Ahmet Yaşar Ocak – Sarı Saltuk Popüler İslâm’ın Balkanlardaki Destanî Öncüsü (13. Yüzyıl)

Sarı Saluk, XIII. yüzyılın ikinci yarısı içinde popüler İslam’ın Balkanlar’a girişine ve bunun sosyal tabanını teşkil eden bir Türk iskanına adı karışan, gerçek hayau menkabelerle, efsanelerle içiçe geçmiş bir şahsiyettir. Onun bu yarı destani yarı gerçek kişiliği, Balkanlar’da daha sonra şöhret bulmuş hemen bütün benzerlerininkinden çok daha renkli ve ilginç, çok daha popülerdir. Sarı Saltık’ın sosyal-dini kökeni ve şahsiyeti hakkında kaynaklardaki değişik ve hazan çelişkili rivayet ve menkabeler ilk bakışta ara.şuncmın karşısına, sisler arasında kesin hatları belli olmayan bulutsu bir siluet çıkarır. Ancak dikkatli bir göz, bu bulutsu siluetin, elindeki tahta kılıcıyla bir gazi-evliyaya ait olduğunu farketmekte gecikmeyecek, her şeye rağmen sonuçta onun, kendi zamanında eti ile kemiği ile canlı olarak yaşamış tarihsel bir figür olduğunu anlayacakur. Bu yönüyle Sarı Saluk, V. yüzyılda İrlanda’ya Hıristiyanlığı götüren Saint Patrick’le bazı ortak yönler, benzerlikler sergiler. O sanki Balkanlar’da İslam’ın yayılış sürecinin Saint Patrick’idir. Sarı Saluk’ın menkabeleri ve efsaneleri daha ilk yıllardan itibaren Balkanlar’daki hıristiyan azizlerininkileriyle özdeşleşmiş, kişiliği adeti onlarınkiyle içiçe geçmiştir. İşte onu böyle ilginç ve esrarengiz yapan da bu imajıdır. Gerek öncülük ettiği Türkmen iskanı meselesi, gerekse menkabelerinin böyle bir özdeşliğe konu olması sebebiyle, daha XIX. yüzyılın sonlarından itibaren türkologların ilgisini çekmiş olan bu ilginç Türkmen şeyhi, bugün de hfila sürmekte olan ara.şurmaların ilgi odağı olmaya devam eunektedir. J.


von Hammer ve Jean Deny’den, Fuat Köprülü, A. Gölpınarlı, Paul Wittek ve Aurel Decei’den bu yana ve özellikle 1960’1ı yıllardan günümüze kadar Hasan Kaleşi, Milan Adamovic, Machiel Kiel, G. Martin Smith, Kemal Yüce, Ş. Haluk Akalın vb. araşurıcılar tarafından yapılan yayınların gösterdiği üzere, Mevlana, Hacı Bekta.ş-ı Veli ve Yunus Vlll ÔNSÔZ Emre hariç, aktüalitesini kaybetmeyen hemen hemen tek Türk sılfisi odur denebilir. Özellikle son yirmi yirmi beş yıldan beri Sarı Saltık hakkında sık yayın yapıldığı dikkati çekiyor. Balkanlar’daki 1990 sonrası yeni siyasi düzenlerin oluşmasıyla bu Türkmen babası tekrar gündeme gelmiş bulunuyor. Bütün bunlara rağmen, şahsiyeti, kimliği ve faaliyetleri konusunda bugün hfila bazı problemlerin .mevcut olduğu da çok iyi bilinir. Balkanlar tarihinin olduğu kadar, Türkiye tarihinin de önemli bir parçası olan bu şahsiyet kimdir, ne yapmıştır, niçin önemlidir ve tarihsel rolü nedir? İşte bu kitapta, Sarı Saltık’ın bulutsu siluetinin önümüze koyduğu, sözünü ettiğimiz bazı temel problemler üzerinde durulmağa çalışılacaktır. Bu problemlerin bazılarını şöyle sıralayabiliriz: 1) Sarı Saltık gerçekte kimdir? Nasıl bir çevrenin, toplumun, kültürün ve inancın ürünüdür? Mistik şahsiyeti ve hüviyeti nedir? Çoğunlukla yazıldığı gibi, o bir İslam misyoneri midir? 2) Onunla aynı dönemde yaşamış olup tarihsel kimliği çok iyi bilenen Barak Baba ile ilgisi nereden geliyor? Bu ikisinin 1240’taki Babai isyanıyla bir bağlantısı var mıdır? 3) Sarı Saltık’ın başlattığı kabul edilen Balkanlar’daki İslamlaşma hareketinin cereyan ettiği sosyal tabanın dini ve yapısal özellikleri nelerdir? 4) Bununla bağlantılı olarak, bu İslamlaşma hareketinin mahiyeti nedir? Senkretik bir heterodoks İslam’dan söz edilebilir mi? 5) Bu İslamlaşmanın Osmanlı dönemine katkısı olmuş mudur? 6) 1 416’daki Şeyh Bedreddin hareketinin, Sarı Saltık’ın oluşturduğu sosyal ve dini tabanla bir bağlantısı bulunuyor mu? 7) Balkanlar’da muhtelif yerlerde bazı Hıristiyan azizlerinin Sarı Saltık’la özdeşleştirilmiş olması, ne anlama gelmektedir? Bu nasıl bir olgunun ifadesidir? 8) Sarı Saltık’ın Anadolu ve Balkanlar Alevi ve Bektaşi geleneği içindeki yeri nedir? Bu yer nasıl oluşmuştur? Genellikle bugüne kadar Sarı Saltık hakkında, Balkanlar’daki Türkmen iskanıyla bağlantısı çerçevesinde kişiliğini tartışan bir kaç eski makale hariç, -özellikle 1960’lardan sonra- yapılan yayınlarda, bu ÔNSÔZ IX meselelerin ele alındığına pek rastlanmaz. Giriş kısmında görüleceği üzere, bu yazıların çoğu, ya kaynaklardaki rivayetleri, ya halk arasındaki menkabeleri, ya da Sarı Saluk’ın muhtelif ülkelerdeki türbe ve mezarlarını, tekkelerini konu edinmişlerdir. Hatti Sarı Saluk konusunda bugün temel kaynak durumunda olduğuna şüphe bulunmayan Salokname’nin dahi bütün yönleriyle detaylı, sistematik ve eleştirel bir analizi ve yorumu bile -bir çalışma hariç- henüz ciddi bir şekilde yapılmamışur. Bunun mutlaka yapılması gerekmektedir.

Fakat bu zor işe bugüne kadar teşebbüs eden çıkmamışur. İşte bütün bunlar, San Saluk üzerinde bizi bir monografi hazırlamaya iten sebeplerden bazılarıdır. Zikre değer bir diğer sebep te, vaktiyle Babai isyanı üzerinde çalışırken dikkatimizi çekmiş bir önemli sima oluşudur. Biz burada, yukarıda sıraladığımız problemler üzerinde durup bunları taruşmaya ve elden geldiği kadar kendi görüş ve fikirlerimizi ortaya koymaya çalışacağız. Bu vesileyle, metnin üçüncü bölümündeki Balkanlar’da İslamlaşma ile ilgili olarak Bilkent Üniversitesi’nden Sayın Slobodan İliç’e, dördüncü bölümdeki Balkanlar’da Sarı Saltık tekke ve türbeleriyle ilgili olarak Utrecht Üniversitesi’nden Sayın Machiel Kiel’e, değerli görüş ve eleştirilerinden dolayı teşekkür borçlu olduğumuzu özellikle belirtmek isteriz. Temennimiz, bu çalışmanın San Saltık’ın tarihsel şahsiyetinin aydınlatılmasına kendimizce bir katkıda bulunabilmiş olmakur.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir