Fuad Köprülü – Türk Edebiyatı Tarihi

Profesör Fuad Köprülü’nün bundan 54 yıl önce yayımlanmış ve uzun senelerden beri mevcudu tükenmiş olan Türk Edebiyatı Tarihi (İstanbul 1926), sâhasında yeni oir çığır açmış, temel eserlerden biridir. Ne yazık ki çok uzun yıllardır. Edebiyat Fakültelerimizden mezun olan gençler, bu eseri göremeden ve bunu tekrar tekrar okuyamadan öğretim hayatına atıldıkları için sahalarında ister istemez eksik kalmakta idiler. Vâkıa edebiyatla bir nebze alâkası olanlar hattâ sâdece bir lise tahsilinden geçenler bile, Köprülü’nün böyle bir eseri olduğundan ve onun bu kitabıyla, Türk Edebiyatı Tarihi’ni, şuerâ tezkirelerinin basit bir tekrarı olmaktan kurtardığını, basma kalıp bir şekilde söyleyebilirse de, işin aslı bu kadar basit değildir. Diğer taraftan bugün lise seviyesinde okutulmakta olan edebiyat tarihi derslerinde, Türk edebiyatının islâmiyetten önce, İslâm medeniyeti tesiri altında ve Avrupa medeniyeti tesiri altında Türk edebiyatı şeklinde birbirinden çok farklı 3 ayrı devrede gözden geçirilmesi gerektiği öğretilirse de yeni yetişen nesiller bunun Köprülü’nün yukarıda adı geçen kitabında ileri sürdüğü bir tasnife dayandığından habersizdirler. Halbuki bundan 40 yıl önce liselerde okuyanlar, böyle bir tasnifin, Köprülü’nün bu kitabındaki fikirlerine dayandığını kabataslak da olsa bilirlerdi. Köprülü, daha 1913’de neşrettiği Türk Edebiyatı Tarihinde Usûl (Bilgi Mecmuası, I, İstanbul 1913. s. 3-52) adlı uzun makalesiyle Türk Edebiyatı Tarihi’nin nasıl incelenmesi gerektiğini uzun uzadıya izah ediyordu. O, bu işin ancak Avrupa ilim ve metodlarının, bizim bünyemize uygun bir şekilde tatbikiyle tahakkuk ettirilebileceğini kesin ve cerh edilemez bir şekilde ortaya koyuyordu. Köprülü kendi koyduğu usûle göre, edebiyat tarihimizi tedkike girişerek, daha 1920- 21’de iki fasikül halinde Türk Edebiyatı Tarihi’ni neşre başlamıştır. Nihayet 1926’da bu eser 386 sayfalık büyük bir cilt halinde ilim âleminin gözleri önüne serildi, işte bugün Ötüken Yayınevi’nin himmetiyle geniş bir okuyucu kitlesinin istifadesine sunulan eser bu kitaptır. O devrin tanınmış yabancı ilim adamlarından Prof. F. Kraelitz, eser hakkında şunları söylüyordu: «Bu eser Adriyatik denizi sahillerinden Çin hudutlarına kadar uzanan, vâsi bir şekilde dağılmış olan XXIII muhtelif Türk cinslerinin umumî edebiyat tarihidir.


… Bu eser, yalnız inceleyiciler ve âlimler için değil, bu eski milletlerin kültürü ile yakından alâkadar olan herkes için en lüzumlu bir rehber olacaktır.»* Köprülü, adı geçen eseriyle, büyük bir terkip kudreti ortaya koyarak Türk edebiyatının bir bütün olarak ele alınmasının ilmin bir zarûreti olduğunu, itiraz kabul etmez bir şekilde ileri sürüyordu. Eseri dikkatle gözden geçirenler, bu kitabın âdeta yarım kalmış olmasından dolayı hayretlerini gizleyemezler. Bunun izahı ise kanaatimizce gayet basittir. Köprülü, o günün şartları altında hangi tarafa el atmış ise o tarafta büyük bir boşlukla karşılaşmış, o boşlukları halletmeğe çalışırken sağlam bir edebiyat tarihi yazabilmek için medeniyet tarihinin çeşitli meselelerinin halline lüzum olduğunu görerek, çalışmalarını başka sâhalara kaydırmak mecburiyetinde kalmıştır. Biz bu yarım bırakılışı bir dereceye kadar olsun, telâfi edebilmek için Türk Edebiyatı Tarihi nin arKasına Köprülü’nün Anadolu’da Türk | Dili ve Edebiyatının Tekâmülüne Umumî Bir Bakış adlı uzun maka-1 leşini de ilâve etmeği faydalı gördük. Türk Edebiyatı Tarihi hakkındaki yazdıklarımıza son vermeden önce bu eserin edebiyat tarihimizin ana çerçevesini büyük bir ihata ile çizdiğini ve değişecek veya ilâve edilebilecek şeylerin ancak teferruatta kalacağını kolaylıkla iddia edebiliriz. Sayın Nermin Pekin ile birlikte Türk Edebiyatı Tarihi’nin 54 yıllık bir fâsıladan sonra yeni harflerle baskısını hazırlarken aşağıdaki esaslar dâiresinde hareket ettik: Türk Edebiyatı Tarihi’nin metnini, 1. basımına sadık kalarak herhangi bir değiştirmeye gitmeden aynen verdik. Ancak bâzı kelime ve terkipleri eserin aslını ve üslûbunu bozmayacak şekilde sâdeleştirdik. Birtakım eski tabir ve kelimeleri ise eserin umumî havasına halel vermemek için, olduğu gibi bıraktık. Metinde, 1. basımdan farklı olan tek husus, o zamanlar hem Hibetü’l-Hakâyık hem de Atabetü’lHakâyık şeklinde yazılan eserin adını Rahmeti Arat’ın okuyuşuna uyarak Atabetü’l-Hakâyık olarak buraya almamızdır. Bu hususu gerekli notunda da açıkladık. Bu arada 1.

basımda bir baskı hatâsı olarak 75 şeklinde çıkan beytin aslı 75 bin olacağını metinde gösterdiğimiz gibi not olarak da belirttik. (*■) Mittellungen der Osmanischen Geschlchte, II, 1-2, s. 167. XXIV I Kitabın aslında hiçbir not bulunmayıp, bu baskıya ilâve edilen bütün notlar ya Pekin veya benim tarafımdan kaleme alınmıştır. Bu notların ilâvesinde evvelâ, Köprülü’nün sonraki çalışmalarının neticelerini buraya aksettirmek, sonra da çeşitli sahalarda başka araştırıcılar tarafından yapılan araştırmaları, velev birkaç satırla da olsa, verilmesinin okuyucular bakımından faydalı olabileceğini gözönünde tutmak gayesi güdülmüştür. Kitabın 1. basımında eski harflerle yazılmış olan yabancı yazar isimlerini de eldeki imkânlar nispetinde orijinal imlâlarıyla vermeğe çalıştık. Bu husustaki eksiklerimizi kitabın ileride yapılacağını ümit ettiğimiz yeni bir baskısında telâfi edebileceğimizi sanıyoruz. 18 Temmuz 1980

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir