Terry Eagleton – Marksizm ve Edebiyat Eleştirisi

Marksizm oldukça karmaşık bir konudur ve onun Marksist edebiyat eleştirisi olarak bilinen dalının da ondan aşağı kalır yanı yoktur. Öyleyse bu kısa çalışmada birkaç temel meseleye ve onlar etrafında yükselen bazı temel sorunlara değinmekten fazlasını yapmak imkânsızdır. (Bahsi açılmışken söyleyeyim: Kitap aslında kısa bir giriş çalışması serisi için tasarlandığından ötürü olabildiğince kısa tutuldu.) Bu türden kitapların riski, konuya zaten aşina olanlan sıkabilecek olması ve konunun yabancısı olanlar içinse bir bulmacaya dönüşebilmesidir. Az da olsa özgünlük ve kapsayıcı olma iddiam var; aynı zamanda en az derecede sıkıcı olmaya veyahut kafa karıştırıcı olmamaya çalışacağım. Marksist edebiyat eleştirisi konusunda olabildiğince açık olmayı hedefliyorum; ancak varolan güçlükler nedeniyle bu hiç de kolay bir görev değil. Yine de umuyorum ki, güçlükler sunumdan ziyade konunun kendisine ilişkin olur. Marksist eleştiri, edebiyatı, onu ortaya çıkaran tarihsel koşullar bakımından ele alır ve benzer bir biçimde kendi tarihsel koşullarına karşı da bilinçli olmalıdır. Yani, eleştirisini şekillendiren tarihsel etmenleri ele almaksızın Georg Lukâcs gibi Marksist bir eleştirmene ilişkin bir açıklama yapmak, apaçık ki yetersiz kalacaktır. O halde Marksist eleştiriyi tartışmanın en değerli yolu, Marx ile Engels’ten günümüze doğru tarihsel bir yolculuk yapmak ve böylelikle Marksist eleştirinin köklerinden bu yana tarihsel seyri içerisinde nasıl değiştiğinin haritasını çıkarmaktır. Ne var ki yer darlığı nedeniyle bunu yapmak imkânsızdır. Bu nedenle Marksist eleştiriye dair dört merkezî konuyu seçtim ve çeşitli yazarları bu konular ışığında ele aldım; ayrıca bu durum, pek çok kısaltma ve atlama yapılmasına neden olsa da aynı zamanda konunun bütünlüklü ve tutarlı olmasını sağlar. Konuşurken Marksizmden bir “konu” olarak bahsediyorum ve böylesi kitaplarda tam da bir tür akademizme katkıda bulunmak gibi gerçek bir tehlike vardır. Şüphe yok ki, yakında Marksist eleştirinin rahat bir biçimde, edebiyata dair Freudcu ve mitolojik yaklaşımları arasına; en azından çok daha kışkırtıcı akademik bir “yaklaşım” olmaya, öğrencilerin yürümesi için çok daha iyi düzenlenmiş bir araştırma alanına sıkıştırıldığını göreceğiz. Bunun gerçekleşmesinden önce kendimize hatırlatmaya değer basit bir gerçek var.


Marksizm, insan toplumlarına ve onların dönüşüm pratiğine ilişkin bilimsel bir kuramdır; çok daha somut bir biçimde söylersek, Marksizm anlatısı insanların kendilerini sömürü ve baskıdan kurtarma mücadelesine dair bir hikâyedir. Bu mücadelelerde akademik bir şey yoktur ve bedelini bunu unutarak öderiz. Bu mücadelenin, Kayıp Cennet’in ya da M iddlemarch’m Marksist okumasıyla bağlantısı doğrudan doğruya apaçık değildir. Ne var ki Marksist eleştiriyi akademik arşivlere hapsetmek büyük bir hatadır; çünkü sahip olduğu önem, merkezî olmasında değil, insan toplumlarım dönüştürmekte oynadığı rolde yatar. Marksist eleştiri, ideolojileri -yani, insanlığın çeşitli zamanlarda toplumda yaşadığı düşünceleri, değerleri ve duygulan- anlamayı amaçlayan çok daha geniş çerçeveli kuramsal bir analizin parçasıdır. Ayrıca bu düşüncelerin, değerlerin ve duyguların bazıları yalnızca edebiyatta bulunabilir. İdeolojileri anlamak, aynı anda hem geçmişi hem de şimdiyi derinlemesine kavramaktır ve böylesi bir kavrayış özgürleşmemize katkı sağlar. Bu kitabı yazarken şuna inanıyordum: Bu meseleleri benimle tartışarak neredeyse kitabın yardımcı yazarları olan, Oxford’taki Marksist eleştiri sınıfımın üyelerine adayabileceğim bir kitap.

.

PDF Kitap İndir

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir