V. Diakov, S. Kovalev – İlkçağ Tarihi 2

İtalya ve Roma’nın eski tarihinin kaynakları (M.Ö. III. Yüzyıla kadar.) İtalya ve Roma’nın toplumsal ve siyasal örgütlenmesinin ilk dönemlerinin incelenmesi, kaynaklarımızın son derece az olması nedeniyle, büyük güçlükler sunar. Eski İtalyalılardan, Grek toplumunun kendi kaynaklarına yerleştirilebilmesi için son derece bol malzeme sağlayan Homeros’un şiirleri türünden, eski sözel halk geleneğinden bir tek yapıt bile kalmadığını hemen belirtmeliyiz. Varlıkları bilimsel olarak kanıtlanan (özellikle Niebuhr tarafından XIX. yüzyılda), eski Roma yıllıkları (annales) da aynı şekilde kayıptırlar. Yalnızca, bunların ilk taslaklarının çok erken dönemlerle (M.Ö. V-IV. yüzyıllar), toplantı günlerinin, katılan konsüllerin ( Consul) adlarının, meydana gelen olayların ve senatonun aldığı kararların yazıldığı kronolojik çizelgeler olan vakayınâmeler (Fasti, Romalıların olgular takvimi) biçiminde ortaya çıkmış olduklarını biliyoruz. Vakayinâmeler, yılda bir seçilen konsüllerin adıyla adlandırılıyordu. Bu zaman çizelgeleri, genel olarak Pontifex’ler (Roma rahibi) tarafından yalnızca pratik amaçlarla, bir ticari işlemin, borç sözleşmesinin, ya da toprak alım ve satımlarının ne zaman yapıldığını anımsamak için tutuluyordu. M.


Ö. 320 yılında, Roma senatosu büyük rahibi (pontifex maximus), isteyenin görüp bilgi edinmesi için Basilica’da (mahkeme, divan, ticaret odası) sergilenecek resmî vakayı nâmeler hazırlamakla görevlendirdi. Ve o dönemden sonra “rahiplerin çizelgesi” yıllık olarak yayınlanmaya başlandı. Bu çizelgeler (albüm) dolunca arşive konuluyordu. M.Ö. 130 yılına doğru büyük rahip Publius Mucius Scaevola, arşivde saklanan eski çizelgeleri Büyük Yıllıklar (Annales maximi) adı altında 80 kitaplık bir derleme olarak yayınladı. Günümüze ulaşmamış olan bu vakayınâme ve yıllıklar, kapsadıkları efsaneler ve aile söylenceleriyle birlikte, bunlardan yararlandıkları için yıllık yazarı (yıllıkçı, annalist) olarak tanımlanan ilk Romalı tarihçilere temel kaynaklar oluştururlar. Ama ne yazık ki bunların da yapıtları kayıptır. İlkçağ (Antiquité) vakayınâmeleri ve yıllıklarından doğrudan bilgi sağlayan ve “eski kuşak yıllıkçılar” adıyla anılan M.Ö. III. yüzyıl sonu ve II. yüzyıl başı Romalı tarihçilerin yapıtlarının yok oluşuna ve İkinci Kartaca Savaşı’nın çağdaşı senatör Fabius Pictor’un Grekçe yazdığı ilk düzenli Roma tarihinin yitmiş olmasına özellikle üzülmek gerekir. Censor 1 Marcus Porcius Cato’nun (234- 149) yazdığı (M.

Ö. 160’a doğru) ilk Latince tarih kitabı Origines de bazı parçalar dışında ne yazık ki kayıptır. Cato, bu yapıtında, yapıtının adından da anlaşılacağı üzere, yerel kronik ve belgelerin incelenmesine, eski yazıtlar ve topografyaya dayanarak ve Grekler’in günümüze kadar ulaşmamış olan İtalya tarihi (İtalica) ile ilgili çalışmalarından yararlanarak, İtalik 2 halkların ve kentlerin tarihinin kaynakları ve ilk dönemleri konusunu ele almaktadır. Bu kitap, daha önceki Romalı tarihçilerin yapıtlarının güzelliğini bozan yapay söz sanatlarından arınmış, çok yararlı, açık ve seçik bir dille kaleme alınmıştı. Bazı kısa parçaların dışında, “yeni kuşak yıllıkçılar”dan, yani Valerius Antias, Licinius Macer, Quintus Aelius Tubero, vb., II. yüzyılın sonu ve I. yüzyılın ilk yarısı yazarlarından bize hiçbir şey kalmadı. Romalılar döneminden itibaren eleştirilere uğrayan, kendi dönemlerinin ilişki ve düşüncelerini eski zamanlara taşımak için yaptıkları tehlikeli tahminlere ve hatta bu amaçla masallar uydurmalarına karşın, bunların yapıtlarını bilmek bizim için çok değerli olurdu. “Büyük yıllıklar”dan geniş ölçüde yararlanmışlardı. Licinius Nacer, kimsenin kullanmadığı eski “keten kitaplar” (büyük bir olasılıkla arşiv belgeleri) “bulgulamış” olduğu konusunda güvence vermektedir. Derin ansiklopedik bilgisiyle her konuda kalem oynatan büyük yazar Marcus Terentius Varro’nun kuşkusuz çok ciddi bir yapıtı olan Roma Eski Zamanlarının Kırk Kitabı günümüze ulaşmadı. Bununla birlikte, bu yitik kitapların bazı yansımaları, bağımsız araştırıcı oldukları kadar kendilerinden önceki yapıtların derleştiricileri olan Augustus dönemi tarihçilerinin çalışmalarında yer almaktadır. Burada, yapıtları başkalarına göre daha iyi korunmuş, Roma ve İtalik İlkçağı’yla ilgili bilgiler edinebileceğimiz üç yazardan (M.Ö.

I. yüzyılın sonu) söz etmek istiyoruz: Roma’da yaşayan iki büyük Grek bilgini, Sicilyalı Diodoros ile Halikarnasos’lu Dionysios ve kente yerleşmiş olan Patavium doğumlu Titus Livius. Caesar ve Augustus’un çağdaşı olan Diodoros, M.Ö. 30 yılına doğru, Biblietheke Historike (Tarih Kitaplığı, Tarihsel Kitaplık) adlı büyük bir evrensel tarih yazdı. Kırk kitap tutan bu yapıttan günümüze ilk beş kitap, II. kitaptan 20.’ye (dahil) kadar olan kitaplar ve ötekilerden parçalar kaldı. Mısır, Mezopotamya, Hind, eski Hellas ve en eski zamanlardan itibaren Roma tarihi anlatılmaktadır bu kitaplarda. Hiç kuşkusuz bu kadar geniş bir yapıtın, yalnızca, yazarın kişisel araştırmalarının sonucu olması olanaksızdır. Diodoros, kendisine kaynaklık eden özel tarih yapıtlarının bir derleştirmesini, az değişik kopyalarını vermektedir yalnızca. Görünüşe göre, Roma’nın ilk zamanlarının tarihini Fabius Pictor’a göre yazmıştır. Esinlendiği metni çok yakından izlemek alışkanlığında olduğu bilindiği için, Diodoros’un biraz değişiklik yaparak, bu Romalı eski yıllıkçıdan büyük ölçüde malzeme sağlamış olduğu tahmin ediliyor. M.Ö.

29 yılında Roma’ya yerleşmeye gelen, Diodoros’un çağdaşı Halikarnasos’lu Dionysios Romaike Arkhaelogia (III. yüzyılın ortalarına kadar eski Roma tarihi) adlı Grekçe bir yapıt yazdı; on biri aşağı yukarı bütünüyle, geriye kalanları özet halinde toplam yirmi kitaptan oluşan bu yapıt, öğretmenliğini yaptığı konuşma sanatının örnekleri olan tumturaklı söylevlerle doludur. Halikarnasos’lu Dionysios, Fabius Pictor’un dışında başta genç kuşak yıllıkçıların yapıtları olmak üzere başka kaynaklardan ve özellikle Marcus Terentius Varro’nun yapıtlarından yararlanmıştır. Bu sayede, yitik Roma tarih literatürünün başka kaynakları Dionysios’un yapıtında korunmuştur. Nihayet, Titus Livius’un (M.Ö. 59-M.S. 17) ünlü yapıtı, “kuruluşundan (ab urbe condita) Augustus dönemine (M.Ö. 9) kadar Roma tarihi”, Roma tarihinin en eksiksiz bilgi kaynağını oluşturmaktadır. Bu 142 kitaptan oluşan büyük yapıtın tam olarak günümüze ulaşan ilk on kitabı Roma’nın kuruluşunu işlemektedir. Bunun dışında, 21’den 45. (dahil) kitaba kadar olan bölüme, ötekilerin parçalarına, kısaltılmış bölümlerine ve özetlerine sahip bulunmaktayız. Titus Livius da Dionysios gibi gerçek bir tarihçi değildir, Roma’da ders veren bir söz bilimcidir.

Tarihi, kişilerin ağzından ustalıkla söyletilen uzun söylevlerle süslüdür. “Yeryüzünün en birinci ulusunun görkemini insanların belleğinde devam ettirme”yi ve aynı zamanda, kendi döneminde başlayan ahlaki çöküş tehlikesini haber vermeyi, yani “nihayet, ilacı da hastalık kadar dayanılmaz olan bu bunalımları yaratan disiplin çöküşünün acımasız ilerleyişini izleme”yi (Titus Livius, Giriş, 3- 9) kendisine amaç edinmiştir. Görüldüğü gibi Titus Livius ahlakçı ve yurtsever yanı ağır basan bir tarihçi. Bu nedenle ilk kaynaklara gitmekten kaçınıyor. Yalnızca, kendisinden önceki tarihçilerden öğrendiği bilgilere göre geçmişin olaylarını edebi ve çekici bir biçimde anlatmaya özen gösteriyor ve zaten, genel olarak “çoğunluğun düşüncesini paylaştığı”nı kendisi de kabul ediyor. Özellikle, Valerius Antias, Licinius Macer ve Tuberon gibi “yeni kuşak yıllıkçılar”ın yapıtlarından yararlanmıştır. İtalya ve Roma’nın en eski tarih döneminin incelenmesi için modern bilimin elinde bulunan yazılı metin belgeleri son derece sınırlıdır. Bu nedenle, bütün bu eski kaynakları “aşırı eleştiri”nin yıkıcı süzgecinden geçiren kimileri, Roma’nın gerçek tarihinin ancak M.Ö. III. yüzyıldan itibaren yazılabileceği kanısına varmaktadırlar. Bununla birlikte, arkeolojik, dilbilim, budunbilim (etholoji) ve karşılaştırmalı tarih alanlarında son zamanlarda yapılan bulgular, tarih bilimine, eski Roma kaynaklarını denetleme olanağı veren ölçütler (kriterler) sağlamakta ve bize Roma tarihinin en eski geçmişiyle ilgili bilgiler sunmaktadır. Rus eski tarih okulunun en ünlü temsilcilerinden biri olan V. Modestov, Roma Tarihine Giriş’inde (iki bölüm, 1902-1904), bu olanağa dikkati çeken ilk uzmanlardan biri olmuştur. Arkeoloji, budunbilim ve dilbilimin, Roma tarihinin en eski dönemlerinin incelenmesi için bile çok verimli bir inceleme alanı açtığını ileri süren bakış açısı, günümüzde, bilimin egemen görüşü durumuna gelmiştir.

Aslında, Modestov, XIX. yüzyılın ikinci yarısı İtalyan arkeologlarının (Orsi, Pigorini, vb.) çalışmalarından yola çıkıyordu. O zamandan bu yana, İtalya’nın tarih öncesi arkeolojisi ve eski tarihiyle ilgili belgeler önemli ölçüde çoğalmıştır. 3 İtalya’daki en eski Grek kolonilerinin (örneğin, Posidonia-Paestum) kalıntılarını ortaya çıkartan birçok kazılar, başta İtalya tarihinin ilk dönemlerinde önemli bir yer tutan Etrüsk ulusunun uygarlığının incelenmesi olmak üzere bu alana birçok yeni katkılar getirdiler. 2. M.Ö. III. Yüzyıldan I. Yüzyıla kadar Roma Cumhuriyeti’nin ve İmparatorluğun tarihinin kaynakları. Tarihçi, daha yeni dönemlerin, Cumhuriyetin yükselişi ve düşüşü, Roma İmparatorluğu’nun doğuşu ve gelişmesi dönemleriyle ilgili incelemeler alanında çok daha elverişli koşullara sahip bulunmaktadır. Bu dönem boyunca, Roma, çok gelişmiş bir tarih yazarlığı düzeyine erişmiş bulunan ve Roma tarih yazınının etkisinde oluşup geliştiği Grek dünyası ile çok yakın ilişkiler kurmuş bulunuyordu. Aynı zamanda, bu dönemle ilgili bol yazıtbilim kaynakları vardır; nihayet, birçok yapı ve gündelik eşya gibi şeyler ya hazır durumdadır ya da yapılan arkeleojik bulgular sayesinde bilgi alanımıza girmektedir.

.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir