İoanna Kuçuradi – Nietzsche ve İnsan

Felsefî düşünce tarihinde insan, Nietzsche ile bir düşünürün ana araştırma problemi ve hareket noktası oluyor; diğer bütün problemler insana göre, yaşıyan insana göre, hayatla doğrudan doğruya olan ilgileri bakımından kavranmağa ve değerlendirilmeğe çalışılıyor. Bir düşünürün hareket noktası doğrudan doğruya yaşıyan insan olunca, o düşünür “sistemci” bir filozof, ya da klâsik anlamda bir filozof olamaz. Gerçekten de Nietzsche, felsefî düşünce tarihinin getirdiği problemlerle, ancak kendi gözleriyle kavramağa çalıştığı realite” bakımından hesaplaşır; problemleri, meslekten ya da kürsü filozoflara Din bıraktığı yerden değil, hep kendisinden ve çağından hareket ederek ele alır; sonra da bu çağı * “ Realite” terimi çok yüklü bir terim dir; bu yazıda realite, insan olaylanyla insan başarılan anlam ında kullanılmıştır. oluşturan ve temelini meydana getiren problemlerden realiteye, insan realitesine dalar. Nietzsche’nin, kendinden önceki filozoflarda bu arada “Tarih Felsefesi”ni kurmuş olanlarda da — gördüğü en büyük eksiklik, filozoftan filozofa “miras kalan eksiklik”, tarih duygusu mm eksikliğidir. Oysa “her büyük insanın geriye doğru etkisi olan bir gücü vardır: bütün tarih, o insan için yeniden tartıya konur ve geçmişin binbir sırrı saklandığı yerden sürüne sürüne çıkar ortaya — onun güneşine. Günün birinde daha nelerin tarih olacağı önceden kestirilemez. Geçmiş, belki de, aslında daha açığa çıkarılmamıştır!”1. Ancak bu tarih duygusu ve geçm işi kavrama, kausal olayların bilgisi değildir. Hedef, bu olaylarda saklı olan iıısan problemlerini ortaya koymak; her çağın aktüalitesinden belkemiğini çekip çıkarmak; şimdiyi oluşturmada payı olan ve yaşıyan insanın arka plânını, “varlık şartları”m meydana getiren şeyleri kavrıyarak geleceğe yön verebilmektir. Her çağın düşünürlerinin kader idir bu: kendi çağları, kendilerinden önceki düşünürlerin, onların gerçekleştirmek istediklerinin ürünüdür; kendi çabalarının ürünü ise gelecek çağları hazırlar. Her büyük düşünür kendi çağının insanı olduğu kadar, gelecek çağların da insanıdır. Bu bakımdan ona düşen iş, kendi zamanının ve geçmişin ona verdiği problemlere dayanarak, insanı, değişen ve değişm ez yanlarıyla insanı kavramağa çalışmak ve geleceği gözönünde bulundurarak söyliyeceğini 1. FW, 34. 10 söylemek; kendi yaşaması ve düşüncelerinin, ürününü ancak gelecekte verebileceğine inanarak yaptığını yapmaktır.


Şimdi bir düşünürün pek etkiliyem iyeceği bir zaman alanıdır; çünkü ş i m d i ye rengini veren şey, geçm işteki düşünürlerin çeşitli düşünceleri ve bu düşünürlerin doğru ya da yanlış anlaşılması ve açıklanmasıyla yetişen çoğunluktur. Yüzyılımız boyunca Nietzsche üzerinde pek çok şey söylendi, cilt cilt kitaplar yazıldı, birsürü düşünceler ona yükletildi, birçok akımların kaynağı onun düşüncelerinde bulunmak istendi, birçok meseleler karşısında pro veya contrcı tutumunu öne sürmek denemeleri yapıldı. Ancak, Nietzsche üzerinde konuşabilmek için, Nietzsche’yi bütünüyle tanımak, onun dilini bilmek şarttır. Herhangi bir problem konusunda Nietzsche’yi konuşturmak istiyen, onun, değil tek ya da biriki cümlesine, bir tek yazısına bile dayanarak fikir yürütmekten, sonuç çıkarmaktan, yahut genelleştirmeler yapmaktan sakınmalıdır. Nietzsche’de öyle cümleler, hem de pekçok cümleler vardır ki, onları kavrıyabilmek, onun bunlarla neyi dile getirmek istediğini gösterebilmek için, araştırıcının N ietzsche’yi bütünüyle ve kendi gözleriyle tanımış olması şarttır. Yoksa N ietzsche’de sözler insanı çok kolay — tabiî denecek kadar kolay — aldatabilir; söylendikleri bütünden çekip çıkarılınca çelişik görünen birçok cümleler yanyana dizilebilir; hattâ, belli sözlere rağmen, N ietzsche’nin hiç söylemediği, hiç söyliyem iyeceği şeyleri ona yüklemek yanlışına düşülebilir, düşülmüştür de. Çünkü Nietzsche’de “kuvveti isteme”, “iyinin ve kötünün İ t ötesi”, “karamsarlık”, “nihilism”, “perspektivism”, “ebedî dönüş”, “üstinsan”, “moral”, “değerler yaratma”, “fizik” ve bunlar gibi birçok terimler geçer. N ietzsche’yle ilgili kulaktan dolma bazı şeyler bilenlerin bile ağızlarında sakız gibi çiğnedikleri ve çeşitli açıklamaları yapılmış ya da lıiç yapılmamış bugibi terimleri, N ietzsche’nin dilini bilmiyen, N ietzsche’yi bütünüyle tanımıyan anlıyamaz, denebilir. Nietzsche hiçkimseye karşı veya hiçkimse – d e n yana değildir. Onun binlerce sayfayı kaplıyan çabası, herşeyi problem yapmak, insanın herşeyini — bilgisini, sanatını, değerlendirmelerini, m oralini, dinini, eğitimini, kısaca yapısıyla ilgili herşeyi — problem yapmak içindir. Ancak N ietzsche insanın herşeyini neden problematik görür? Herşeyi neden problem yapmak ister? Bunun nedeni, N ietzsche’nin “doğruluğu” ve realiteyi olduğu gibi gören kendi “gözlerinin başkalığadır. Bu bakımdan N ietzsche’nin kullandığı sözlerin ikili bir anlam taşıdığını gözden kaçırmamak gerekir. Mâna ve değeri bizim gözümüze terkedilmiş olan realitenin mânalandırma ve değerlendirilmesi iki ayrı yoldan, iki ana açıdan yapılmaktadır: bu iki ana yoldan biri, sürü insanının kendine g ö – r e mânalandırma ve değerlendirme tarzı; diğeri ise, yaratıcı kişilerin mânalandırma, değerlendirme ve gösterme tarzıdır. Bu iki tarz, temelden ayrı olan, ama yanyana bulunan birçok değer yargıları tablosu ortaya koyarlar. Kaçınılmaz olduğu kadar, birbiri için gerek12 li olan bu iki ana değerlendirme tarzının insan tipleri — yaratıcı kişi ve çeşitli görünüşleriyle sürü insanı — aynı sözleri kullansalar da, başka başka diller konuşur; çünkü birinin hareket noktası realite, var olan, diğerinin ise kendisi ve şeylerin kendisiyle olan ilgisidir.

Bu yüzden, her defasında Nietzsehe’nin bu iki tipten hangisini konuşturduğunu; ya da ne zaman kendisinin konuştuğunu, ne zaman da başkalarını — çeşitli yüzleriyle sürüyü — konuşturduğunu ayırabilmek ve şu yahut ta bu yana kayarak genelleştirmeler yapma yanlışına düşmemek için, N i e t z s c h e ’nin d i l i n i öğrenmiş olmak gerekir. Çünkü o, bütün problemleri her zaman bu iki tip insan açısından ayrı ayrı olarak ele alır; her problemin bu iki ayrı tip için taşıdığı ayrı mâna üzerinde durur. Bu ise, çok defa sanıldığı gibi, bir değerler relativismi olmaktan çok uzaktır: problem görebilme veya görememe meselesi; ya da problem olduğu yerde problem görememek, olmadığı yerde de ezbercilikten, mantıkçılıktan, ahlâkçılıktan veya bu alanda birşeyler söylemiş olmaktan dolayı problem uydurmağa çalışmak meselesidir. Olup bitene bukadar başka başka gözlerle bakan insanların kurdukları değerler basamaklarının, değer yargıları tablolarının başka başka olması tabiidir. Ama değer yargıları tablolarının, değerleri basamaklandırmanm başka olması, bu iki ana insan tipinin değerlere yüklediği ayrı mânadan ileri gelir. Ancak bu ayırma gözönünde bulundurulunca, Nietzsche’nin satırlarındaki ironi yakalanabilir. Şunu da söylemek gerekir: bu iki ana insan ti13 pinden birine, yani yaratıcı insana, belki de tip demek doğru değildir Yaratıcılar bir tip meydana getıremiyecek kadar t e k t e k insanlar, “yüzyıllardan yüzyıllara birbirlerine haykıran”, ancak kendi kendileri olan insanlardır. Bunlardan biri de diğerlerine şöyle der: “şimdi sizlere diyorum ki, beni yitirin ve kendinizi bulun; ve ancak hepiniz beni inkâr ettiğinizde, ben size döneceğim ”1.

.

PDF Kitap İndir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir