Carole Mortimer – Masum Sevgili

“Bunu yapmaya hakkın yoktu James, hiç hakkın yoktu!” Beline kadar inen ve topuz yaptığı saçlarını elleriyle düzeltirken, kahverengi gözlerinin sarı benekleri öfkeden parlıyordu. “Niçin her işime burnunu sokuyorsun?” James göz atmakta olduğu senaryodan başını kaldırıp belirsiz bir gülüşle cevap verdi. “Hakkım var Kate. Nigel Humpries sana göre bir adam değil.” Genç kızın gözleri yaşarmıştı. “Kimse benimle ilgilenmiyor ki. Biri bana baksa hemen araya girip uzaklaştırıveriyorsun.” James kahkahalarla gülüp kadehini yeniden viskiyle doldurdu. “Sevgili Kate daha henüz onsekiz yaşındasın. İlk tanıdığın erkeğe kapılmaya kalkma. Hayallerinin prensine rastlaman için epeyce vaktin var. Aceleye gerek yok.” Kate dudak büktü. “Ama Nigel’den çok hoşlanmıştım. Eğlendiriyordu beni.


” “Herkes eğlendirebilir. Artık surat asma güzelim. Biraz sonra Damien Savage gelecek ve seni böyle asık bir yüzle görürse, emin ol çekip gider.” Diye omzunu silkti James. “Bana ne? Damien Savage ile tanışmak istemiyorum ki!” “Ama ben istiyorum! Bu senaryo hiç fena değil.” “Demek sana göre ha, sevgili ağabeyciğim!” James’in kaşları çatılmıştı. “Eğer davranışlarını taklit edeceksen Susan ile görüşmeni yasaklayacağım. Lütfen bana ağabey deme. Akraba olduğumuzu ilan etmek istemediğimi çok iyi biliyorsun.” “Tıpkı babamın istemediği gibi.” Dedi genç kız. “Babamız” diye düzeltti James. “Evet, ölene kadar çok iyi gizlenmiş bir sırdı bu.” “Nankörlük etme. Sana da mirasından pay verdi.

” “Yaa, öyle! Üstelik beni renkli bir hayatın ortasına attı. Beni yanına almaya zorladı seni. Kendi dostlarımdan uzaklaştırdı. Şimdi tanıdıklarımızın yarısı beni senin…” “Sakin ol Kate! Babamız tanınmış bir insandı, ben de pek silik bir kişi sayılmam. Ayrıca annemi de düşünmek zorundayız. Senin kimliğinin ortaya çıkmasının onu nasıl etkileyeceğini hiç düşündün mü?” “Senin şöhretine de leke sürerdi bu, değil mi?” Kate’in sesi acıydı. “Bu nedenle herkes beni senin metresin olarak tanıyor.” “Bana da sübyancı gözüyle bakıyorlar. Boşver! Ne düşündükleri beni ilgilendirmiyor. Evimde bir kadın bulunmasının adımı kötüye çıkardığını sanmıyorum. Üstelik babamızın istediği gibi seni himayem altında bulunduruyorum.” “Evet, öyle… O berbat okuldan ayrılalı iki yıl oluyor ama senin iznin olmadan bir tek kişiyle bile görüşemiyorum.” “Arkadaşsız olduğunu iddia etme Kate! Hafta sonu vereceğimiz partiyi de unutma.” “Hepsi senin arkadaşın. Ünlü, yakışıklı James St.

Just. Çevirdiğin filmler dünyanın dört köşesinde oynatıldığı için, nereye gitsen herkes seni tanıyor.” “Okuldan ayrılmak istediğin zaman da bunları biliyordun.” “Ama buraya gelip seninle yaşamak istemedim ki! Okulu sevmiyordum. Senin evin ise tıpkı bir hapishane gibi.” “Abartma! Her şeyin var. Elbiselerin, paran, dostların… daha ne istiyorsun?” “Sevgi!” James kahkahalarla gülmeye başladı. “Ben seni seviyorum bebeğim!” “Haklısın,” dedi arkalarından bir ses hafif bir amerikan aksanıyla. “Dünyadaki birçok kadının sahip olmayı arzuladığı çok şeye sahipsiniz aslında Miss Darwood.” “Ne demek oluyor bu?” diye ayağa fırladı James. “Hiç kimse evin bu tarafına geçemez Damien. Uşak Jennings’e seni havuz başına götürmesini söylemiştim.” Damien yeşil gözlerini kıstı. “Havuz başındaki dostlarınla görüşmek için gelmedim buraya. Miss Darwood’la özel görüşmeni yarıda kestiğim için özür dilerim.

Ama İngiltere’de kısa bir süre kalacağım. Her dakikamı değerlendirmek istiyorum.” Ünlü rejisörü, resimlerinden tanıyordu Kate. Ama bir seksen beş boyu, zümrüt yeşili gözleri ve simsiyah saçlarıyla resimlerinden daha yakışıklı olduğunu görüyordu şimdi. “Pekala, eğer havuz başına gitmek istemiyorsan, içeri gir!” dedi James, adamın ters davranışlarına aldırış etmeden. “Bir şey içer misin?” “Viski.” James kadehini doldururken söze başladı. “Senaryoyu okudum Damien. Çok güzel.” Rejisör gözlerini Kate’e dikip cevap verdi. “Bunu özel olarak tartışalım. Konu daha henüz halka açıklanmadı.” “Kate halk değil.” Diye güldü James. “Onunla her şeyimi paylaşırım.

” “Ama ben yalnız konuşmayı tercih ederim.” Genç kız iki erkeği inceleyerek, “Ama ben…” diye söze başlarken James atıldı. “Lütfen Kate!”. Ağabeyinin gözlerindeki yalvarışı fark etmişti Kate. Öfkeyle Damien Savage’a bakıyordu genç kız. Baştan ayağa karalar giyinmiş, şeytan gibi içeri girmişti ve herkese emirler yağdırıyordu. Elbette James’in istediği gibi davranırdı! Ama bu adam bir emir daha vermeye kalkarsa… “Pekala, sonra görüşürüz James,” diyerek dışarıya yöneldi. Açık yeşil bikinisinin incecik vücuduna çok yakıştığını bilerek inadına kırıtarak yürüyordu. Ne kadar da kibirliydi bu ünlü rejisör. Gerçi James de ünlü bir aktördü, ama yine adamın karşısında ezilip büzülüyordu. “Sevgili Kate,” diye karşıladı onu Sheri, “James nerede?” Uzun boylu sarışın kızın yanına otururken sakin haline hayran kalmıştı. Kendi kızıl saçları sık sık taşan öfkesine pek iyi uyuyordu doğrusu! Birkaç dakika önce James ile kavga etmişlerdi. Ağabeyi son günlerde oldukça sakindi ve belki de Nigel hakkındaki fikirlerini değiştirebilirdi. Ama Allahın belası Savage gelip konuşmayı yarıda kesmişti. “İçerde Damien Savage ile beraber,” dedi Kate.

“Damien geldi demek?” Sheri’nin mavi gözleri parlıyordu. “Evet, büyük bir azametle geldi!” “Canını mı sıktı yoksa?” “Sık sık yapar mı bunu?” diye sordu Kate. Rejisörün aşk hayatını gazetelerde okumuştu. Daima ünlü aktrislerle ilişki kuruyordu adam. Ne yazık ki, özel hayatı ile ilgili başka hiçbir konu halka açıklanmıyordu. “Çok dobradır.” Dedi Sheri. “Tanışıyor musunuz?” “James’in Londra’da verdiği partilerde birkaç defa karşılaştık,” dedi Sheri limonatasını yudumlayarak. “çok yakışıklı ve başarılıdır.” “Ben hoşlanmadım. James karşısında ezilince de çok şaşırdım.” “Damien’e böyle davranmak gerekir. Yönettiği bir filmde rol almak başarının garantisidir. Senaryolarını da kendisi yazdığı için üstün bir rejisördür.” “Evet, başarılı olduğunu kabul ediyorum ama ukalalık etmesine ne gerek var?” Sheri birdenbire ayağa fırladı.

“James!” Dudaklarını büzüp öpülmeyi bekliyordu. “Bir konuğun olduğunu söylüyordu Kate. Damien, seni gördüğüme sevindim!” “Merhaba Sheri.” Rejisörün gözleri güneş gözlüklerinin ardında gizlenmişti. “Bugün geleceğini bilmiyordum,” dedi Sheri. “James, konuklarından bir kısmına haber vermemiş en azından…” Kendisinden söz edildiğini anlamıştı Kate. Öfkeden kuduracaktı nerdeyse. Beraber oldukları dört yıl içinde birlikte büyümüş iki kardeş gibi birbirlerine yaklaştıkları için James her şeyi onunla konuşurdu. Kendisinden yirmi yaş büyük, ünlü bir aktördü James, ama küçük kardeşi için yine de vakit ayırabiliyordu. Babası öldüğü zaman başka bir kadından olma bir kız kardeşi olduğunu öğrenmiş ve annesinin ölümünden beri yetimhane de yaşayan Kate’i derhal yanına alıp okutmuştu. James St. Just ile beraber olmak genç kızın rüyalarında bile göremeyeceği bir olaydı doğrusu. Onaltı yaşında yatılı okuldan ayrılmakta ısrar ederken, James’in bazen kendisine çok otoriter bir baba gibi davranacağı hiç aklına gelmemişti. Gerçi yaptıkları için ona minnettardı ama bu kadar sert olması canını sıkıyordu. Sheri hep birlikte yüzmeyi teklif edince, James derhal atıldı: “Sen gelme Kate, biraz önce yemek yedin! “Ama şey…” “Ben de gelemem.

Dediğin gibi ben de biraz önce yemek yedim,” dedi nefret ettiği ses. James kararsız kalmıştı. “Pekala, sizinle biraz sonra görüşürüz. Biz yüzerken bir şeyler içip keyfinize bakın.” Sheri’yle birlikte havuzun mavi sularına dalarken Kate’i hiç hoşlanmadığı yabancıyla baş başa bırakmıştı James. Genç kız derhal yerinden kalktı. “İzninizle…” Bir el bileğinden sıkıca yakaladı. “herhalde beni bırakıp gitmeyeceksiniz, Miss Darwood. Size Kate diyebilir miyim? Sanırım James çekip gitmenizden hoşlanmayacaktır.” Ağabeyinin hoşlanmayacağından emindi, ama ünlü rejisörün kibirli davranışlarından da nefret ediyordu. Tekrar yerine otururken, sohbet etmek zorunda hissetti kendini. “Yeni bir film üzerinde mi çalışıyorsunuz Mr Savage?” son birkaç yıl içinde James’in dostlarının yalnızca kendilerinden söz edilmesinden hoşlandıklarını öğrenmişti. “Bana Damien de! Evet, yeni bir film yapıyorum. Bu yaşamdan hoşlanıyor musun?” En az onbeş dakika, adamın kendini öveceğini düşünmüş olduğu için, bu soru şaşırtmıştı genç kızı. “Havuz kenarlarında dinlenmek, bir sürü partiye katılmak hoşuna gidiyor mu?” diye devam etti adam.

“Fena sayılmaz!” “Vaktini boşa harcıyorsun. St Just ve zengin dostlarının yanına sığınmak yerine niçin gidip kendine bir iş bulmuyorsun? Git kendi hayatını yaşa!” Sığınmak sözcüğü Kate’i hem üzmüş hem de sinirlendirmişti. “Nelerden sözettiğinizi bilmediğinize göre, hakaretlerinize aldırış etmeyeceğim Mr. Savage,” dedi sertçe. “Aslında sözlerimi dikkate alsan iyi olur. Yüz hatların çok iyi. Deneme filmi çektin mi?” “Hayır! James izin vermez.” Savage’in dudaklarında çirkin bir gülüş dolaşıyordu. “Anlıyorum. İyi bir rejisörün elinde kendisinden daha başarılı bir aktris olmandan korkuyordur.” “Sanırım sözünü ettiğiniz iyi rejisör de sizsiniz?” “Olabilir.” “Ben de öyle düşünmüştüm. Tanıştığım kurtlardan birisiniz yalnızca.” Birkaç yıl içinde bu tiplerin yüzlercesiyle karşılaşmıştı genç kız. Savage gülümseyerek cevapladı: “Hiç olmazsa koyun postuna bürünmüyorum.

James’den daha ünlü bir aktris olacağına inanıyorum pazartesi günü stüdyoya gel, filmini çekelim.” “Hiç kuşkusuz kontratı da büronuzdaki kanepede imzalayacağız değil mi?” “Yoo, hayır!” diye gülümsedi Savage. “Artık daha ileri götürüyoruz bu işleri. Akşam seni evime davet edeceğim.” Açıkça alay ediyordu adam. “Rol yapmasını becerebilir misin? Aslında pek önemli değil, ama yapabilirsen daha iyi olur. Burada sürekli rol yaptığına göre bunu sormam gereksizdi, değil mi?” “Rol falan yaptığım yok. Sizden hiç hoşlanmadım ve bunu da açıkça belirtiyorum.” “Benden hoşlanmanı değil, pazartesi sabahı stüdyoya gelmeni bekliyorum. Üstelik James sana aşık olduğunu açıkça ilan ederken, benden hoşlanmak zorunda değilsin. Ondan daha zengin biri karşına çıkana kadar seni geçindirecek parası var. Unutmadan belirteyim, ben James’den daha zengin sayılırım.” “Sizden hoşlanmadığıma göre mali durumunuz da beni hiç ilgilendirmez!” dedi Kate öfkeyle. Tanrım, ne kadar kendini beğenmişti bu adam! Damien gözlerini havuzda oynaşan James ile Sheri’ye dikmişti. “Herhalde onu başka kadınlarla paylaşmaya alışkınsın.

James bir kadınla yetinecek birine benzemiyor.” Gözlüklerin ardından yüzündeki ifadeyi okumayı gerçekten istiyordu genç kız. “ama birkaç yıldır çapkınlıkları sürüyor olmalı. Kaç yaşındasın?” “Onsekiz. Yakında ondokuzuma basacağım.” Son modaya uygun olarak yana taranmış dalgalı saçlarını düzelterek cevap verdi ünlü rejisör. “Tahmin etmiştim! Demek onaltı yaşından beri St. Just ile beraber yaşıyorsun. Ailen ne diyor buna? Yoksa hiç aldırış etmiyorlar mı?” “İkisi de öldü!” gayri meşru bir çocuk doğurmanın acısını ömrü boyunca taşıyan annesi ve bu gerçeği her ikisine de asla unutturmayan üvey babasını hatırlamıştı. Eğer kendisi aynı koşullar altında kalsaydı böyle bir adamla evlenmeyeceğinden emindi… Kate, ondört yaşındayken annesiyle üvey babası trafik kazasında ölünce, yetimhaneye gönderilmişti. Annesinin bıraktığı bazı evrakların öz babasının eline geçtiğini ve zavallı adamın bu yüzden birkaç ay arayla iki kez kalp krizi geçirdiğini bilmiyordu tabi daha o zamanlar. Ama adam gayri meşru kızının bakımını tek oğlu James St Just’a bırakmayı vasiyetnamesine eklemeyi unutmamıştı. “Hayatta olup, ne hale geldiğini görmedikleri iyi olmuş,” diyerek düşüncelerini yarıda kesti Savage. “Utanılacak bir şey yapmadım ki!” diye karşı koydu Kate öfkeyle. “Öyle mi? Demek James St Just’ı ancak böyle elinde tutabiliyorsun.

Ama dikkat et, ben aynı kurallarla oynamam.” “Anlıyorum! Bir beyefendi değilsiniz siz.” Bu sözler üzerine Savage’ın gülmeye başladığını görerek çok şaşırdı. “Haklısın. Kibar bir beyefendi olmadığımı biliyorum. Bu nedenle, seni bu akşam bir partiye davet edeceğim.” “Bu akşam mı? Ama James burada kalacağınızı söylemişti.” “Olabilir. Ben İngiltere’de yalnızca üç gün kalacağım. Hollywood’a dönmeden önce görüşmem gereken birsürü insanvar.” “Ben onlardan biri değilim,” diyerek sıyrılmaya çalıştı Kate. “Sen beklenmedik bir armağansın. Bundan yararlanmak niyetindeyim.” “Aynı fikirde değilim.” “Fark etmez.

Bir saat sonra beraberce buradan gideceğiz. Partide giymek için bir şeyler al yanına, benim evimde değişirsin.” “Hayır gelmeyeceğim. Ne partiniz ne de eviniz beni ilgilendiriyor.” Savage ayağa kalktı. “Hemen karar verme. James ile konuşsan iyi olur. Partiyi Matt Strange veriyor. Biliyorsun, her ikiside bu filmde oynamak için can atıyor.” “Buna şantaj derler!” “Yok canım! Seni yalnızca bir partiye davet ettim. Bir saat sonra kapıda ol. Aramak zorunda kalmak istemem.” Havuzun öbür tarafındaki konuklara yaklaşıp, aralarına karışmıştı adam. Havuzdan çıkan James havlusuna sarılıp kurulanırken, “Çok derinlere dalmışsın, yoksa yakışıklı rejisörümüze aşık mı oldun?” dedi Kate’e. “Hayır! Ondan hiç hoşlanmadım.

Kibirli ve kendini beğenmiş bir adam. Bu akşam kendisiyle birlikte bir partiye gitmemi emretti bana.” “Bu akşam mı? Burada kalmıyor mu?” “Beni de götürme istediğine göre hayır.” “Pekala Kate,” diyerek içini çekti James. “Sakin ol biraz. Yeni filminde rol alabilmek için onu birkaç kızla tanıştıracaktım ben.” Kate dikkatle yüzüne baktı. “Bu rolü almış olduğunu sanıyordum?” “Matt Strange de aynı rolün peşinde. Ama ben bu filmde oynamak zorundayım.” “Senaryonun fena olmadığını söyledin sadece. Bu kadar önemli bir rol olduğunu bilmiyordum.” “Aslında olağanüstü bir rol. Damien’in her filmi iş yapar.” “Farkındayım!” “Kadınların çoğunun hemen ona aşık olduğuna bakılırsa, senin davranışın çok garip. Nereye götürüyor seni?” Kate’in gözleri büyüdü.

“Hiçbir yere! Gelmeyeceğimi söyledim kendisine.” “Dinle beni Kate. Damien Savage’ın yönettiği bir filmde oynamadan mesleğimin zirvesine geldim, ama eğer bunu başaramazsam, benim için yapacak bir iş kalmaz. Damien’in her filmi ilgi görür. Artık genç sayılmam, böyle bir fırsat bir daha elime geçmez.” “Otuzsekiz yaş bence fazla değil,” dedi Kate kuru bir sesle. “Başrol oynamak için geç sayılır. Matt Strange yirmiyedisinde. Bir süre bana yardımcı karakter rolleri teklif edecekler. Çalışmak iyi bir şey ama başrolleri şimdiden bırakmak istemiyorum.” Ağabeyinin yalvaran ifadesi, Kate’in gözünden kaçmamıştı. Şimdiye dek onun mesleğiyle yakından ilgilenmediğini kavramıştı birden. James çok zengindi ve her zaman çevrsi ünlü kişilerle doluydu. Ama paranın ailesinden kalma olduğunu da unutmamak gerekirdi. Eğer mesleği sona ererse, dostları derhal ortalıktan çekiliverecekti.

“Ama önce kendisiyle evine gitmemi istiyor,” diye itiraz etti Kate. Bu davetten kaçma olasılığının gitgide azaldığını anlıyordu. Çok sevdiği ağabeyi uğruna her şeyi yapmayı hazırdı ama bunun yine de bir sınırı olması gerekirdi. “Bunu ayarlayabiliriz,” dedi James düşünceli bir sesle. “Bizim eve gidip onunla daha sonra buluşursun.” “Ama bu adamı hiç sevmedim!” Kate neredeyse ağlayacaktı. Ağabeyinin Damien Savage ile gitmesini yürekten onayladığını anlamaya başlamıştı. James’in mesleği uğruna kardeşini sattığını düşünmemeye zorluyordu kendini. “Bir partiye gitmek için ona aşık olmak zorunda değilsin ki!” diyerek gülümsedi James. “Böyle partilerden sonra yanındaki kızı nereye götürüsün sen?” ağabeyinin yüzünün kızardığını görünce de ekledi: “Anladın demek?” “İlk buluşmanızda bunu isteyemez senden! Buna asla izin vermem!” Kate kahkahalarla güldü. “Bu kadar uzaktan ona engel olacağını hiç sanmıyorum. Seni çok sevdiğim için yardım etmek isterim ama, bunu yaparken şu iğrenç Mr. Savage ile yatağa girmeyi düşünmüyorum.” “Böyle bir teklifte bulunmadım henüz. Bulunacağımı da sanmıyorum,diyen bir ses geldi kulağına.

Kate yanakları kızararak arkasına dönünce Damien Savage’ı gördü. Acaba konuşmanın ne kadarını duymuştu. “Kuşak misafiri olmak hoşunuza gidiyor herhalde.” “İyi bildin! Artık birbirinize sevginizi bir kez daha açıkladığınıza göre, gitmeye hazırlanabilirsin. Onbeş dakika içinde yola çıkmak istiyorum.” “Sizinle geleceğimi söylemedim ki!” Yardm isteyen gözlerle ağabeyine bakıyordu. Damien de kibirli bakışlarını James’e çevirmişti: “Acaba senin… yani Mss Darwood’u partiye götürmemin bir sakıncası var mı?” James bakışlarını kardeşinden kaçırarak cevap verdi: “Kendisi de istiyorsa, hayır.” “Ben…” “İstiyor,” diye sözünü kesti Savage. “Yarın bir ara buraya geri getiririm. Rol konusunu o zaman tartışırız.” Adamın sözlerindeki tehdidi sezen Kate’in odasına çıkıp elbiselerini toplamaktan başka çaresi kalmamıştı. Niçin hoşlanmadığı biriyle gitmek zorunda bırakılmıştı? Ayrıca bu adam niye onunla beraber olmak için ısrar ediyordu? Eğer Savage kendisiyle bir aşk macerası yaşamak istiyorsa, hayal kırıklığına uğrayacaktı. Gerçi herkes Kate’in James’le evlilik bağı olmadan yaşadıklarına inanmıştı ama, bu durum başka erkeklerle ilişki kurması için yeterli neden sayılmazdı. Bu düşüncesini kibirli rejisöre açıkça anlatacaktı. Kate dışarı çıktığı zaman James ile Damien hala havuzun kenarındaydılar.

Usulca yaklaşıp ağabeyine sarıldı. Damien’in dudaklarının kısıldığını görmek onu sevindirmişti. Aralarındaki akrabalık bağını Damien’e açıklamamakla intikam alacağını düşünerek sevgiyle James’e gülümsedi. “Hazır mısın?” diye sordu adam kısaca. Kate soğuk bakışlarla onu süzdü: “Valizim holde duruyor.” Kahverengi dar bir pantolon ve bluz giymişti. Annesinin kesmeye kıyamadığı kızıl saçlarının topuzunu da bozmamıştı. “Haydi gidelim!” diyerek iskemlenin üzerine attığı ceketine uzandı Damien. Kate ağabeyine baktı. “James anahtarlar?” dedi anlamlı bir sesle. Rejisör sabırsızlıkla iki kardeşe bakıyordu. “Yine ne var?” “Kate!i bizim eve bırak ki, parti için üstünü değiştirsin,” dedi James çekingen bir sesle. “Benim evimde değişebileceğini söylemiştim ona.” “Evet ama Kate bizimkini tercih ediyor. Yakın olduğuna göre giderken onu bırakıp sonra alabilirsin.

” James’in ne dediğini bilmez bir hali vardı. Damien içini çekerek cevap verdi. “Eğer hanımefendinin arzusu böyleyse ne yapalım.” “Evet,” dedi Kate kesin bir sesle. Aslında hiç gitmek istemiyordu, ama James’i kırmak olurdu bu. “Konukseverliğin için teşekkürler James! Yarın görüşürüz,” diyerek elini uzattı Damien. “Pekala! İyi eğlenceler!” dikkatle kardeşine bakıp duygularını okumaya çalışıyordu. Kate usulca yakalşıp yanağından öptü onu. “Allahaısmarladık James.” Genç kızın sesi hiç de tatlı değildi. “Haydi yürü,” diye atıldı DAmien sabırsızca, “Kaybedecek fazla vaktim yok.” “Bunu daha önce de söylemiştiniz,” dedi Kate küstahça. Ünlü rejisör kaşlarını çatarak arabasına doğru giderken, Kate’in kendisini izleyeceğinden emindi. Genç kız omuzlarını silkerek adamın en az kendisi kadar gösterişli arabasına bindi. “Bir türlü buradan kurtulamayacağımı sanmaya başlamıştı,” dedi DAmien alçak ve rahat koltuğa yerleşirken.

Arabanın daracık koltuklarında, birbirlerine çok yakın oturmak zorunda kaldıklarını fark eden Kate oldukça sert bir sesle sordu: “Eğer böyle düşünüyorsanız, buraya niçin geldiniz?” “James’i görmem gerekiyordu. Eğer gelmeseydim seninle de tanışamayacaktım.” “eminim tanışmamak sizi çok üzecekti,” diye alay etti Kate. Damien neşeyle gülerek kızın yüzüne bakınca, ilk izlenimlerinin aksine, hiç de aksi ve yaşlı olmadığını fark ederek şaşırdı. “Evet, biraz üzülürdüm, çünkü seni daha önce görmüştüm. James ile yan yana resimleriniz çok sık yayınlanır. Bugüne kadar tanışmamış olmamız çok tuhaf.” Kate pencereden dışarısını seyrederek ilgisiz bir sesle cevapladı: “Bence tuhaf değil.” “Öyleyse şans diyelim. Sevgili kızını benimle beraber gönderdiğine göre, James bu rolü çok istiyor olmalı.” “Ben onun kızı değilim!” “En fazla onsekiz yaşında olduğuna göre kızı sayıırsın. Ama St Just gibi birini kendine aşık etmeyi başarmışsın. Eğer seni sevindirecekse, açıkça söyleyim, çok ilgimi çekiyorsun.” “Sevindirmiyor ve ilgilendirmiyor.” “Bak kızım, James St Just gibiler seni kendi çıkarları için kullanıp bir kenara atarlar.

Yaşıtlarınla beraber bulunmak senin için daha iyi olur.” “Anlaşılan iyiliğim için partiye gitmeye zorladınız beni.” “Ben zorlamadım, yalnızca teklif ettim, zorlayan James idi.” “Teklif etmek ha! Bana şantaj yaptınız.” “Bunu nasıl yaptığımı açıklar mısın?” “Beni tehdit ettiniz, daha doğrusu James’i tehdit ettiniz. Eğer sizinle gelmezsem bu rolü Mr. Strange’e vereceğinizi ima ettiniz.” “Sevgili yavrum…” “Ben sizin sevgili yavrunuz falan değilim,” diye adamın sözünü kesti Kate. “Sevgili yavrum,” diye devam etti Damien sözü hiç kesilmemiş gibi. “Eğer bu rolü Strange’e verecek olsaydım James’in rüşvetleri bana vız gelirdi. Teklif ettiği rüşvet senin kadar güzel olsa bile.” “Yani Matt Strange’e vermeyeceksiniz, öyle mi?” “Hayır, bu rol tam James’e göre, bunu ikimiz de biliyoruz.” “Öyleyse niçin karasız görünüyorum?” diye bitirdi Kate’in cümlesini. “Aktörlerimin kendilerine fazla güvenmelerinden hiç hoşlanmam. Biraz rekabetin daima yararı vardır.

” “Yani bu rolü James’e vereceksiniz.” Diye tekrarladı Kate. “İyi bildin!” “Yani benim burada olmama gerek kalmadı.” Öfkeye kapılmaya başlıyordu. “Bence var.” “Kendini beğenmiş bir adamsınız! Bir kuklacı gibi herkesin iplerini elinizde tuttuğunuza inanıyorsunuz. Sizden hiç hoşlanmıyorum Mr Savage, bunu iyi bilin.” “Biliyorum,” diye itiraf etti adam. “Bu yüzden, senden biraz daha fazla hoşlandığımı söyleyebilirim.” “Benden hoşlanmanızı istemiyorum. Ben…” Arabanın durduğunu fark edince şaşırmıştı. Üstelik kendi evlerinin kapısında değildiler. “Nereye geldik?” “Evime,” diyerek inmeye hazırlandı Damien. “Ama beni kendi evime bırakacağınıza söz vermiştiniz.” “Böyle dediğimi hatırlıyorum ama, gerçekten inanmış olamazsın.

Haydi in aşağıya! Sen soyunup giyinirken bakmayacağımdan emin olabilirsin,” dedi alaycı bir sesle.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.