Ilhan Yuce – Telli Horoz’un Oyküsü

Karakanat Horoz, gün ışımaya başlarken kalkıp arkadaşlarını uyandırmadan bahçeye çıkmış. Temiz havayı derin derin soluyarak göğsünü şişirmiş. Sonra da geniş kanatlarını çırpıp coşkuyla ötmüş: “Ü ürü ü üüüüüü!” Serçeler sabah türkülerini söylüyormuş Erik Ağacı’nda. Yeryüzünün öteki canlıları derin uykudayken onlar erkenden uyanır, yaylıma çıkmadan önce her gün, sabah türkülerini söylerlermiş sevinçle. Onların sabah türküsünü dinleyenler bilir “cırk, <:;irk, cırk” diye konduklan ağacın dalları, yaprakları, çiçekleri şakıyordur sanki. Az ötede Kavak Ağacı uzanıyormuş gökyüzüne doğru. Erik Ağacı ile Kavak Ağacı, komşuymuşlar. Aynı havayı solurlar, birbirine karışan kökleriyle aynı topraktan beslenirlermiş. Hafif bir rüzgar eser Kavak 9 :;: . ::> -< C• � Ağacı’nın pınltılı yaprakları şıkır şıkır sesler çıkarır- -1 E. mış. Şimdi Kavak Ağacı, soluğunu tutmuş, serçelerin � sabah türküsünü dinliyormuş hayranlıkla. Erik Ağao N c z � ;ıo; C< (/) ç. 10 cı’nı hiç kıskanmadan, serçelere hiç gücenmeden dinliyormuş.


Dikensiz dallarına ara sıra birkaç serçe konduğunda sevincinden ne yapacağını bilemezmiş Kavak Ağacı, “bana da kondular” diye . • • • Yakıcı temmuz güneşi gülümseyerek yükseliyormuş doğudan. “Merhaba yeryüzü,” demiş Güneş Baba yavaşça. “Karanlık geceniz aydınlansın ışığımla. Merhaba serçeler. Merhaba sevgili Erik Ağacı, Kavak Ağacı. Güne erken başlayan Karakanat Horoz, sana da merhaba. 11 Üstünde cıvıldaşan serçeleriyle yapraklarından köklerinin ucuna dek mutluymuş Erik Ağacı. Dallarına ara sıra konsa da serçeler, mutluymuş Kavak Ağacı. Sabah türkülerini söyleyen serçeler, mutluymuş. Karakanat Horoz, mutluymuş. Kimse duymamış Güneş Baba’nın “merhaba”sını. Hepsi kendi havasında olsa da, onu duysalar da duymasalar da gülümsüyormuş onlara yine de yüce gönüllü Güneş Baba. Karakanat Horoz, serçelerin sabah türküsünü uzun uzun dinlemiş. Öylesine özgürce, öylesine sınırsız bir coşkuyla ötüyormuş ki serçeler, Karakanat •=> uı ·::ı :.:: � Horoz’a kendi ötüşü bile kaba gelmeye başlamış.

� Kendi ötüşü de ötüş müymüş sanki! Neymiş öyle “ü- � a: o ürü ü!” Oysa şu minicik serçelerin yeri göğü inleten � “cırk, cirk, cırk”ları, yüreğine işliyormuş kişinin. Dayanamayıp seslenmiş serçelere: …J w ı- ., u •:::> > c “Serçeleeer serçeler!” demiş. “Ne güzel konuşu- 1 yorsunuz yahu. Sizi dinlerken yüreğim doldu taştı. Yalnız anlayamadım, söyleyin bana, böyle cıgır cıgır neler söylüyorsunuz birbirinize?” “Hiçbir şey,” diye yanıtlamış serçeler Kara kanat Horuz’u. “Biz, hiçbir şey söylemiyoruz birbirimize. Yalnızca ötüyor, sözsüz sabah türkümüzü söylüyoruz. Serçelerin türküsünü.” “Yaaa! Demek birbirinize anlamlı hiçbir şey söylemiyor, yalnızca sabah türkünüzü söylüyorsunuz haa? Hem de sözsüz!” diye şaşıp kalmış Karakanat Horoz. “Evet,” demiş serçeler. “Herkes dilediği gibi dilediğince öterek yaşam sevincini, mutluluğunu dile getiriyor. şu güzelim yeryüzünde yaşamanın sevincini haykırıyor.” “Peki, bunları söze dökseniz, sözcüklerle anlatsanız daha iyi olmaz mı?” diye sormuş Karakanat Horoz. “Belki daha güzel şakıyıp daha bir coşkuyla ötersiniz.

” “Gönlümüzdeki güzelliği hepimiz, içimizden geldiği gibi öterek yalnızca sesle, müzikle yansıtıyoruz. 11 :5′ . ” -< c’ 2 Sözcüklere gerek duymuyoruz,” diye yanıtlamış ser- -1 E. çeler onu. � Duyduklarına inanamıyormuş Karakanat Horoz. o � Bu nedenle de, soru üstüne soru soruyormuş serçez o -< “‘ C• C/l C• 12 !ere. “Peki, birbirinize anlamlı hiçbir şey söylemeden, hele hele konuşmadan nasıl anlaşıyorsunuz? Günlük besininizi bulmak için bugün hangi yöne gideceğinize nasıl karar veriyorsunuz? Konuşup tartışmadan, en doğru olanı nasıl buluyorsunuz?” “Sizler tartışıyorsunuz da ne oluyor?” demiş bir serçe. “Birkaç bildiğini sananla, üç beş az bilen, bir sürü de bilmeyenin tartışmasından ne çıkarıyorsunuz ortaya? Sizlere bakıyoruz da öğrenmeye hiçbiriniz yanaşmıyor ama tartışmaya gelince hepiniz bilgin kesiliyorsunuz.” Genç bir serçe de Erik Ağacı’nın ince dallarından birinin ucuna gelerek:

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.