Virjinia Essene – Galaktik Insan

İnsanlığın varoluşuyla ilgili akıldan çıkmayan -son on bin yıldır ortada olan ve yanıtlarını bildiğimize inansak bile ortadan kaybolmayan- sorular şunlardır: Biz kimiz? Bizi kim ya da ne yarattı? Ve neden bugün Dünya gezegeninde bulunuyoruz? Kaydedilmiş tarihin bazı dinleri bize Tanrı’nın bizim Yaradanımız olduğunu ve maddesel varoluş düzeyinde fiziksel bedenlerimizi ayakta tutan spirituel enerjiyi O’nun sağladığını söyler. Birçok öğreti, bu fiziksel beden yaşlanıp ölse de ruhun ya da ruhsal bilincin ölmediğini söyler. Ama bazı öğretiler de fiziksel ölümü deneyimlemek zorunda olmadığımızı belirtir. Peki, bu kritik insan sorunuyla ilgili gerçek nedir? Bildiğimiz kadarıyla, Dünya’da, burada sevgi örneği olmak ve fiziksel ölümü yenmek için bulunduğunu iddia eden en azından bir varlık ortaya çıkmıştır. O, barış ve bilgeliği getirecek, insanlığı, genelde cennet olarak söz edilen tam bilinçli bir ruhsal farkındalık haline ebediyen ulaştıracak şeyin bu sevgi olduğunu öğretmiştir. İsa denen bu büyük varlık bize, ölmek zorunda olmadı ğımızı, bir yeniden dirilme süreci -ya da yükseliş- sonucunda sonsuz yaşama kavuşabileceğimizi bildirmiştir. O yolun savaş ve çatışma değil, sevgi ve bağışlamadan geçtiğini söylemiştir. Gerçekten de, yeniden dirilme ve yükseliş sevgiyi gerektirir. Bunlar suçlama ve cezalandırma yerine, bağışlamayı gerektirir. Ancak, İsa mesajlarını, onun gelişinden binlerce yıl önce Atlantis’teki genetik deneyler sonucu genleri za-9 Çaiaktii^İnsan rar görmüş insanlardan oluşan bir topluma vermişti. Ortadoğu’da yaşamış bu insanlar kesinlikle cesur insanlardı ve biz belki onların geçirdikleri korku ve dehşeti hayal bile edemeyiz. Ama bugün tarihe baktığımızda, onların Mısır, Sümer ve Babil uygarlıklarından ve dünya-dışı ziyaretçilerle ilişkilerinden haberdar olmak bir yana, kendi yerel tarihlerini bile bilmediklerini görüyoruz. Ortadoğu’da kalanlar sadece insan olarak kendi tam bilinçliliğinden ayrı düşmekle kalmamış, onların bölgesel tarihlerinin büyük bölümü de Büyük Tufan’da yok olmuştu ve bu yüzden kendilerinden önce olan bitenler hakkında hiçbir kayıt ve arşive sahip değillerdi. Bugün tüm kişisel ve toplumsal eşyamızın, tüm kayıtlarımızın ve arşivimizin yok olduğunu varsayalım. Geçmişimizi acaba ne kadar süreyle hatırlayabilirdik? Bu geçmiş, ağızdan ağıza anlatılan öyküler ve efsaneler hariç, çok geçmeden unutulmaz mıydı? Bu bozuk genetik kodlarla insan sürekliliği nasıl sağlanabilirdi? Bu büyük tufan yüzünden, o zamanlar Ortadoğu’da ya şayanlar, kendileri ve ayrıca Asya’daki ülkeler, özellikle tüm Dünya uygarlıklarının en büyüğü olan Lemurya hakkında sahip oldukları tüm bilgileri yitirdiler.


Lemurya hakkındaki tüm bilgiyi yitirdikleri için de Lemurya’nın daha sonraki düşmanı olan Atlantis hakkındaki tüm kayıtları da yitirmişlerdi. Ve otokratik yapıları ve asi uzaylılarla yaptıkları işbirliği sonucunda insan türünü genetik mutasyona uğratıp zayıf düşüren ve böylece yeteneklerini en aza indirgeyen de bu Atlantisliier’di. Mücadeleci atalarımızın çoğu, eski 12-sarmallı DNA zincirleri artık sadece iki sarmala indirgenmiş olarak ve böylece önceki yetenekleri de altıda birine indirgenmiş halde ellerinden geldiği kadar içinde bulundukları durumla başa çıkmaya çalıştı. Ve tüm bunlar hayal edemeyeceğimiz kadar korkunç bir gezegensel felaketin ortasında yaşanıyordu. Gerçekten de bu “düşüş”, kim olduğumuz hakkındaki bilginin artık hatırlanmadığı ya da tarihsel olarak dahi kay10 iSirginia’nin Çirişi dedilmediği anlamına gelir. Neredeyse her bilgi (malumat) parçası zihinsel bellekten silinip gitmişti. Telepati, ruhsal enerjileri görme ve işitme, doğayla iletişim kurma vs. gibi eski psişik yetenekleri olmadan şimdi bu geçmiş insan tarihini nasıl hatırlayabilirlerdi? Bugün biz yüksek bilince ulaşma ve psişik yetenekler konusunda yalnızca biraz daha iyi olduğumuzdan, kim olduğumuzun ve neden burada olduğumuzun gerçeği hâlâ derinlerde gizlidir. Sanıyorum, çözülmesi gereken büyük bir gizemin -tüm zamanların en büyük gizeminin-var olduğunu hissetmemizin nedeni de budur. Asıl Tanrıvergisi doğamızı hatırlayıp sahip çıkmamız için bize meydan okuyan bir gizem… Evet, birçok insan, kendisini keşfetmemizi bekleyen bilinmeyen bir bölümün var olduğunu gerçekten hissediyor. Kim olduğumuz ve neden doğduğumuz sorusu sürekli olarak onların dikkatini çekiyor. Birçoğumuz, hayatımızı rahat ve güvenle yaşayabilmek için, içsel arayışımızı azaltacak bu yanıtları bulmaya çalışıyoruz. Bununla birlikte, bize bir zamanlar bildiğimiz saflık ve gücün özlemini çektiren rahatsız edici şekilde yabancı bir dünyada yaşadığımızı da hissettiğimiz oluyor. Bazı bireylerin yaşamlarını dayayacak huzur ve sevinci bulmalarına karşılık, diğerleri savaş, şiddet ve açlık gibi acı verici durumlar tarafından yıkıma uğratılmış haldeler. Bir çok kişi dinlerimizin vaat ettiği kısa vecit hallerini deneyimliyor.

Böylece, masum insanlara, bebeklere ve çocuklara kar şı böylesine bir adaletsizliğe, ve insanların katillerin ve sahtekârların elinde oyuncak olmalarına izin veren bir Tanrı’yı yadsıyan birçok insan var. Bu ıstırap ve dertler, özellikle kişi eğer k a r m a ve tekrardoğuşa inanmıyorsa, derin korku, öfke ve depresyona yol açıyor. Bedenin, zihnin ve ruhun böylesine azap çekmesi, insanlığın, bir Yaratıcı olarak çok güçlü olan ama aynı zamanda insanları, zayıf ve çaresiz insanlar üzerinde güç ve kontrol kazanmış diğerlerinin gaddarlıklarına terk eden görünmez bir varlığa inanmasını zorlaştırıyor. Bir çok kişi, “Böyle bir Tanrı’yı kim sevip sayabilir?” diye soru-1 1 Çauüç0i İnsan yor. Bu kitabı okumanızın, Tanrı’ya olan inancınızı güçlendireceğine ya da kitabı okuduktan sonra Tanrı’yı daha içtenlikle sevip sayacağınıza dair bir söz veremeyiz. Bununla birlikte, bizi neyin yarattığı, bu olumsuzluk dünyasına nasıl gelip çattığımız ve geleceğin hangi değişikliklere gebe olduğu konusunu da atlamayacağız. Biz, tüm insanlık için neyin olup bittiği üzerinde odaklanmak ve dinleyecek herkese umut sunmak istiyoruz. Güzel şeyler geliyor! Yeniden diriliş zamanı geldi! insanlar, bireysel ve kitlesel olarak, eski sınırlamalardan son derece heyecan verici bir geleceğe doğru ilerliyorlar. Yeni Hücreler, Yeni Bedenler, Yeni Yaşam adlı kitabımdan bir alıntı sunmak istiyorum: “Kodlanmış ama geçici olarak canlılığını yitirmiş bir halde, orijinal genetik kökenimizin ve onun huşu verici yeteneklerinin anısını bilincimiz yeniden tekâmül edene kadar belleğimizde t u t m u ş olmamız acaba mümkün mü? Tüm moleküler kapasitenin yeniden kazanılacağı o önemli deneyimin zamanının artık gelmiş olması mümkün mü?” Ben bu soruya kesinlikle “Evet” diyorum; bu, tam moleküler kapasitenin yeniden kazanılacağı o önemli deneyimin zamanı artık gelmiştir! Bu bizim, huşu verici bir Yaradan’ın çocukları olarak doğuştan kazandığımız galaktik hakkımızın hücresel ehliyetini yeniden talep edip alacağımız tarihi kesişme noktasıdır. Ama bu fırsatı layık olduğu canlılık ve güvenle karşılayabilmek için, dünya-kaynaklı tarihimizi bir kenara bırakıp, ortak olduğumuz galaktik tarihe bakmaya istekli olmalıyız. “Bu nasıl yapılabilir?” diye merak edebilirsiniz. Bizler gerçekten de şanslıyız, çünkü gerçek kökenimizi ve Dünya’nın tarihini en az beş yolla hatırlayabilir ya da öğrenebiliriz. Günlük olarak gerçeği ayırt edebilmenin b e ş yolu: 1. Meditasyon, rüyalar, vizyonlar, solunum çalışması, 12 ViTgmuCnın Çirişi metafiziksel çalışma, kutbiyet dengelemesi ve ruhsal, zihinsel, duygusal ve fiziksel sınırlamaları ortadan kaldırmamıza yardımcı olan tüm güvenli enerji-dengeleme çalışmaları yoluyla içsel kaynaklarımızdan bilgi alabiliriz. Sık sık, hiç olmazsa haftada bir gün, bizim gibi kendi içsel arınma ve şifa-sıyla uğraşan insanlarla bir araya gelebiliriz.

