Jean Bottero – Gılgamış Destanı (Ölmek İstemeyen Büyük İnsan)

Gılgarnış’la ilgili Sümer efsanelerinin birkaçı hakkında, özellikle Münih’te hazırlanan önemli eserden başka, bir de, Kudüs’ te, Fransız İncil ve Arkeoloji Okulu ile İbrani O niversitesi’nin işbirliği sonucu, Gılgamış Destanı’nın tüm parçalarını ve okunamayan bölümlerini içeren eleştirel bir basımının ve çevirisinin uzun yıllardan beri hazırlandığı; ve Londra’ da, R. C. Thompson’un (1930’da basılmış) çok eski, ama kendi döneminde yararlı Epic of Gilgamish’ının yerini tutacak ve birçok bakımdan ondan çok daha güvenilir ve özgün metinden temize çekilmiş baştan sona çiviyazılı malzemenin tam metin yeni bir basımının gerçekleştirildiği duyuruluyor. Asurbilimciler kayırılmış olacak böylece. Gene de ilk elde onları pek fazla düşünmeksizin, (bu ünlü metni L’Ecole pratique des hautes etudes’ de dört yıl boyunca yakından inceledikten sonra) Fransızca çevirisiyle birlikte burada yeterince gün ışığına çıkarmayı yeğledim, ama içine girilmez yeraltı sığınağına kapanmış haşin uzmanların çoğu zaman semtlerine uğramadıkları “ötekilere”: meslekten olmayanlara seslendim, onları gözettim öncelikle. Giriş bölümünün sonunda tanımlanmış çeviri ilkelerine bağlı kaldım. Gılgamış Destanı’nın dilimizde ünlü Asurbilimci, büyük üstat Rene Labat (ölümü 1974) tarafından yapılmış (ve bugün artık kütüphanelerde bulunmayan) son tanıtımı 1970 yılında (bugün baskısı tükenmiş) Les Religions du Proche-Ori- 10 ent asiatique’te (Yakındoğu Dinleri), s. 145-226’da1 yayımlandı. Boşlukları doldurmak amacıyla, sadece Eski Versiyon’un o zamana kadar bilinen okunamayan başlıca bölümlerinden alıntıların eklendiği Ninova Versiyonu’nu konu edinen bir tanıtımdı bu. O zamandan beri iki ya da üç eserde hemen hemen aynen aktarılmış bu çeviri yer yer düzeltilebilirdi, çünkü Asurbilim gibi beklenmedik keşiflere ve dies diem docet’ e (öğrenmenin sonu yoktur’ a) bağlı bir disiplinde zorunluluktur bu; ayrıca, zamanla toparladığımız ve Fransız okurlara heftüz asla olduğu gibi ulaşmamış önemli dosyanın bugüne kadar bilinen ve çevrilebilen tüm belgeleriyle de tamamlanabilirdi bu çeviri. Özellikle, metni, konuya yabancı olanların ister istemez anlayamayacakları birçok hususa ilişkin açıklamalar ve yorumlada açıklığa kavuşturmak denemeye değerdi. Daha önce belirttiğim gibi, bu kitabı hazırlarken, öncelikle onları düşündüm. Açıkçası, kendileriyle çalışmaktan büyük mutluluk duyduğum J. Cotin ve J. Grosjean’m yüreklendirmeleri ve dostça yardımları olmasaydı bu eser asla gün ışığına çıkamazdı.


Bununla birlikte, Destan’ı okurlara bu şekilde sunma fikrini dostum L. Evrard’ a borçlu yum. Üçüne birden teşekkür etmeme okurun itirazı olacağını sanmam. 1 1979′ da Abed Azri tarafından yayımianmış Gılgamış Destanı özgün metinler üzerinde çalışan bir Asurbilimcinin eseri değildir: bugün hayatta olmayan Iraklı bilgin Taha Baker’in hazırladığı Destan’ın eski bir çevirisini Fransızcaya aktarmıştır sadece. Okumayla İlgili Açıklamalar İşte acemi okura, destanı okumayı kolaylaştıracak bazı açıklamalar. 1. Metinde açıkça vurgulanmadıkça, burada belirtilmiş tarihierin hepsi Milattan önce diye anlaşılmalıdır, ayrıca, daha ileride, s. 14’teki kronolojik tabloya bakınız. 2. Sayfa 56′ de açıklandığı gibi, dizeler -bazı istisnalar dışında- burada yarım dize1ere bölünmüştür, ikinci yarım dize -ve gerektiğinde üçüncü yarım dize- bir sonraki satırda azıcık sağa kaydırılmıştır. Yazıcı aynı satıra birden fazla dize sığıştırdığında, bunları ikinci yarım dizelermiş gibi ele almayı daha uygun buldum. Bu yöntem, Akkadcada şiire ve nazım tekniğine egemen olan, hem fonetik, hem semantik çifte ahengi (bkz. s. 50, n. 1) daha belirgin kılmaktadır.

3. Ayraçlar, Akkadca metinde olmayan, fakat Fransızcacia doğru anlaşılınasım sağlamak için, yararlı hatta gerekli sözcükleri ya da parçacıkları içermektedir: “Önden giden yoldaş(ını) kurtarır.” Kırıklardan dolayı metinden yok olmuş sözcükleri, cümleleri, ya da sözcük kümelerini köşeli ayraçlar [] arasına aldım: “Tanıt[acağım] cümle aleme- her şeyi görmüş [olanı]. Eğer atlama dalgın, ya da savruk yazıcıdan kaynaklanıyorsa, eski haline getirilmiş kısım sivri köşeli ayraçlar < > içinde gösterilmiştir: “dokun elinle kapı eşiğinin taşına”. Ayraçlar arasında bir ünlem işareti (!), bir sözcüğün yazıcı tarafından yanlış yorumlandığını ya da düzeltildiğini 12 göstermek içindir, ayraç içinde soru işareti de (?), bir sözcüğün, ya da konulan bir işaretin yorumunun şüpheli olduğunu belirtir. 4. Dizelerin, sütunların ve tabietierin numaralandırılması için 56. sayfaya bakınız. Satırları ya da dizeleri belirten Arap rakamları daima italik olarak verilmiştir ve üst üste iki nokta ile ayrılmıştır, tabietin sütunları daha büyük punto, yatık bir çizgiyle ayrılmıştır: Örneğin X/ III: 45, X. tabietin III. sütununun 45. dizesini; ve I: 135 ise, I. tabietin 135. dizesini belirtir. Ayrıca, bkz.

s. 50, n. 1. Yalnızca üçüncü tekil şahısla söyleyiş tarzının sonundaki bir çizgi (-) aynı dizenin, (Mezopotamyalı şairlere özgü retorik yordamla) daha belirgin olarak tekrarlandığını bildirir: Gılgamış’ın anası … şöyle dedi oğluna – Dişi Manda-Ninsuna … şöyle dedi Gılgaınış’a. 13 Gılgamış Destanı’nın Mezopotarnyası KARADENIZ — ANZANI ANŞAN *Ninova Gılgamış destanının çivi yazısında bulunan yer adları J:!erll!ım Deslanda geçen isimler <ıltı çizili olarak belirtilmiştir oBağdat Günümüz isimleri t-_ __ 3?,_ 290 39fl _ 4J!=_:,oo >m 14 Destan’ın doğuşunun ve gelişmesinin yer aldığı eski Mezopotamya tarihinin kısa özeti. IV. binyılda S ümerler ve “Akkadlı” Samiler Mezopotamya uygarlığını birlikte kuruyorlar. 3ooo’e doğru Yazının “icadı”. Bağımsız Kent-Devletleri. ı6so’ye doğru Gılgamış, ölümünden sonra “tanrılaştırılmış” 2]30-2000 1750-1600 1 6oo-1ooo İlk Sami İmparatorluğu (Yüce Sargon). Sonra III. Ur Hanedam Krallığı. Babilli Hammurabi bütün ülkeyi müreffeh tek bir krallığa dönüştürüyor. Uzun zaman Kasitler’in egemenliği altında kalan Babil, kurtuluştan sonra kendini kuzeyde, Asur karşısında buluyor. Ama ülkenin fikir merkezi olarak kalıyor ve her tarafa eserler ve buluşlar yaymaya devam ediyor.

1ooo’e doğru Asur’un üstünlüğü. BabilAsur Krallığı’nı ortadan kaldırıyor ve siyasi dizginleri ele geçiriyor ve zamanla, Aramilerin nüfuzu artıyor. 539’da ülke Pers İmparatorluğu’nun egemenliği altına giriyor; sonra 330′ da İskender ve halefieri egemen oluyor. Mezopotamya uygarlığı yok oluyor ve yazısı, dilleri ve eserleri yavaş yavaş unutuluyor. ve efsane olmuş Uruk Kralı. Sümerlerin Gılgamış efsaneleri yazılı hale getiriliyor. Destan’ın Eski Versiyon’u. Destan’ın değişik tanıtımlar ve versiyonlar halinde yayılması. Sinleqe’ unnenni, Destan’ ı yeniden yazıyor: onun Ninova Versiyonu artık her yere yayılıyor. ıso’ye doğru Destan’ın bilinen sonuncu elyazması. Mezopotamya kozmografyası Batı Çölü Yukarısı ya da “Gök” Siduri Kumiası ı . 1 Ikiz-Dağlar 1 ı Yeryüzü ı Apsu /tatlı su okyanusu Yeraltı ya da “Cehennem” Eski Mezopotamyalılar, tüm evren hakkında, kavranılması güç ve onlara göre değilse bile, bize göre belirsizlikler ve çelişkilerle dolu sanal ve mitolojik bir görüşe sahiptiler. Aydınlık üst kısmı “Yukansını” ya da “Gök”ü, simetrik ve karanlık alt kısmı “Yeraltı”nı ya da “Cehennem”i oluşturan muazzam bir yassı küre olarak görüyorlardı evreni. Çapı üzerinde, tam ortada bir tür merkez ada: 11Yeryüzü”, onun altında, Deniz’in tuzlu suyu tarafından kuşatılmış tatlı su okyanusu Apsu yer alıyordu. Bu sistemin iki ucunda, doğusunda ve batısında, gökkubbeye destek olan yüksek dağların ve özellikle Cehennem’den Gök’e ya da Gök’ten Cehennem’e serbest geçişi sağlayan iki deliğin tasarlanmış olduğu anlaşılıyor.

Güneş, Gök’teki gündüz seyri için, doğuda, oradan çıkıyor ve gece seyri için, akşam, batıda oraya giriyor ve tanyerine doğru yol alıyordu. “Cehennem Irmağı” denilen (bkz. s. 159, n. 3) suyla kaplı bir mekanın batı deliğinden önce geldiği düşünülüyordu. ı6 Bu tablonun doğu kısmıdır Destan’ımızı, kendince en iyi tanımlayan. Meskun toprakların dışında, doğuya doğru yol alan Gılgamış, İnsan-Akrepler (a.g.y.) tarafından korunan, ve sihirli Değerli Taşlar Bahçesi’ne ulaşmak için geçilmesi gereken 120 kın’lik (s. 166 ve devamı) dar ve karanlık bir geçit oluşturan İkiz-Dağlar’a (s. 163) ve daha uzakta, Tavemacı Siduri’nin (s. 170) ikamet ettiği kumiaya varacaktır önce. Oradan, Utanapişti’nin (s. 180) Kayıkçısı’nın kılavuzluğunda gemiye binerek, dünyanın bir ucunda, her şeyden ve herkt!sten uzaktaki ve korkunç “Ölümcül-Sular”la korunan evine, onunla buluşmaya gidecektir (s.

175, n. 1).

.

PDF Kitap İndir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir