Aziz Nesin – (%) Yüzde Kaç Aptalız

Ağzında tenekeden megafon, bir adam, pazar meydanında bar bar bağırıyordu. — Bugün… İstanbul’dan gelen… Meşhur… Milli Tiyatoraaa… Sahat… dörtte… Çınar meydanında… Allo! Aile>! Salıat dörtte… Üç perdelik gülünçlü komedi… Ayriyeten üç perde hisseli, kıssalı dram faaacası… İki üyatro ile bir cambazın birarada buraya gelmeleri pekaz görülen şeylerdendi. Bu yüzden rakip tiyatronun reklamcısı, öbüründen daha baskın çıkmak için, iki uzun sopanın üstünde palyaço kılığında, meydanın öbür başından bağırıyordu: — Allo… Allo! Memleketin… En namlı, büyiiiik… Millet Tiyatorası… Onsekiz artisdik büyük kadro… En büyük tiyatora kumpanyası… Hanende Avten Şakırses… Ayriyeten allı kişilik saz ve caz takımı… Alaturka ve ilaveten alafranga danslar… Rakkase delile Celali… En meşhur film yıldızımız bağyaan Ece Vakar. Cambazlar da, bu iki tiyatrodan aşağı kalmamak için, iki çığırtkan birden çıkarmışlardı: — Allo. Allo… Memleketin en namlı cambazlarını… İki cambaaaz bir ipte. Bugün cambazhaneler kralı Ali Çolak ip üstünde kurban kesecek… İp üstünde psiklet yarışları… Ayriyeieıı… Ortalık panayıra dönmüştü. Çadırların önümle trombon, büğlü ve davul, bir çarliston, bir İzmir marşı çalıyordu. İki gezginci tiyatro ile cambazhane, çok köıii bir zamanda gelmişlerdi. Çünkü aynı gün, Milli Cemaat Partisi’nin lideri de, üç kişilik yurt gezisi ekibiyle gelmiş bulunuyordu. Bütün bu çığırtkanlar, cazlar hep boşunaydı. Ne iki tiyatro, ne de cambazhane bitek bilet satabilmişti. Taaa uzak köylerden gelenler meydanı doldurmuşlardı “Kazan Töreni” adlı kitaptan alınmıştır. 9 AZİZ NESİN ama, hiçbiri tiyatroya da, cambazhaneye de gitmiyordu. Milli Cemaat: Partisi’nin lideri konuşacak olduktan sonra, tiyatroya, cambaza kim gider? Meydanda, çınarın altındaki kahvede şöyle konuşuyorlardı: — Amanınğ, bi ağnatiyo, bi ağnatiyo… Bıldır diğnedim, güle güle öleyazdım… — Bu herif hepisünden basgm.


Öteki partilerin hiçbiri bunun kadar güldüremiyo… — Bizim Kel İbrââm’m gaynı Mamut, bi mektup iletmiş, diyokine, buraya geldi, güle güle öldük… diyo… Tüm garı milleti yirlere serildi diyo… Gülmekten gasıkları gevşemiş. Hıdır’ın gaynanası alana gaçırdı, diyo… Buradan oriya geliyo, amanınğ, gaçırman, hepten gidin, diğneyin, diyo… Biz de köyden işi gücü bıraktık, geldük. — Herüf bi gonuşsun, acep tiyatro gaç para ider? — Paraynan mı Mustava emmi? — Yoh be!. Herüf sevabına güldürüyo… Fisebilillah… — Pekiy, ne zoruna? Heç bi çıharı yok mu? — Milletin biraz yüzü gülsün deyi… Eyilik ossun deyi… Bi ağnatiyo, töbeler ossun, bir ay yat, gül!. Milli Cemaat Partisi’nin gezisine katılanlardan hiçbiri ortada görünmüyordu. Yalnız, meydanı polisler doldurmuştu. Yaya polis, atlı polis, motosikletli polis, motorlu, zırhlı, binmiş, bindirilmiş polis… Komşu dört ilin polisi buraya dolmuştu. Biraz sonra ağızdan ağıza bir haber yayıldı: — Meydanda söyletmeyeceklermiş… — Acep neden ki?. — Yasah… — Neden yasah?. — Besbelli bu tiyatoracılar, işimize keset vuruyo deyi hökûmata şikâyette bulundular. Hökûmat da, madem tiyatoracı gısmısı çadırda numro yapıyor, bunlar da gapalı yerde numro yapsın diyerekten bi ganun çıkardı. — Şincik n’olacak? — Sinemadaymış… Düztaban Irıza’nın sinemasında… 10 % Ka ç Apta liz? — Biraz sonra yeni bir haber çıktı: Düztaban Rıza sinemasını vcrmiyormuş… — Ben hökûmat işinden gorharım diyesiymiş. Neme gerek diyomuş, elektriğimi bozarlar, bi zor çıkarırlar. Virmem diyormuş… — Şincik n’olacak? — Kör Yusuf un logantasınaL Lokantanın önü tıklım tıklım dolmuştu. Ama kapıdaki polisler, yalnız partili olanları içeri sokuyor, o partiden olmayanları lokantaya bırakmıyordu. Kapıda birikenler konuşuyorlardı: — Len İsmiyl, ben sana bu partiye girek dimedim miydi? Şimcik bedavadan diğniyecekdik.

Ne bilet var, ne bişey… Şincik tiyatoraya gaymeyi bayıl, ahlın başına gelsin. — Canım Ireşit Dayı, pangadan gredo almahlık için öbürüsüne girdik. — İki partiye birden girilmiyo mu? — Get işine!. — Şincik bu partiye gaydımızı yaptırsak, içeri gomazlar mı? — Pulise sor!. — Ben pulisnen gonuşmam. Sen sor! Kapıdan parti kimliklerine bakılıp içeri girenlere, Parünin il idare heyetinden biri şunları tembih ediyordu: — Alkış yohL Gülmek yohL Bağırıp çağırmak yohL Heç bişiy yohL — Mevta gibi duracak mıyız? — Ben bu partiye girmem Hacı emmi, gülmek olmadıhtan kelli… Partiye gireceğime, tiyatoraya giderim. Yörü, tiyatoraya! Paralar benden… — Len, bu gafaylan tiyatoraya gidili mi? İlkin şordan bi şişe imam suyu al da içek, gafaları dutup öyle girek. Lokanta doldu. Lokantanın bütün pencereleri kalın bezlerle örtüldü. İki polis memuru pencerelerden içerisinin görüleceği delik kalıp kalmadığını denetledi. Karanlık olduğu için lambalar yakıldı. Hava çok sıcaktı. İçerdekiler buram buram terlemeye başladılar. Ortada Kiksek biyere masa, üzerine bisürü plakla, bir de gra11 A ziz NESİN mofon konuldu. Milli Cemaat Partisi’nin lideri masanın arkasına geçti: – Vatandaşlar! dedi, biliyorsunuz, son çıkan kanunlardan sonra konuşmak, nutuk vermek çok tehlikeli bir durum aldı.

Biz polisi, savcıları, mahkemeleri meşgul etmemek, kendi başımızı da belaya sokmamak için, bu çareye başvurduk. Burada benim eskiden söylediğim ve içinde hiçbir suç olmayan plaklar var. Sesimi ve sözlerimi bu plaklardan dinleyeceksiniz. Şunu da söylemeyi bir borç ve vazife bilirim ki, başka yerlerde, bizi yolumuzdan alıkoymak, geç bırakmak için drenleri geciktirdiler. Bazı yerlerde suyu, bazı yerlerde elektriği kestiler. Burada hiçbir zorlukla karşılaşmadık. Gerek idarecilere, gerek polise huzurunuzda teşekkür ederim. Şimdi nutuk plaklarımı dinleyeceksiniz. Salonun gerisinde oturan iki polis, bıyık altından kıs kıs gülüyordu. Parti lideri en üstteki plağı gramofona koydu. Bir partili gramofon iğnesini değiştirdi, kolu çevirdi. Salonda çıt yoktu. Arkadaki iki polis hâlâ kıs kıs gülüyordu. İlk plak dönmeye başladı. “Sayın vatandaşlar! Partimiz prensip itibariyle, iki meclisi kabul etmiş olup, Anayasa Mahkemesi’nin kurulmasını da programına almıştır.

” Sıcaktan, havasızlıktan içerdekilere ağırlık basmıştı. Kimi terini siliyor, kimisi de uyukluyordu. İkinci plak gramofona kondu. Arkada iki polis kıs kıs gülüyordu. İkinci plak çalmaya başladı: “Eeceminem Eminem… Çakır Eminem… Göbeğinin altı Çukur Eminem!.” Partilileri bir telaş aldı. Lider ve çevresindekiler gramofona koştular. — Kaldırın o plağı… — Kim koydu onu?. – Birisi plakları karıştırmış. Uyuklayanlar uyanmış, köylüler canlanmıştı. Yer yer: 12 -% Ka ç ArrM.ı/.t – Kaldırmayın! – Bırakın çalsın!. – Emine’yi isteriz!. – Çakır EmineeeeL Sesleri yükseliyordu.

Üçüncü plağı koydular: – Aziz vatandaşlar!. Bir memlekette siyasi hürriyet olmayınca hiçbişey olmaz… Bu plağın sonu şöyle bitiyordu: – Biz iktidara geçince şunları yapacağız… Dördüncü plak kondu: “Sepetçioğluuuu, bir ananın kuzusu… Dah da da day daya… Day da di di di di diii daaayL” Gençler ceketleri çıkarıp ortaya çıkmışlar, oynamaya başlamışlardı. İhtiyarlar elleriyle, ayaklarıyla tempo tutuyorlardı. Plak bitince oyun durdu. Yeni plak başladı: – Hâkim teminaü… Üniversite muhtariyeti… Bağımsız mahkeme. Her vatandaşa bir ev… “Çadırımın üstüne… Şıp dedi damladı… Veresiye vere vere Kalmadı kalmadı…” Bu sefer ihtiyarı, genci ortaya döküldü. Hep birden coşmuşlardı. Nutuk plakları bir çalgı, bir şarkıyla devam eni. Sonunda parti lideri: – Vatandaşlar!., dedi. İşin ciddiyeti kaçtı, sululuğu çıktı. Görüyorsunuz ya, bir sabotajla karşı karşıyayız. Plaklarımızın arasına oyun havaları karıştırmışlar. Böyle demokrasi olmaz! Toplantı dağılırken gençler hâlâ oynuyor, yaşlılar gülüyordu. Buyüzden pek çok kişi Milli Cemaat Partisi’ne girdi.

Köylüler, – Düğün dernek canım, bir çengisi eğsükdü… diyorlardı.

.

PDF Kitap İndir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir