Ahmet Çelik – Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri

Çalışmanın Kapsamı Tezin konusu, Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri’dir. Adana Müzesi bünyesinde bu tanıma uyan toplam 20 adet lahit bulunmakta olup 19 lahit Adana Müzesi’nde, 1 lahit ise Adana Müzesi’ne bağlı Anazarbos Antik Kenti sınırlarında bulunan müze evin bahçesinde sergilenmektedir. Lahitler, Adana, Osmaniye ve Mersin İli sınırları içerisinden getirilmiştir. Bu alanlar geçmişte Ovalık Kilikya olarak adlandırılan bölgeye tekabül etmektedir. Ovalık Kilikya’nın genişliği, lahitlerin çeşitliliği, figürlerin ve motiflerin zenginliğinin yanında lahitlerinin bağlantılarının ve gelişimlerinin anlaşılabilmesi düşüncesinden hareketle özellikle Ovalık Kilikya üzerinde yoğunlaşan bir tarihçe yine bu kapsama dâhildir. Lahitler üzerinde bulunan bazı figür ve motiflerin, Roma öncesi dönemde bile Anadolu, Mezopotamya ve Mısır’da görülmesinden dolayı, bu bölgelerin özellikle M.Ö. II. ve I. binyıl içerisinde görülen benzer figür ve motifleri de çalışma kapsamındadır. Bunun yanı sıra, Roma Lahitleri’nin tipleri, tarihlendirme ölçütleri, ayrıca Roma sonrası gömü geleneğine yansıyan durumda çalışma alanı içerisindedir. 1.2. Çalışmanın Amacı Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri’ni belirli bir yöntem çerçevesinde inceleyip sunmak ve irdelenen eserlerin tarihlendirilebilmesine yönelik öneriler getirmek birincil amacı teşkil etmektedir. Bunun yanında, Adana Müzesi bünyesinde yer alan mermer lahitlerin ithal yolla getirilmiş olmasından dolayı, bunların Roma Dönemi Anadolu Lahit Atölyeleri ile olan ilişkileri, Anadolu’nun bu dönem büyük lahit atölyelerinin özellikleri, gelenekleri, diğer büyük atölyeler ile olan benzerlikleri ve farklılıkları tezin ikinci hedefini oluşturmaktadır.


Buna ek olarak Roma İmparatorluk Merkez ve Attika Lahitleri ile Anadolu Lahitleri’nin benzerlik ve farklarıyla beraber lahitlerin, Roma öncesi durumları ve gelişimi ile Roma sonrasındaki devamı ve etkilerinin ne olduğunun bulunması yine tezin ikinci hedefine dâhildir. 2 1.3. Çalışmanın Önemi Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri üzerine yapılan bu çalışma ile lahitlerin daha iyi tanınması ve anlaşılabilmesine çok küçük de olsa bir katkı sağlanmış olacaktır. Buna ek olarak, incelenen Adana Müzesi Lahitleri’nin malzemesinin mermer ve kireçtaşı olmasının yanında, mermer olanların farklı atölyelerden ithal edilmesi ve kireçtaşı olanların ise yerel ustalarca yapılmış olmasına ek olarak bir de çok uzun zaman boyunca her türlü müdahaleye açık kalmasıyla ortaya çıkan yıpranmışlık, lahitlerin tarihlendirilmesi ve bağlantılarının anlaşılmasında bir zorluk oluşturmaktadır. Ancak bu çalışmayla, özellikle Afrodisyas, Karia Bölgesi, Efes, Prokonnessos, Dokumeion, gibi Anadolu içinde önde gelen atölyelerin gelenekleri ve üsluplarıyla beraber, tarihleme ölçütlerinin daha anlaşılabilir bir hale getirilebilmesi için irdelenmesi, sade Küçük Asya değil aynı zamanda Roma Dünyası içinde yer alan herhangi bir bölgenin lahitlerinin de eskisine nazaran daha rahat anlaşılabilmesine katkı sağlayacaktır. 1.4. Çalışmanın Yöntemi Çalışmada incelenen eserler Roma İmparatorluk Dönemi lahit tiplerine uygun olarak sınıflandırılmıştır. Roma İmparatorluk Dönemi lahit tipleri hakkında genel bilgi verilmiş ve belirgin özelliklerine değinilmiştir. Bunun yanında, Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri’nin tarihlendirme ölçütleri de genel olarak verilmiştir. Çalışma konusu lahitler tarihlenirken, Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri’nin yanı sıra özellikle Anadolu içinde bu dönemin büyük lahit atölyelerinin ürünleri de göz önüne alınarak bir değerlendirme yapılmıştır. Buna ek olarak Roma Portre Sanatı ve Roma Heykel Sanatı gibi ölçütlerden de faydalanılmıştır. Adana Müzesi Lahitleri, mümkün olan en dar aralıkta tarihlendirilmeye çalışılmış ve genelde 20 yıllık bir zaman dilimi içerisine sokulmuştur. Adana Müzesi Lahitleri’nin tarihlendirilmesi ve form gelişimlerinin irdelenmesiyle Roma Dönemi Anadolu Lahit Atölyeleri’nin de form gelişimleri ön plana çıkartılmıştır.

Tez konusu lahitlerden grup oluşturanlar kendi içinde erkenden geçe doğru bir sıralama ile tasnif edilmiştir. Bunun dışında grup oluşturmayan tek örnekli lahitler ise yine erkenden geçe doğru bir sıralamaya uygun olarak düzenlenmişlerdir. Bazı lahitler 3 üzerinde yer alan yazıtların çözülmesi ile birkaç adet lahdin sahibinin ismi anlaşılmış ve böylece 4 Envanter Numaralı Lahde; Kolabos’un Lahdi, 151 Envanter Numaralı Lahde; Aurelia’nın Lahdi ve 1058 Envanter Numaralı Lahde ise Markellos’un Lahdi gibi ikinci bir isim daha verilmiştir. Bunun dışında envanter numarası olmayan lahitler ise bulundukları yere veya en belirgin özelliğine bağlı olarak adlandırılmıştır. Çalışmada öncelikle metin kısmı ve sonra metnin akışına uygun olarak ve lahitlerin sıralanmasına paralel bir şekilde önce harita, sonra fotoğraflar ve son olarak da çizimler verilmiştir. Fotoğrafların düzenlenmesinde “Picasa 3” fotoğraf programı ve metnin yazımında ise “Microsoft Office Word 2007” programı kullanılmıştır. Lahitlerin çizimi klasik yöntemlerle yapılmıştır. Tez çalışması altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümü giriş oluşturmakta olup çalışmanın kapsamı, amacı, önemi ve yöntemi bu bölümde anlatılmıştır. İkinci bölümde Adana Müzesi Lahitleri’nin kökeninin ve form gelişiminin daha iyi anlaşılabilmesine yönelik olarak özellikle Ovalık Kilikya üzerine yoğunlaşan bir tarihçe verilmiştir. Üçüncü bölümü Roma İmparatorluk Dönemi Lahit tipleri ile tarihleme ölçütleri oluşturmaktadır. Dördüncü bölümde Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri konu edilmiştir. Beşinci bölümde tez konusu lahitlerin kataloğu oluşturulmuştur. Altıncı bölüm ise sonuç ve değerlendirmeden oluşmaktadır. Çalışmada yararlanılan bazı kaynaklardaki fotoğrafların çok eski veya renksiz olmasından dolayı daha iyi bir çalışma yapabilmek ve de sunabilmek adına internet üzerinden bazı fotoğraflar bulunmuş ve internet adresleri, fotoğrafların altında verilmiştir.

1.5. Önceki Çalışmalar Adana Müzesi 7330 Envater Numaralı Augusta Lahdi, Nuşin Asgari tarafından 1977 yılında yayınlanan “Die Halbfabrikate Kleinasiatischer Girlandensarkophage und Ihre Herkuntft” isimli makalede sayfa 340 ve resim 25’te konu edilmiştir. Bu lahit Guntram Koch ve Helmutt Sichtermann tarafından hazırlanan 1982 tarihli Römische Sarkophage isimli eserde sayfa 552’de kullanılmıştır. Bunun dışında Rıfat Ergeç tarafından hazırlanan Anavarza Lahitleri konulu Basılmamış Yüksek Lisans Tez Çalışması’nda yine bu lahde değinilmiştir. Adana Müzesi 1 Envanter Numaralı Anavarza Lahdi Etienne Michon tarafından 1921 yılında yayınlanan Syria II isimli eser içerisinde “Sarkophage d’Anavarza” bölümünde değerlendirilmiştir. Nikolaus Himmelmann 1970 tarihli Der ‘Sarkophag’ 4 aus Megiste isimli eserinde ve Rıfat Ergeç’in Anavarza Lahitleri konulu tez çalışmasında yine bu lahit konu edilmiştir. Buna ek olarak Guntram Koch, 2001 yılında yayınladığı Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri kitabında bu Anavarza Lahdi’ne işaret etmiş ve eserin Dokumeion Lahitleri’nin özelliklerini taşıdığını belirtmiştir. Adana Müzesi 2 Envanter Numaralı Lahde, Römische Sarkophage isimli eserin 551. sayfasında değinilmiştir. Lahit, Anavarza Lahitleri konulu tez çalışmasında ve Gül Karaüzüm tarafından 2005 yılında hazırlanan Doğu Dağlık Kilikya Bölgesi Lahitleri isimli Basılmamış Yüksek Lisans Tez Çalışması’nda sayfa 46, levha 46 ve Figür 70’de kullanılmıştır. Adana Müzesi 7, 1058, 151, 440, 3 Envanter Numaralı Lahitlere Anavarza Lahitleri isimli çalışmada ayrıca atıfta bulunulmuştur. Anazarbos 2 olarak adlandırılan lahit, Anavarza Lahitleri isimli tez çalışmasında ve Ahmet Ünal ile K. Serdar Girginer tarafından 2007 yılında hazırlanan KilikyaÇukurova, İlk Çağlardan Osmanlı Dönemi’ne Kadar Kilikya’da Tarihi Coğrafya, Tarih ve Arkeoloji isimli kitapta lahdin fotoğrafı kullanılmıştır. Fahri Işık 1983 tarihli “Das Kuppelgrab von Halifet Alp-Gazi in Amasya und Sein Wiederverwendeter Römischer Girlandensarkophag” isimli makalesinde Adana Müzesi 8282 Envanter Numaralı Lahdi örnek olarak kullanmıştır.

Bu lahde yine Anavarza Lahitleri isimli tez çalışmasında yer verilmiştir. Sabine Rogge, 1995 tarihli Die Attischen Sarkophage, Achill und Hippolytos lahitleri konulu Corpus içinde Adana Müzesi 999 Envanter Numaralı Akhilleus Lahdi’ni konu etmiştir. Bunun dışında Özgür Turak tarafından hazırlanan 2005 tarihli Pamphylia Bölgesinde Bulunan Attika Tipi Lahitler isimli Basılmamış Yüksek Lisans Tez Çalışması içinde yine bu lahit kullanılmıştır. 5 İKİNCİ BÖLÜM KİLİKYA VE OVALIK KİLİKYA 2.1. Kilikya Kilikya Bölgesi genel hatlarıyla, Anadolu’nun güneyinde yer alan Akdeniz Bölgesi üzerinde bulunmaktadır (Harita). Bununla birlikte Kilikya’nın M.Ö. II. binyıl ve I. binyıl Anadolusu içindeki sınırları birbirinden farklılık arz etmektedir. M.Ö. II. binyıl sınırlarının tespitinde karşılaşılan güçlüklere rağmen Kilikya, M.

Ö. II. binyılda Kizzuwatna olarak isimlendirilen bir devletin merkezi konumundadır. Kizzuwatna Devleti’nin tampon ve işgal bölgeleriyle beraber sınırları doğuda; Fırat Nehri’ne ve Mitanni Devleti’nin başkenti Waşşukanni’yi de içine alacak şekilde Mardin civarına, Kuzeyde; Zile yakınlarında bulunan Maşat Höyük’te ele geçirilen bir mektuba göre Gülek Boğazı’nı aşarak Maşat Höyük ve Çorum İli sınırlarında yer alan Şapuniwa’ya (Ortaköy) kadar uzanıyordu. Anadolu’da, Hitit gibi bir dünya gücünün M.Ö. 12. yy. başlarında çökmesiyle birlikte bir değişim yaşanmış ve bu değişimden Kilikya Bölgesi’de etkilenmiştir. M.Ö. I. binyılda Kilikya Bölgesi batıda; Pamphilya’nın doğuda bittiği yer olan Manavgat-Anamur arasındaki bölgeye, doğuda; antik yazarların Myrandus veya İssikos Kolpos olarak adlandırdıkları İskenderun Körfezi’nin doğusundaki Kilikya Pylai’ye kadar uzanmaktadır. Başkaca görüşlere göre ise Kilikya’nın M.Ö.

I. binyıl batı sınırları, Alanya (Korakesion), Melas Irmağı veya Gazipaşa’ya (Selinus) kadar uzanıyordu. Doğu sınırları ise Hatay Bölgesi’nde bulunan Arsuz’a (Rhosus) kadar uzanmaktadır. Kilikya’nın M.Ö. I. binyıl kuzey sınırları tam olarak belirgin olmamakla beraber, Toros Dağları’nın çizmiş olduğu doğal hat sınır olarak kabul edilebilir. Kilikya kuzeydoğuda, Kapadokya Bölgesi’ne, kuzeybatıda ise Pisidia Bölgesi’ne kadar uzanmaktadır. Herodotos, Ptolemaios ve Strabo gibi antik dönem yazarları ve coğrafyacıları, Kilikya’yı Dağlık Kilikya ve Ovalık Kilikya diye ikiye ayırmışlardır. Dağlık Kilikya, Grekçe, Kilikya Trakheia veya Kilikya Oreine olarak, Latince ise Kilikya Aspera olarak isimlendirilmiştir (Ünal, A.-Girginer, K.S. 2007: 60–61). Ovalık Kilikya’nın kuzeyinde Toros Dağları bulunmaktadır. Burada yer alan Comana Roma Dönemi’nde önemli bir merkezdir.

Ayrıca Ovalık Kilikya’da bulunan 6 Anazarbos, Sision, Misis (Mopsuhestia) ve Tarsus gibi yerleşimler antik dönem içinde önemli bir yer tutmaktadır (Texier, C. 2002 c: 135–138). Adana Müzesi’nde bulunan Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait lahitler genelde Ovalık Kilikya Bölgesi’nden olduğu için Ovalık Kilikya üzerinde durulacaktır. 2.1.1. Ovalık Kilikya 2.1.1.1. Ovalık Kilikya’nın Fiziki Coğrafyası Ovalık Kilikya Grekçe Kilikya Pedias veya Kilikya Idios olarak, Latince ise Kilikya Competris olarak adlandırılmıştır. Haritada Anadolu’nun güneybatısında yer alan Taşeli Platosu Dağlık Kilikya’yı, Adana, Osmaniye ve Mersin’in bir bölümünü içinde barındıran Çukurova’nın ise Ovalık Kilikya’yı temsil ettiğini düşünen bilim adamları bulunmaktadır. Bu görüşe göre her ne kadar Toros Dağları, Lamos Çayı civarında denize yaklaşıyor olsa da, Kızkalesi’nin batısından itibaren Silifke ve Taşucu’nu da içine alacak şekilde, Ovalık Kilikya’nın Taşucu Beldesi’nin batısına kadar uzandığı, böylece Taşucu’nun batısında bulunan Boğsak Limanı’nın Taşlık Kilikya’nın en doğu sınırını teşkil ettiği ve Taşlık Kilikya’nın buradan batıya doğru uzanmakta olduğu belirtilmektedir (Ünal, A.- Girginer, K.S.

2007: 26–28). Antik yazarlardan Strabon, Taşlık Kilikya ile Ovalık Kilikya arasındaki sınırı Viranşehir (Soli-Pompeipolis) olarak işaret etmektedir (Karaüzüm, G. 2005: 4) Bunun yanında Dağlık Kilikya’nın doğu sınırlarının Limonlu (Lamos) Çayı’na kadar ulaştığı belirtilmiştir (Durukan, M. 1998: 87 ; Durukan, M. 2003: 220). Ovalık Kilikya’da yer alan Çukurova, Anadolu ve Yakın Doğu’nun en büyük ve verimli ovaları arasındadır. Çukurova Bölgesi’nin kuzeyinde Toros Dağları, doğusunda ise Kahramanmaraş’tan Antakya’ya kadar 175 km’lik bir hatta uzanan Amanos Dağları yer almaktadır. Güneyde ise Akdeniz bu ovayı çevrelemektedir. Ovalık Kilikya’nın içinde kalan Çukurova iki ayrı kesimden oluşmuştur. Yukarı Ova denen ve denizden 80 m kadar yüksekte bulunan kesim, kalker platoların aşınmasıyla ortaya çıkmıştır. Denizden yüksekliği 25 m olan Aşağı Ova ile Yukarı Ova arasındaki sınırı, yukarıdan Yılankale’den başlayarak Cebel-i Nur (Parion) dağları belirlemiştir. Bir görüşe göre Cebel-i Nur ve Misis Dağları, yukarıdaki Toros Dağları’ndan koparak denize kaymış ve zamanla alüvyonların dolmasıyla ovada kalmışlardır (Aksu, A.E.-Uluğ, A. 1992: 55 vd.

) 7 Çukurova ile ilgili bir başka görüşe göre ise Çukurova bir çöküntü ovadır ve Poliesen Dönem’den itibaren ovalık kısım çökmüş ve dağlar yükselmiştir. Çukurova içinden akan Seyhan (Saros) ve Ceyhan (Pyramos) Nehirleri, Toros Dağları’ndan yüz binlerce yıldır taşımış oldukları alüvyonlarla Çukurova’nın bereketine bereket katmış ve tarih boyunca bölgenin cazibesini arttırmıştır (Ünal, A.-Girginer, K.S. 2007: 23–25).

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir