Robert Ludlum – Nemrut

Loring, Adalet Bakanlığı binasının yan kapısından çıkıp bir taksi aramaya başladı. Saat beş buçuğa geliyordu. Günlerden bir ilkbahar cumasıydı, Washington caddelerinde de trafik korkunçtu. Loring yaya kaldırımın hemen kenarında durup, belki boş bir taksi görür de gelir umuduyla sol elini kaldırdı. Artık taksi aramaktan vazgeçmek üzereydi ki, on metre ileriden müşteri almış bir araba tam önünde durdu. “Doğu tarafına mı gideceksiniz, bayım?

Müşterim var ama zararı yok. Bu bay sizi de alabileceğimi söyledi.” Bu tür şeylerle karşılaştığı zaman Loring hep şaşırır, ne yapacağını bilemezdi. Farkında olmadan sağ kolunu yeninin içine çekti. Ceket kolunun sağ elini olabildiğince gizlemesini sağlamak için yapmıştı bunu. Sağ bileğine dolanmış, kolunu dosya çantasının sapına kilitleyen ince siyah zinciri gizlemek için…

“Teşekkür ederim, ama ilerideki köşeden güneye dönmem gerekecek.” Taksi tekrar yoğun trafik seline karışıp kaybolana dek Loring bekledi, sonra yine boşuna sol elini sallamaya devam etti. Böyle koşullar altında, genellikle, beyni saat gibi çalışır, herkesten daha atak olmak isterdi.

Sağma soluna hızla bir göz atar, müşteri indirmek üzere olan taksileri kalabalığın içinden seçer, arabanın boş olduğunu gösterecek yanar ışıkları yakalamak için sokak başlarım kartal gibi kollardı. Ne var ki, Ralph Loring o gün koşmaya istekli değildi.

Bu önemli cuma günü kafası korkunç bir gerçekle doluydu. Hiçbir şey düşünemiyordu o işten başka. Az önce bir insanın ölüme mahkûm edilişine tanık olmuştu çünkü. Hiç tanımadığı, ama hakkında çok şey bildiği bir adamın. Altı yüz elli kilometre uzakta, ufak bir New England ilçesinde yaşayıp çalışan ve Loring’in varlığından haberdar olmadığı gibi, Adalet Bakanlığının kendisiyle ilgilenmekte olduğundan da habersiz genç bir adamdı ölüme mahkûm edilen.

Loring’in aklı ikide bir, o ağır cezayı veren adamların çepeçevre oturdukları Bakanlığın Konferans Salonundaki dikdörtgen biçimi büyük toplantı masasına gidiyordu. Başından beri var gücüyle karşı çıkmıştı bu işe. Hiç tanımamış olduğu ve binbir şeytanca manevrayla, içinden çıkılmaz bir kapana kıstırılan o adamı kurtarmak için elinden daha başka bir şey gelmezdi.

Bir zamanlar donanmada bir askeri mahkeme yargıçlığı yapmış Adalet Bakanı yardımcılarından biri, “Size bir noktayı anımsatabilir miyim, Bay Loring?” demişti. “Savaş durumlarında en büyük tehlikeler göze alınmış varsayılır. Ve her savaşta da belirli bir oranda can kaybı beklenir.”

“Ama burada koşullar farklı. Bu adam söz konusu görev için özel olarak yetiştirilmiş değil. Ayrıca düşmanın kim ya da nerede olduğunu da bilmiyor. Hem nasıl bilebilir? Biz kendimiz bile bilmezken.” “Sorun da o ya.” Bu kez konuşan bir başka Adalet Bakan yardımcısı olmuştu.

Adalet Bakanlığının kurul toplantılarına pek meraklı olan bu şirket avukatı, Loring’in anladığı kadarıyla, bu tür kararlar verebilecek yetenekte değildi. “Konumuz olan kimse son derece hareketli biri. Psikolojik profiline bakın bir kez. ‘Kusurlu ama son derece hareketli…’

Aynen böyle diyor. Çok akla yakın bir seçim bu.” “Kusurlu ama son derece hareketli. Ne demek bu, Tanrı aşkına? On beş yıldır bu alanda çalıştığımı bu komiteye hatırlatabilir miyim? Kişiler hakkında hazırlanmış psikolojik profiller insan seçiminde kılavuz olan eleme yöntemleridir, ama rasgele bir yöntem.

Örneğin, ben, Uzay ve Havacılık Dairesinde matematikçi olarak çalışmak üzere nasıl bir sorumluluğu üzerime alamazsam, konuyu doğru dürüst bilmeyen bir insanı da bir örgüt içine sızmak amacıyla o derece görevlendiremem.” Kurul başkanı, Loring’e profesyonel bir yanıt vermişti. “İhtiyatlı tutumunuzu anlıyorum. Doğal olarak ben de sizinle aynı görüşteyim.

Bununla birlikte, normal koşullar içinde değiliz. Önümüzde topu topu üç haftacık vakit var. Zaman öğesi bu konuda bilinen olağan önlemleri bir yana bırakmamızı gerektiriyor.” Eski donanma yargıcı, “Bu tehlikeyi göze almamız gerekiyor,” dedi. Loring, “Tabii, tehlikeyi göze alan siz değilsiniz,” diye yanıtladı. “Söz konusu kişiyle ilişki kurma görevinden alınmak ister miydiniz?”

Başkan bu öneriyi son derece içtenlikle yapmıştı. “Hayır, efendim. Söz konusu kişiyi bulup kendisiyle ilişki kuracağım. Ama istemeye istemeye. Bu sözlerimi de lütfen tutanağa geçiriniz.” “Toplantıya son vermeden önce bir nokta daha var.” Şirket avukatı masanın üzerine eğildi.

“Söyleyeceğim şey de en üst makamdan geliyor. Seçtiğimiz kimsenin bu konuyla çok yakından ilgileneceği görüşünü paylaşıyoruz. Yaşam öyküsü bunu gösteriyor. Bunun yanında belirtilmesi gerekli bir diğer nokta da şu: Seçtiğimiz kimse tarafından bu kurula yapılacak her türlü yardım, para karşılığı olmadan ve de gönüllü olarak yapılmalıdır. Nazik bir durumda bulunuyorsunuz.

Bu işte hiçbir şeyin sorumluluğunu üzerimize alamayız. Tekrar ediyorum, hiçbir şeyden sorumlu olamayız. Olanağı varsa, sözkonusu kimsenin bizim tarafımızdan özenle seçilmiş olmayıp, kendiliğinden bize gelmiş olduğunun da tutanaklara geçmesini isterdim.” Ralph Loring bunun üzerine tiksinerek başını bunu söyleyen adamdan öte yana çevirmişti.

Trafik daha da yoğun bir hale gelmişti şimdi. Loring yirmi küsur blok uzaktaki apartmanına kadar olan yolu yürüyerek almaya karar vermiş gibiydi ki, beyaz bir Volvo tam önünde kaldırıma yanaşarak durdu. “Atla. Elin havada halinle çok aptalca bir görünüşün var.” “Ah, sen misin? Çok teşekkür ederim.” Loring kapıyı açarak daracık ön koltuğa kaydı, dosya çantasını kucağına koydu. Çantayı bileğine bağlayan ince siyah zinciri gizlemesine gerek yoktu artık.

Cranston da kendi gibi Bakanlık dışında etkin olarak çalışan bir uzmandı. Uyuşturucu maddelerin denizaşırı ülkelerden Amerika’ya girişi konusunda çalışıyordu. Şimdi sorumluluğu Loring’e verilmiş olan iş üzerindeki arka plan çalışmalarının büyük bölümünü Cranston yürütmüştü. “Çok uzun sürdü toplantınız. Karara varabildiniz mi bari?” “Yeşil ışık yakıldı.”

“Eh, zamanı gelmiş de geçiyordu bile.” “İki bakan yardımcısıyla Beyaz Saraydan gelen bir bildiri sayesinde karar verildi. Coğrafya Bölümü de Akdeniz Gücünden son raporları aldı bugün. Kaynak yollarının tümüyle değiştirildiğini bildiren her zamanki raporlardan biri. Kaynaklardan buraya uzanan yolların hepsinin değiştirilmekte olduklarını doğruluyor.

Kuzeyde Ankara ve Konya’daki tarlalar, Sidi Barrani 1 ve Reşid yöresindeki 2 bölgeler, hatta Cezayir afyon bölgeleri bile üretimi azaltıyorlar. İşlerimizi çok güçleştirecek bu.” “Daha ne istiyorsun Tanrı aşkına? Amaç afyon üreten tüm bu bölgeleri temizlemek değil miydi?

Sizler de hiçbir zaman tatmin olmazsınız. Bildiğimiz gizli yollar üzerinde denetim görevini sürdürebiliyoruz ama… Porto Bela Cruz 3 , Pilcomayo 4 , Paraguay, Brezilya ve Guyana’da 5 isimlerinin telaffuzunu bile bilemediğimiz yarım düzine yepyeni sürüm yeri hakkında bilgimiz yok denecek kadar az.

Tümüyle yepyeni bir top oyunu bu, Ralph.” “Güvenlik Kurulu 6 ajanlarını çağırın. CIA o türden ajanlarla dolu.” “Olanaksız. Onlardan harita istememize bile izin verilmiyor.” “Çok saçma bir şey bu.” “Saçma falan değil. Düpedüz casusluk faaliyetine dönüşüyor iş.

Bulaştırmıyoruz onlara elimizi. İnterpol kurallarına harfi harfine uyuyoruz. Kirli işler yok. Bunu da biliyorsun sanıyordum.” Loring bezginlikle, “Biliyorum,” diye yanıtladı. “Yine de çok saçma.” “Sen New England’daki ilçeyle uğraş. Biz pampalarla 7 ya da nereleriyse o bölgelerle baş ederiz.”

PDF Kitap İndir

Abone ol
Bildir
guest
Yazmasanız da olur ama yazarsanız size verilen cevaplar için bildirim alırsınız.
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments