Ahmet Batman – Soguk Kahve

Hayatta her şeyin bir başlangıcı vardır ve her başlangıç beraberinde sayısız beklentiyi getirir. İnsan beklenti olmadan yaşayamaz. Zaten bu dünyayı çekilebilir hale getiren bir şey varsa o da hayal dünyamızdır. Kötü ya da olumsuz sonuçlar doğuracağını bile bile kimse bir işe başlamaz. Hep bir umutla başlarız, hep pembe tonlar ama o pembeler hayata karışınca kararıyor çoğu zaman. Bunu da göze alırız ama aklımızda çok fazla tutmayız. Birini çok sevmek gibi bir şeydir yazı yazmak. Yazdığının türü, konusu önemli değil. Önemli olan senin içindeki senin özgür bırakılmasıdır. Benliğimize sunduğumuz bu fırsat, kendimize verebileceğimiz en büyük hediyedir işte. Hayatta insanı mutlu etmek için çok fazla seçenek var. Bazen bir dilenciye para vererek de mutlu olabilir insan. Dilenciye para vermek de bir başlangıçtır ve işin başına dönersek, bir beklentidir. Ben dilenciye para verdim. Allah bunu görüyor, biliyor, o da beni sıkıntıdan kurtarır beklentisi çıkar ortaya.


Atılan her adım bir başlangıç, her başlangıç ise bir beklentidir. Elbette beklentilerim var bu hayattan ve o beklentilerin olmama ihtimali beni korkutmuyor. İşte burada mükemmelleşiyor insan. Beklentilerinden korkmuyor, çünkü kaybedecek bir şeyi olmadığını biliyor. Başarısız olmak tekrar kendine dönmek demektir. Sadece hayatına bir başarısızlık eklemiş olursun. Bu seni karamsarlığa sürüklememeli. Bu kitap her şeyin bir başlangıcı olabilir. Gözlerimizin önündeki perdeleri kaldırabilir ya da hepten bizi kör edebilir. Her başlangıç gibi tozpembe hayaller kuruyoruz. Varlığımızın bedeli bir şeylere başlamaktır belki de. Umarım yazılarda kendinle yüzleşirsin. Bazen âşık olduğun anları, bazen lisede alnının ortasında çıkan bir sivilceyi, bazen annenin babanın değerini bulacaksın bu yazılarda. Aslında her yazı bir cümledir ve sen kendi cümleni mutlaka cebine koy. Her ne olursa olsun kendine iyi bak.

Tekrar tekrar okuyabilmen dileğiyle… SOSYAL MEDYA OTOBİYOGRAFİSİ Teknoloji böyle bir şey işte; insanları yakınlaştırıyor mu yoksa uzaklaştırıyor mu, hiç anlamıyorum. Sosyal ağlara geç katıldığım için uzunca bir süre arkadaşlarımla yüz yüze görüşmek zorunda kaldım. Şimdilerde her şey harika Facebook – Twitter derken iyice asosyal bir adam oldum. Biraz kendimden bahsedecek olursam… Patates kızartmasını, mantıyı ve gazozu severim. İnsanlara değer veririm, ancak genelde umurumda olmazlar. Böyle de bir çelişki içerisinde hayatıma devam etmekteyim, -mışlı -mişli konuşmayı severim. Öyleymişiz böyleymişiz oyunları tam benliktir. Hayal dünyam geniştir diyemem, ancak uzundur. İnsanların gözlerine uzun bakmayı sevmem, çünkü gülesim gelir. Yüzlerce yazı yazabilirim. Hiç durmadan saatlerce bir şeyler karalayabilirim. Yapabilirim- edebilirim- bilirim… Aşk denen şeye inanmam ama duş almayı severim. Konudan konuya atlar, adamın aklındaki soruyu unuttururum. İkiyüzlü insanları sevmem. Çok fazla soru soran insanlarla muhabbet etmem.

Kendine güvenen insanları çok severim. Eğitim ve sağlık sektörlerinde özelleşme olduğu sürece ülkede eşitlik olacağına inanmam. Parası olanın okuduğu, Parası olanın sağlıklı yaşadığı bir düzen bana uymaz… Yılbaşlarında ortalama bir Türk ailesi gibi bisküvi ve kuruyemiş yer TV izlerim. 14 Şubat’a yalnız girer yalnız çıkarım. Doğum günlerine çok önem vermem. Bu arada en sevdiğim renk gri. Bedelini ödemeden hiçbir şeye sahip olamayız. Çok çalışmalıyız çok… Az kalsın unutacaktım; En iyi öpüşen adam madalyam var. 3-2-1 diyoruz ve ne yapmak istiyorsak ona inanıyoruz. Allah yolunuzu açık etsin arkadaşlar… Yok, ben ateistim diyorsanız da yolunuzu açık edecek birini bulun… Hoşça kalın… Bu arada ben hoşça kal diyemem. Sadece yazabiliyorum. Akıl ve Kalp Geçen gün “duyguların mı yoksa aklın mı?” şeklinde bir soruyla karşı karşıya kaldım. Aklımı kullanmak daha çekici geliyor, eğer duygularımı kullanacak olursam kendimi çok üzeceğimi düşünüyorum. Duygular insanı bir anda bir ilişkiye sürükleyebiliyor ancak insan mantığıyla hareket ettiğinde durum hiç böyle olmuyor. Kendimden yola çıkacak olursam eğer, duygularımla hareket ediyor olsaydım, şimdiye kadar birçok sevgilim olmuştu.

Sonunu göremediğim hiçbir şeye başlamam ben. Duygular önemli tabii ama aklım hayır diyorsa, duygularımı görmezden gelirim. Her hayatımıza katılmak isteyeni hayatımıza katarsak ne olur? Katmazsak ne olur? Hayat bir bakıma hayatımıza girenlerden ibaret değil mi? Dışımızdaki insanları içimize davet etme şekli. Hoş geldin dememeli insan kalbin her evet dediğine. Akıl olmazdı, eğer kalp her zaman doğruyu söyleseydi. Şimdi düşününce her ilişki bir merhaba ile bir hoşça kal arasında yaşanır ve kalp genelde hayır demez. Özüne inersek işin, herkes sevilebilir. Herkes sevildiği kadar değişebilir de ve yine herkes değiştiği kadar ayrılığa mecbur kalır. O yüzden kalbime çok şans tanımadım. Benim her şeyden önce bir aklım var. Akıl kalp kadar yormaz bedeni… Sıradanlaşan Aşklar Bittiğini hissettiğinde çok kötü oluyor insan. O andan sonra konuşuyorsun ama biliyorsun ki boşa. Hâlâ onu seviyorsun belki ama yetmiyor işte. Sıradanlaşıyorsunuz, ilişki heyecanını kaybediyor. En basitinden aklın başka şeylerde kalıyor.

Bir ilişkinin sonunu görmekten daha kötü bir şey yok. Bitti işte ama söyleyemiyorsun, çünkü o da senin gibi düşündüğünü söylerse, bunca zamandır kandırıldığını anlıyorsun. İnsan uzun süre sevince alışıyor ve kopmak artık zorlaşıyor. Her insan böyle olmasa da çoğumuz böyleyiz. Sevgilerimizin devamı alışkanlıktan. İlişki öyle bir sahip oluyor ki bize, kaçamıyoruz. Israrla sesini duymak, onunla bir şeyler yapmak ya da her zaman yanında olmak falan istiyoruz. Bazen yanındayken sıkılıyoruz, bazen telefonda konuşurken heyecanın bittiğini hissediyoruz. Artık onu kıskanmıyorsun mesela, çok fazla aramak gelmiyor içinden. Zaman zaman tam arayacakken vazgeçiyorsun. Belki o arasın istiyorsun, belki de artık kendinden emin değilsin. Sürekli aynı şeyleri yapmaktan oluyor bu aslında. Onunla olmak güzel ama yetmiyor. Nefes alamıyorsun bazen, çünkü yanında olmak istediğin o değil artık. Oysa başkası da yok.

Başka biri yüzünden değil bütün bunlar. Sevgiler eskiyor olabilir mi? Ya da “sorun değil” diyerek kenara attıklarımızın hepsi zaman içinde ortaya çıkan birer sorun mu? Cevapsız kalıyor insan. Biraz yanlış yapıyoruz sanki, bitişik sevmeli insan, ara vermeden her an. Alışmaktan vazgeçmeli, sevgisini güçlendirmeli. “Neden seviyorum” diye sormalı kendine. Bir cevap bulamadığında yalnızlaşıyorsun işte. Sahi neden seviyorsun? Birkaç madde sıralayabilmeli insan. Yoksa hep bir sıradanlık, hep bir yenilik arayışı… İnsanın işi birini hakkını vererek sevmek olmalı. İlişki monotonlaşsa da sevmeli, rengârenk devam etse de… Ben senin “Neeeee” deyişini sevdim. Sonra bir sürü şey daha… Bir de telefonu çat diye kapatışlarını… İyi sevmeler… Bazen cuma günü kadar seversin birini… Sevgili Yarim Uzun uzun cümleler kurabilirim, bitmiş şeylerin arkasından konuşmak, en az susmak kadar kolay… Bitirmek diye bir şey var ki, öyle kolay değil ama zor da değil. İçine düştüğün şeyden bir kaçış belki de… Yapacak bir şeyin olmadığı zamanlar vardır. Bazen sadece öyle olması gerekmektedir. Bazen sırf bu yüzden biter. Sırf öyle olması gerektiği için çeker gider. Arkasına bakar ya da bakmaz, işin aslı, burası çok önemli değil.

Arkasına baktığında severek gitti demek değildir. Önemli olan gitmesidir ve gitmiştir, bir harf değiştiğinde bitmiştir. “Ben ayrılmak istiyorum.” Tamam. Sen ayrılmak istiyorsun. Eee o zaman… “Hadi eyvallah” kısalığında bir veda ya da en yalanından bir “Kendine iyi bak, hoşça kal sevgili yârim” cümlesi mi kullanılmalı, tartışılır. Bu tıpkı bazılarının künefeyi kaymaksız sevmesi gibi bir şey ve öyle anlar yaşar ki insan, umursamaz bazılarını, bana sen lazımsın, ötesi yok! Doğum tarihimle ölüm tarihimin arasındaki kısa çizgiye bir aşk sığdırabilirsem ne âlâ… Geri kalan her şey başkalarının olsun. Eğer bir gün düşersem bir tekme de sen vurma, ayağın acır, kıyamam.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

Yorum Ekle
  1. Çok sevdiyim yazar ve tam benlik bir kitap)