Carl Sagan – Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı

1939’un fırtınalı bir sonbahar günüydü. Sokakta, yapraklar küçük girdaplar oluşturarak, savruluyordu. Sıcacık evimizde güvende olmak güzeldi. Annem mutfakla akşam yemeğini hazırlıyordu. Oturduğumuz apartmanda, bana sataşacak, yaşça büyük başka çocuk yoktu. Bir hafta önce, biriyle sıkı bir kavga etmiştim. Bunca yıl sonra kim olduğunu tam olarak anımsayamıyorum; ama sanırım üçüncü katta oturan Snoony Agata idi. Dövüşürken bir ara dengemi kaybetmiş ve yumruğumu Schechtr’in bakkal dükkânının vitrininden içeri geçirmiştim. Bay Schechter benim için çok endişelenmişti. Bileğime canımı inanılmaz derecede yakan bir antiseptik sürerken, “Hiç önemi yok, benim sigortam var” diyerek beni yatıştırmaya çalışıyordu. Sonra annem beni oturduğumuz binanın zemin katındaki doktora götürdü. Doktor bileğimdeki kesikten cımbızla bir parça cam çıkardıktan sonra, yaraya iki dikiş attı. Akşam babam olayı öğrendiğinde, “demek iki dikiş?” dedi gözlerini açarak. Bir giysi fabrikasında makasçı olarak çalıştığı için dikişten iyi anlıyordu. Babamın işi, kocaman bir elektrikli biçki makinesiyle, dev gibi kumaş yığınlarından manto kolu ya da sırtı gibi kalıplar kesmekti.


Sonra bu kalıplar, bir baştan diğer başa sıralanmış dikiş makinelerinin başında oturan kadınlara aktarılıyordu. Her zamanki ürkek, çekingen halimden bir anda sıyrılmış ve birine dişlerimi göstermiş olmama sevinmişti babam. Bazen göze göz taktiğini benimsemek iyi oluyordu. Aslında şiddete başvurmayı aklımdan bile geçirmemiştim; birdenbire olmuştu. Tek anımsadığım, bir an Snoony’nin beni ittiği ve elimi Bay Schechier’in dükkânının içinde bulmuş olduğumdu. Bir vitrin kırmış, bileğimi yaralamış, hiç hesapta olmayan bir doktor masrafına yol açmıştım; ama tüm bunlara karşılık kimse bana kızmamıştı. Snoony bile her zamankinden daha arkadaşça davranmaya başlamıştı. Yaşadığım bu küçük olaydan ne gibi bir ders çıkarabileceğimi düşünüyordum. Tabii ders çıkarmak için sokaklarda gezinip başıma başka bir iş açmaktansa, sıcacık evimizde Aşağı New York Körfezi’ni gören pencereden bakarak düşünmek çok daha iyiydi. Her zaman olduğu gibi, babamın gelmesine az kala annem üzerini değişip makyaj yaptı. Annemle birlikle dalgalı denizi izledik. Güneş batmak üzereydi. Annem eliyle Atlas Okyanusu kıyısını işaret ederek, “Oralarda dövüşen, birbirini öldüren insanlar var” dedi. İşaret ettiği yeri görmeye çalışarak baktım. “Biliyorum” dedim.

“Onları görebiliyorum.”

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.