Lev Nikolayeviç Tolstoy – Bir Gencin Dramı

Bir klasik roman yazarı olan Tolstoy’un öyküleri de aynı kuvvetle kaleme alınmış metinlerdir. Bu kitapta yer alan öyküler, onun ne kadar kuvvetli ve kudretli bir gözlemci olduğunun isbatıdır. Dönemin Rusya’sında yaşanan trajedileri yokluk-varlık, zenginlik-yoksulluk, sevgi-sevgisizlik, bağlamında ele alan yazar, görkemli bir edebiyat çatısı kuruyor öyküleriyle. Her biri bağımsız bir hayatı anlatan bu öyküler, kendine yeni tatlar, yeni okuma heyecanları arayanlar için bulunmaz bir hazine. Çok zaman önce bir padişah’ın ülkesinde zengin bir köylü yaşıyormuş. Bu köylünün Asker Semyon, Şişko Taras, Aptal İvan adlarında üç oğlu, bir de Malanya adında dilsiz, geçkin bir kızı varmış. Birgün Asker Semyon, padişaha hizmet için askere, Şişko Taraş da bir tüccarın yanında çalışmak için şehre gitmiş. Aptal İvan ise alın teriyle çalışıp kazanmak için kızkardeşiyle birlikte evde kalmış. Zamanla Asker Semyon orduda yüksek rütbelere ulaşmış, mal mülk edinip bir bey kızıyla evlenmiş. Fakat maaşının ve malının mülkünün çok olmasına rağmen yine de iki yakası bir araya gelmiyormuş. Çünkü karısı, Asker Semyon’un bütün kazancını har vurup harman savuruyormuş. Böylece yine parasız kalıyorlarmış. Birgün Asker Semyon mülkünün gelirini toplamaya gittiğinde kahyası ona demiş ki; – Nerede bizde gelir beyim. Hiçbir şeyimiz yok ki… Sığır, at, inek, çapa, saban, tırmık… Bunların hiçbiri yok. Bunlar olmalı ki gelir olsun.


Bunun üzerine Semyon babasının yanına gidip: – Baba, sen zengin olmana rağmen bana hiçbir şey vermedin. Benim üçte bir payımı versen de işime yarasa, kendi mülküme katsam? demiş. Babası: – Sen eve ne getirdin ki üçte bir payını istiyorsun. Hem İvan’la kıza haksızlık etmiş oluruz, diye cevap verince Semyon: – Yahu baba, İvan aptal, kız da dilsiz ve geçkin. Fazla malı ne yapacak onlar? deyinde baba: – İyi öyleyse. Git İvan’a söyle. O ne derse o olsun, demiş. İvan da: – Olur tabii, varsın alsın ne olacak, cevabını verince Semyon kendi payını alıp mülküne katmış ve yine padişaha hizmet etmek için gitmiş. Şişko Taraş da aynı Semyon gibi çok para kazanmış bir tüccar kızıyla evlenmiş, ama bir türlü gözü doymuyormuş. Sonunda babasına gidip payını ayırmasını istemiş. Fakat babası Taras’a da payını vermek istememiş: – Sen eve hiçbir şey getirmedin. Ne varsa hepsini İvan kazandı. Eğer sana pay verirsem İvan’la kızın hakkını yemiş olurum. Bunun üzerine Taraş: – İvan malı mülkü ne yapacak, aptalın biri zaten. Evleneyim dese hangi kız varır ona.

Dilsiz kıza da birşey lazım değil. Ne olur bana buğdayın yarısını verin, çift çubuk aletlerini istemiyorum sadece hayvanlardan kır atı verin yeter. Nasıl olsa çift sürmede işinize yaramıyor, demiş. İvan ise gülerek: – Tabii canım, neden olmasın gidip getireyim, demiş ve böylelikle Taras’a da payını vermişler. Sonra Taraş buğdayı şehre taşımış, kır atı da alıp götürmüş. İvan ise her zamanki gibi babasını annesini beslemek için kart kısrakla çift çubuk işlerine devam etmiş. II Bütün bunlar olurken bir köşede oturan ihtiyar şeytan kardeşlerin pay işine kavga etmeden, sevgiyle iyilikle ayrılmalarına çok öfkelenmiş. Üç küçük şeytan çağırmış yanına: – Biliyorsunuz, Asker Semyon, Şişko Taraş ve Aptal İvan adlarında üç kardeş var. Kavga etmeleri gerekirdi ama dirlik ve düzenlik içinde yaşıyorlar, birbirlerini sevip sayıyorlar. Şu aptal olan bütün işi altüst ediyor. Şimdi üçünüz gidip üç kardeşin peşine düşeceksiniz, öyle akıllarını çeleceksiniz ki birbirlerinin gözlerini çıkaracaklar. Yapabilir misiniz bunları? – Yaparız tabii. – Nasıl yapacaksınız peki? – Nasıl olacak, önce her birinin varını yoğunu elinden alırız. Yiyecek birşeyleri kalmayınca da onları bir araya getiririz ve onlar da kavga ederler. – Tamam tamam.

Görüyorum ki işinizi biliyorsunuz. Haydi şimdi gidin ve üçünü de baştan çıkarmadan yanıma gelmeyin. Yoksa üçünüzün de derisini yüzerim. Üç küçük şeytan kalkıp bataklığa gittiler. İşe nasıl başlayacaklarını konuşmaya başladılar. Tartıştılar, tartıştılar, tartıştılar… En sonunda, her biri işin kolay tarafım kapmaya çalıştığı için, kura çekmeye karar verdiler. Kime hangi iş düşerse onu yapacak, işini erken bitiren de öbürlerinin yardımına koşacaktı. Küçük şeytanlar kura çekti. Sonra kimin işini bitirdiğini, kimin yardımına koşulması gerektiğini anlamak için bataklıkta buluşulacak günü tesbit ettiler. Tesbit edilen gün geldiğinde şeytanlar bataklıkta buluştu. Herbiri işinin nasıl gittiğini anlatmaya başladı. İlk olarak Semyon’un peşine düşen küçük şeytan anlatmaya başladı: – Benim işim yolunda. Yarın sabah Semyon babasının yanına gidecek. Diğerleri bu işi nasıl yaptığını sorduklarında anlatmaya devam etti: – Ben önce Semyon’a öyle bir cesaret aşıladım ki padişaha gidip bütün dünyayı ele geçireceğine söz verdi. Bunun üzerine padişah Semyon’u komutan yaptı ve onu Hint padişahıyla savaşmaya gönderdi.

İki ordunun savaş alanında karşılaşacakları günün gecesi ben gidip Semyon’un ordusunun bütün barutlarını ıslattım. Sonra Hint padişahının yanına gidip, ona saman çöplerinden sayılamayacak kadar çok asker yaptım. Semyon’un askerleri ise her taraflarının askerlerle çevrildiğini görünce korktular. Semyon ateş etmelerini emretti ama toplar, tüfekler ateş almadı. Bunun üzerine Semyon’un askerleri iyice korkup çil yavrusu gibi dağıldılar. Böylece Hint padişahı onları yendi. Semyon rezil oldu. Malını mülkünü elinden aldılar, yarın da asacaklar. Şimdi bir günlük işim daha var. Evine kaçabilmesi için onu zindandan çıkaracağım. Yani benim işim yarma bitiyor. Şimdi söyleyin bakalım, hanginize yardım edeyim? İkinci olarak Taras’ın peşine düşen şeytan konuşmaya başladı: – Benim yardıma falan ihtiyacım yok. Benim işim de yolunda gitti. Taras’ın bugünkü durumu bir haftadan fazla sürmez. İlk iş olarak gözünü hırs bürümesini sağladım.

Başkasının malına karşı öyle bir hırs oluştu ki gözü doymuyor, ne görse almak istiyor. Elindeki bütün parayı eşya almak için harcadı. Durmadan aldı, öyle bir hale geldi ki ödünç aldığı paralarla eşya satın almaya başladı. Borç gırtlağına dayandı. İşler öyle karıştı ki bir türlü içinden çıkamıyor. Bir hafta sonra da ödeme zamanı başlayacak ve ben o zaman elindeki malların hepsini yok edeceğim. Böylece borçlarını ödeyemeyecek ve ister istemez babasının yanma gidecek. Sıra İvan’ın peşine düşen üçüncü şeytana geldiğinde ona işlerinin nasıl gittiğini sordular. O da anlatmaya başladı: – Benim işlerim iyi gitmiyor. İlk iş olarak karnı ağrısın diye yemek tabağına tükürdüm. Sonra da tarlasına gidip süremesin diye toprağı tepeleyip sertleştirdim. Bundan sonra süremeyeceğini sanıyordum ama o aptal sabanıyla gelip inatla toprağı sürmeye başladı. Karnının ağrısından inlemesine rağmen yine de toprağı sürmekten geri kalmıyordu. Baktım olmuyor sabanını kırdım. Fakat o hemen eve koşup bir başkasını getirdi ve yeni bir ok takarak yine sürmeye başladı.

Baktım bu da çare etmedi bu sefer toprağın altına girerek saban demirini tuttum. Fakat imkânı yok, sabanı öyle bastırıyor ki sivri demir ellerimi parça parça etti. Hemen hemen tarlanın hepsini sürdü. Sadece az bir yer kaldı. Gelin arkadaşlar bana yardım edin yoksa bütün emeklerimiz boşa gidecek. Bu aptal çiftçilik eder durursa onlar asla sıkıntıya düşmezler, iki kardeşini de besler o. Bu anlatılanlardan sonra Semyon’un şeytanı ertesi gün yardıma gideceğine söz vermiş ve şeytanlar birbirinden ayrılmışlar.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

Yorum Ekle
  1. Harika bir kitap. Özellikle gençliğe ilk adım atanların okuması gerekli ki, önlerindeki hayata bakarken bir ders olsun.
    Büyüklerde okumalı ki, buradan çıkardıkları dersi,güzel sözlerle çocuklara aktarabilsin.