Bu faaliyet bizi çok güçlendirecektir! Bu ışık çalışması, aradığımız ^gerçeği muazzam derecede kavramamızı sağlayacaktır. Ve bu ayrıca kendimizi iyileştirme, gezegensel sorunları çözme, barış ve huzura kavuşma kapasitemizi de güçlendirir. 2. Ayrı yaklaşımlar yerine ortak anlayışlara ulaşmak amacıyla çeşitli dini yazıları ve öğretileri inceleyebilir ve onların anlamını günümüze uygun hale getirebiliriz. Ayrıca, halen ruhsal âlemdeki ve fiziksel galaksideki birçok görünmez rehberden bize gelen bilgileri kullanabiliriz. 3. Doğru bilimsel keşifleri olası değerleri ve günlük bi linçli yaşamlarımıza uygulanmaları açısından değerlendirebilir, yalnızca yüce gönüllü insanların – olumlu uygulamalarda bulunmak üzere- doğa yasalarını keşfetmeye ve kullanmaya çalışmalarında ısrar edebiliriz. 4. Tüm kültürlere ait büyük Dünya mitlerini, efsanelerini, destanlarını, halk masallarını ve öykülerini okuyup dinleyebiliriz. Artık yaşlı bilgelerinin birçok yararlı sırrı açıkladığı yerli halkların ağızdan ağıza anlatılan öykülerinde muazzam bilgiler saklıdır. 5. Gezegenimizin yönetilmeye gereksinim dujran canlı bir varlık olduğuna ve balinaların ve yunusların sadece onun bakıcıları değil, biz insanlarla da iletişim kurmaya muktedir zeki varlıklar olduklarına inanmaya cüret edebiliriz. Şu anda insanlığın büyük bölümü uyurken, bit yine de incil’de ve diğer birçok inanç sisteminde çok açık bir biçimde tanımlanan o “hâkimiyet rolü”ne katılmayı seçebiliriz. Birçok insan yerlilerin değerli bilgilerini yadsıdığı ve balinaların ve yunusların gerçekte kim olduklarına inanmayı reddettiğinden, bilmemiz gereken birçok şey yitip gitmiş13 Qaiaktik^insan tir. Tıpkı gezegenimizi canlı bir varlık olarak görüp kabul etmeyi reddetmenin büyük bir yanlış olduğu gibi! Ama eğer zihnimizi onları almak için açarsak, bu üç yardım kaynağı önümüzdeki günlerde giderek daha da değerli olacaktır.

Biz uyanıp bilinçli olarak onlara uyumlandıkça bilgi, güvenlik ve sevinç hayatımıza katılacaktır. Büyük bir yardım kaynağı da, bize rehberlik etmeleri için verilmiş birçok dini öğretide bulunabilir -ve birçok insan da eski üstatların ve ermişlerin öğretilerine dayanan bir dini uygular. Bununla birlikte, o büyük varlıkların kutsal yazılarında söyledikleri şeyleri günümüzün bilimsel ve teknolojik kafasıyla, yirminci yüzyıl bilgisiyle incelememiş olabiliriz. Bu kutsal yazıları bugünkü kavrayışımızla gerçekten anlamak için, onlara özellikle her çeşit enerji aygıtının çalışma biçimini göz önünde bulundurarak bakmalıyız. Ruhsal öğretilere, onların ahlaki ve törel değerleri ve ayrıca tarif ettikleri fiziksel koşullar açısından bakarsak, yeni yanıtlar bulabilir ya da bize verilmiş mesajlarla ilgili daha berrak anlayışlar elde edebiliriz. Belki, sözde “bitiş zamanı” (kıyamet) ve bunun gerçekte ne anlama geldiğiyle ilgili anlayışımız böyle bir araştırma ile berraklaşabilir. Bu meseleleri araştırmış ve yeni yanıtlara ya da daha berrak anlayışlara ulaşmış olan insanlar, birçok kişinin beklediği korkunç kargaşa senaryosunu akıllarından çıkararak, halen yakın gezegenlerde ve yıldızlarda yaşayan bilge galaktik ailemizle ilişki kurmayı kabul edebilirler. Ama uzun zamandır gizli kalmış gerçek Dünya tarihini öğrendikten sonra sevgiye tutunabilir miyiz? Genleri değişmiş, mutasyona uğramış yıldız-tohumu yaratıklar olduğumuzu keşfettikten sonra?… Ve var olduğumuz aşağı âlemlerde gerçekten bir savaşın olmuş olduğunu? O zaman kalplerimizde sevgi kalabilir mi? Çünkü sevgi yüksek kökenimizin ve yeteneklerimizin bilinçli olarak geri istenmesinin ve elde edilmesinin anahtarıdır ve sevginin güçlü doğasını ifade etmeyenler şimdi ruhsal ve galaktik ailemiz tarafından insanlığa sunulan hızlandırılmış tekâmüle kolayca giremeyecektir. 14 iSirginia’nın Çirişi Hemen hemen tüm dinlerin ilham edilmiş direktif ve kurallarının yıldızlardan gelen bir rehberliği içerdiğini kabul edebilir miyiz? Eğer kutsal dediğimiz o değerli sayfalara günümüzün bilimsel donanımının bilgisiyle bakarsak, o zaman onlarda bugünün yüce plânını açığa çıkaracak yeni anlamlar bulunabilir. Öyleyse gelin, ne vaat ettiklerini anlamak ve bu açıklamaları insanlığa kimin getirdiği konusunda düşünmek üzere bu kutsal metinleri inceleyelim. Ama önce hiçbir dinin tüm gerçeğe sahip olmadığını kabul etmeliyiz. Aslında, binlerce yıldan bu yana birçok kültür, yeterli bir biçimde yaşayıp ifade ettiği ahlaki ve törel değerlere sahip olmuştur. Kendini üstün görme, yüksek bilince ulaşmamızı sağlayan pasaportumuzu iptal edeceğinden, gelin bir an durup sevgimizin ve açık fikirliliğimizin gerçeği arayışımızı etkilemesine izin verelim. (Eğer yeni fikirleri ve/veya eskinin yeni anlayışını araştırma konusunda rahat değilseniz, lütfen kendinizi bu çabayı göstermeye zorunlu hissetmeyin. Belki yeni fikirler veya yorumlar şimdilik size hizmet etmeyebilir.

Ama eğer insan tarihini daha bütünüyle araştırma özlemi duyuyorsanız bize katılın ve epey şey üzerinde düşünmeye hazır olun.) *** Kendi insan tarihimizi ve gezegenin yaradılış koşullarını bilmememiz bizi utandırmamalıdır. *** Ders kitaplarımızın yetersiz, genelde yanlış ve eksik olmalarından suçluluk duymamamız gerekir. Araştırmacılar olarak biz boşlukları bulup doldurmaya çalışıyoruz ki, dikkatli araştırmacılar olmak için zaman bulamayan diğerleri bizim katkılarımızdan yararlanabilsin. Bizim sevgimiz ve öğrenme isteğimiz sadece bize değil, diğerlerine de yardımcı olacaktır. Bundan dolayı, bu bilgiler sadece bizim için değil, gezegenimiz ve onun diğer yaşam-formları içindir de!

.

PDF Kitap İndir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir