunaltıcı New Jersey havası yüzünden Haley’in beyni puslanmıştı. Bir kere, Hillsdale Lisesinde üçüncü sınıfa başlayacağına inanamıyordu. Geçen sene bu zamanlarda, Miller ailesi, bütün ülkeyi aşıp, Kuzey Carolina’dan New Jersey’e taşınma süreci içindeyken, geleceği son derece belirsiz görünüyordu. Bilinmez. Boş bir sayfa. Ancak şimdi her şey çok farklıydı. Haley arkadaşlarının kim olduğunu biliyordu. Ya da en azından bildiğini sanıyordu. Yeni okulu Hillsdale Lisesinde işleyişin nasıl olduğunu anlamıştı ve bugünlerde matematik kanadı olan labirentte çok ender olarak kayboluyordu. Buna rağmen, ikinci sınıfı bitirip yaz tatiline girerken birçok konu havada kalmıştı. Okul birkaç gün sonra açılacağından, Haley bir kez daha, Hillsdale hiyerarşisinde nerede durduğunu bilmiyordu.

Geçtiğimiz yıl boyunca herkes ve her şey çok değişmişti. Hillsdale’e geldiği zaman Coco de Clerq, Whitney Klein ve Sasha Lewis sınıfta ve okulun diğer bölümlerinde üstünlük taslayan sosyal kraliçe arılardı. Şimdi Coco, erkek arkadaşının annesi olan Eleanor Eton’un valilik kampanyasına kafayı takmıştı. Daimi ikinci kız ve Coco’nun yardımcısı Whitney, yerel moda tasarımcısı olarak kendini gösteriyordu ve Sasha futbol ve rock’n’roll uğruna popüler yaşamı terk etmişti.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir