Şinasi Altundağ – Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı – Mısır Meselesi (1831-1841)

Ankara DU ve Tarih – Coğrafya Fakültesine Habilitasyon tezi olarak takdimine cesaret ettiğim bu naçiz eser, esas itibariyle, Mısır Valisi Kavalaiı Mehmet Ali Paşanın isyanı ve Suriyeye taarruzu ile başlıyan ve 1831 – 1841 seneleri arasında cereyan eden Mısır meselesinin -tesbit edebildiğim nispettesebeplerini, safhalarını ve neticelerini ihtiva etmektedir. Şark meselesinin devamından başka bir şey olmıyan Mısır meselesi, tam mânasiyle bir Garp meselesi halinde inkişaf etmiş, Avrupayı bir umum! harbe sürükliyebilecek tehlikeli anlar geçirmiş, esasında zaten ehemmiyetli olan bu mesele, bundan dolayı, bir kat daha önem kazanarak Avrupa devletlerini, bu devrin en nazik siyasi hâdisesi olarak pek yakından ilgilendirmişti. Avnıpayı en heyecanlı bir surette senelerce uğraştıran, böyle birinci derecede ehemmiyetli bir hâdise, birçok tanınmış Avrupa âlimlerini cezbetmiş, bütün Avrupa arşivleri tetkik edilerek, tarihin bu safhasını aydınlatan çok kıymetli eserler vücude getirilmiştir. Buna rağmen bu mevzuu incelemeğe cesaret edişim, Avrupa âlimlerinin, çok kıymetli ve ehemmiyetli binlerce resmî vesikayı ihtiva eden, Türkiye, Mısır ve Suriye arşivlerini bilerek, bilmiyerek ihmal etmek veyahut ihmal etmek zorunda kalmalarından ilerigeldi. Ernst Molden, Die Orientpolitik Metternichs, 1829-1833, Wien u. Leipzig 1913, Graf von Prokesch-Osten, Mehemed-Ali, Vize-König von Aegypten, Wien 1877, Adolf Hasenclever, Die orientalische Frage in den Jahren 1838-1841. Ursprung des Meerengenvertrages von 13. Juli 1841, Leipzig 1914, Adolf Hasenclever, Geschichte Ägyptens im 19. Jahrhundert, 1798-1914, Halle 1917, Henry Dodwell, The founder of modern Egypt, Cambridge 1931, Süleyman Abu Izzeddin, Ibrahim Başa fi Suriye, Berut 1929, 2 K A V A LA U MEHMET ALİ PAŞA İSYANI Davut Berekât, Al-Batal al-Fatih İbrahim Başa, Mısır Rahmaniye matbaası 1934 (?), Felix Mengin, Histoire sommaire de l’Egypte sous le gouvernement de Mohammed-Aly, Paris 1839, MM. de Cadalvene et E. Barrault, Histoire de la guerre de Meh6mmed-Ali, Paris 1837, gibi kıymetli eserlerin yegâne kusurları, yukarıda arz ettigim gibi, Şark arşivleri kullanılmadan telif edilmiş olmalarıdır. Netekim sayın ve kıymetli Profesörüm müteveffa Adolf Hasenclever eserlerinin mukaddemesinde teessüfle bu noktaya temas etmekte ve eserlerindeki bu eksiği tamamlıyacak ve kendisini bu hususta, bazı noktalarda olsun, aydınlatacak olan zevata önceden teşekkür etmektedir. Süleyman Abu Izzeddin’in İbrahim Başa fi Suriyye -İbrahim Paşa Suriyede adlı eseri modern bir eserdir; müellif eserinde garp kaynakları ve müellefatına ilâveten şark kaynaklarını da kullanmıştır. Kitabın unvanından da anlaşılacağı veçhile, Suriyede İbrahim Paşanın harplerine, onun katileşen sert idaresine ve neticesi olarak Suriyelilerin isyanlarına temas etmektedir. Eserde işaret edildiği gibi, her ne kadar, şark kaynaklarının bilhassa Suriyede olanları inceden inceye tetkik edilerek istifade edilmiş ise de, Türkiye ve Mısır arşivleri kullanılmadığından eser yine eksik kalmıştır.


Bundan dolayı sayın Suriyeli müverrih, Mehmet Ali ve İbrahim Paşaları, ancak Arap âleminin hürriyet ve istiklâl kahramanları olarak tavsif edebiliyor; halbuki Mehmet Alinin giriştiği bu mücadele dolayısiyle başka vasıfları da vardır: Mehmet Ali Türkiye arşivleri tetkik edildiği takdirde, Osmanlı İmparatorluğu bakımından bir vatan hainidir. Ben bununla A b u Izzeddin i n tarafgirane hareket ettiğini söylemek istemiyorum; hayır yalnız^ kaynakları eksiktir ve bundan dolayı vardığı neticeler de, tabii olarak, eksik olacaktır diyorum. Süleyman Abu Izzeddin tarafgirane hareket etmiş değildir; çünkü bu kıymetli muharrir, bizi, bilhassa İbrahim ve Mehmet A li Paşaları tenkid ederek, Suriyede bu yeni idarenin tatbik ettiği şiddet ve tazyiki hattâ zulümleri teşrih etmekte ve bu suretle Suriyede;, çıkan isyanların sebeplerini kolaylıkla ve doğru olarak İstintaç edebilmektedir. Abu Izzeddinin bu kıymetli eseri Mısırlıların Suriyeden tamamiyle çekilmelerine kadar olan hâdiseleri ihtiva ediyor. Elimizde, Lübnanda doğan, fakat Mısırda muharrir olarak şöhret kazanan D a v u t B e r e k â t ı n d a , ai – Bat al a 1-F a t i h İ b r a h i m Ba ş a – K a h r a m a n İ b r a h i m P a ş a adında kıymetli bir eseri vardır. Mısır arşivinden çıkarılan birçok vesika külliyatını ve bunlardan istifade edilerek yazılan eserleri gözden geçirmiştir; fakat eseri, Türkiye arşivindeki vesikalar kullanılmadığından, yine eksik kalmış, diğer taraftan Türk dilini bilmediği için, Mısır arşivindeki vesikalardan da ancak mahdut bir şekilde İstifade edebilmiştir. Eserinin kıymeti müellifin hakikaten içten gelen samimiyetinde ve kullandığı, Mehmet A li ve İbrahim Paşalara ait, bazı ehemmiyetli vesikalardadır. 4 Kasım 1933 tarihinde vefat eden kıymetli muharrir, bu noktanın ehemmiyetini müdriktir; eserinin 222-223. sayfalarında büyük bir samimiyetle Mısır arşivinin (al-defterhane) Osmanlı vesikalariyle dolu olduğuna temas ederek, bu hazneler değerinde olan yazıların, Türkiye Cumhuriyetinde yalnız harf İnkılâbı dolayısiyle değil, aynı zamanda dil ve Istılah inkılâbı ile vücude gelmekte olan büyük ve esaslı değişmeler ve gelişmeler sebebiyle bu dili ve yazıyı okuyup anhyacak zevat kalmıyacağından, Mısır Maliye Vekâletinden henüz bu yazıları anhyacak zevat mevcut iken, bu evrak hâzinesini kâmilen Arapçaya tercüme edecek bir heyetin teşkilini ve bu hususta mail bakımdan cömert davramlmasını talep ve rica etmektedir. Kıymetli muharririn ruhu şadolsunl Türk Milleti inkılâbını maziyi unutmak için yapmadı; Türk Milleti mazide gittiği yolun bir çıkmaz sokak olduğunu anladığı için, kendisini yüksek ve ulu hedeflerine ulaştıracak başka bir yol seçti, mesele bundan ibarettir. Yoksa Türkiyede Osmanlı yazılarını anhyacak mütehassıs, hem de adeden çok olmak şartiyle her zaman bulunacaktır. Suriyede, Berut Amerikan Üniversitesi, Yeni ve Yakın Çağlar Şark tarihi Profesörü Asad Jibrail Kustum, gerek yazdığı, gerek tercüme ettiği, bu meseleyi ilgilendiren, kıymetli eserlerinden başka Suriyede bilhassa şeriye mahkemelerinden ve hükümet daire ve mahzenlerinden elde edebildiği 4000 den fazla vesikayı ve 20 kadar tarihî eserin tasnifini bitirerek, vesikaları tenkidli bir surette ÖNSÖZ 3 4 K AVALAU MEHMET ALİ FAŞA İSYAN! tahşiye etmiş ve 1920-30 tarihinden itibaren neşrine başlamıştır. Bu vesikaları siyasi, iktisadi ve içtimai olmak üzere üç kısma ayıran müellif evvelâ siyasi vesikaları ele almış ve tamamen neşretmiştir. Elimde siyasi vesikaların, dört büyük ciltten ve 621 vesikadan ibaret olan, tam koleksiyonu mevcuttur. 12 Haziran 1831 ile 23 Şubat 1841 tarihleri arasında cereyan eden vakalara ait olan bu vesikaların çoğu Babıali tesirinden âzade olarak, Mehmet Ali ve İbrahim Paşa ile Suriye ricali arasında cereyan ettiğinden, Mehmet Alinin Suriyede takib etmek istediği hattı hareketi tenvir etmek bakımından çok kıymetlidirler.

Bidayette bütün Suriye halkının Mehmet Aliyi iltizam ettiğini, onu bir kurtarıcı olarak karşıladığını, hattâ Mehmet Aliyi yeni, müstakil bir hükümdar tanıdıklarım, bu vesikalardan kati olarak anlıyoruz. Eserde her vesikanın üzerinde naşirin kısa bir tenkidi bulunmaktadır. Naşir bu tenkidinde vesikanın bulunduğu yeri ve vesikanın o ana kadar bulunan ve malûm olan diğer suretlerinin adedini ve bunların nerede olduklarını bildirmekte ve vesikanın tarihi olmadığı, çıktığı yer bilinmediği takdirde bunları kısaca tesbit etmeğe çalışmaktadır. Bu kıymetli vesika külliyatından maada yine Profesör A s a d Rustum’un tahşiye ve P a u t C a r a l i ’nin neşrettiği MH u r u b İ b r a h i m B a ş a a l – M i s r l fi S u r ı y y e v e a 1 – Anadol -İbrahim Paşanın Suriye ve Anadoludaki harpleriH adlı eserde ehemmiyetlidir. Müellifi meçhul olan bu eser Bekreki’de Maronl patrikliği kütüphanesinde, 1925 senesinde naşiri tarafından bulunmuştur. Eser aslında 8X11 cm. büyüklüğünde iki fasikül halinde küçük bir eserdir. Eserin üzerinde bulunan tashihler ve ilâveler, bunun başka eserlerden kopya edilmediğine, müellifin doğrudan doğruya kendi eseri, yari orijinal bir nüsha olduğuna delâlet etmektedir. Fazla olarak bu iki defter buruşmuş ve yaprakları kıvrılmış bir haldedir; bundan da anlıyoruz ki müellif bu eseri daima cebinde taşımakta ve fırsat buldukça yazmakta veyahut tashih ve ilâvelerini yapmakta idi. Kitap kronolojik bir şekilde devam etmekte hiçbir fasıl veyahut taksimi ihtiva etmemektedir. Eserin birinci cüzü 1839 tarihine kadar olan harpleri ve vukuatı sıralamakta, İkincisi ise bilhassa 1840 tarihinde Suriyede ÖNSÖZ 5 Mehmet Alî aleyhine kopan İsyanlara ait bulunmaktadır. Eser orijinalinde olduğu gibi iki fasikül halinde tabedilmiştir. Lisan bakımından oldukça iyi bir üslûp ile yazılmış olmasına rağmen ötede beride diyalekt tâbirlere, hattâ Türkçe kelimelere tesadüf edilmektedir. Her iki defterde de müellifin ismi bulunmamıştır. Fakat eserin üslûbu ve yazının şekli ayni kütüphanede bulunan diğer tarihî vesikalarla mukayese edilerek.

bu eserdeki üslûp ve yazının kütüphanede bulunan ve PapasAnton al-Halebi imzasını taşıyan 15 mektuba benzedikleri anlaşılmaktadır. Anton al-Halebi 1864 senesinde ölmüştür, bu zat bu devrin bir de tarihini yazmış ise de. bu eser Maroniler ile Dörzüler arasında vukua gelen çarpışmalarda yanmıştır. Profesör Asad Rustum bu yazmanın, yanan bu eserin müsveddeleri olduğunu kuvvetle tahmin etmektedir. Matbuunun üzerinde tarih yoktur, yalnız Paul Ca rali ve A s a d Rustum’un yazmış oldukları mukaddemelerde 1927 tarihi bulunmaktadır ki. eserin basılış tarihi olabilir. Al-Huri Kostantin al-Başa a 1 • M u h I i s i tarafından “Müzekkerat (un) Tarihiyye„ ismi altında neşredilen, fakat müellifi meçhul olan, bu neviden, ehemmiyetli ikinci bir eser daha vardır. Orijinal nüshası bidayette Berlinde idi, bilâhare Berut Amerika Üniversitesi tarafından satın alınmıştır. Bu eserde de müellif ismini vermiyor. Memleket dâhilinde kati zaferin hangi tarafta kalacağı belli olmadığından, ihtimal müellif kasten böyle hareket etmiştir. Yalnız kullandığı şiveden ve Şam hakkında verdiği mufassal malûmattan, müellifin Şamlı ve Rum olduğu, gerek Osmanlı, gerek Mısır hükümeti nezdinde tanınmış memurlardan biri bulunduğu anlaşılmaktadır. Bilhassa Şam vukuatını, Mehmet Selim Paşa aleyhine kopan isyanla başlamak suretiyle, en ince teferruatına kadar anlatmaktadır ki, müellifin verdiği bu malûmat Başvekâlet arşivindeki bu vakaya ait vesikalarla mukayese edildiği zaman arşiv vesikalarının muhteviyatına çok defalar uymaktadır. Bundan sonra Akkanın muhasara ve zaptı, Suriyenin istilâsı ve Mısırlıların aleyhine patlıyan isyanlar ile meşgul olan müellif Suriye vukuatını, Suriyenin Osmanlılar tarafından istirdadına kadar, büyük bir dikkat ve itina ile-sebep ve neticelere ehemmiyet vermiyerek-kaydetmiştir. Lisan bakımından 6 KAVAI.AL1 MEHMET ALİ PAŞA İSYANI tamamiyle amiyane bir lehçe ve çok fena bir üslûp kullanmıştır.

Mamafih bu eserde mevzu, bundan evvelki esere nazaran daha iyi işlenmiştir. Eser altı fasla, bu fasıllar da birtakım tâli kısımlara ayrılmış, bu suretle vazıh ve derli toplu bir şekil almıştır. Kitap 255 sahifeden ibarettir. Bu mevzua ait Osmanlı eserleri mcyanında Kâmil Paş a n ı n “ T a r i h-i s i y a s M D e v l e t*i A l i y y e – i O s m a n i y e * (İstanbul 1327 H. -1909 M.) adlı eseri de zikre şayandır. Eserin birinci ve ikinci ciltleri umumi bir surette Osmanlı tarihini alelâde kronolojik bir şekilde mütalâa etmektedir. Her cildin sonunda verdiği fihrist mevzuun ilmi bir tasnifi olmayıp, münde* recatın hiçbir esasa tabi olmadan sıralanmasından ibarettir. Osmanlı tarihini Abdülmecit devrine, Mısır tarihini ise İsmail Paşanın Girit isyanında gönderdiği askeri kuvvet ve büyük meblâğlar sayesinde, 1866 tarihinde Mısır verasetini büyük ogula (Primogenitur) intikalini temin etmesine ve 1867 de de Hidiv unvanını resmen1 almasına kadar getirmektedir. Kâmil Paşa 1832 de Kıbrısta doğmuş, tahsilini Mısırda ikmal etmiş ve Hidiv hanedanına intisab ederek tercüman ve mürebbi sıfatiyle çalışmıştır. Bundan dolayı Mehmet Ali Paşa ailesini yakından tanımış ve tarihiyle alâkadar olmuştur. Eserin bu sonuncu cildi de, her ne kadar, ilmt bir tasnife malik değilse de. malzeme bakımından zengindir. K â m i l P a ş a ’nın tarihi bazı tarihçi* terimiz tarafından takdir edilerek mehaz olarak kullanılmıştır; msl. Ahmet Rasim “ Osmanlı Tarihi* adlı eserinde “ Tarihi siyasi* diye isimlendirdiği bu eserin bazı ehem* miyetli kısımlarını matbaa hatalarına varıncaya kadar aynen nakletmiştir (bk.

Kâmil Paşa, C. III., S. 143 ve Ahmet Rasim, C. IV. S. 1894). Kâmil Paşa, hamisi Abbas Paşanın öldürülmesin* den sonra Türkiyeye gelmiştir; Türkiyede büyük mertebelere yükselmiş, 1880 tarihinde Maarif Nazırı, 1882 Evkaf Nazırı olmuştur; dört defa sadaret mevkiini ihraz eden Kâmil Paşa, nihayet 23 Ocak 1913 te, E nver Beyin idaresin1 unvanı reameo olmamakta beraber daha Mehmel Ali Paşa Urafındao kullanıldığı anlatılıyor (bk. Eufen Oberhummrr: Die Türkei u. d. Oamao. Reieh. S. 69). Ön s ö z 7 deki askerî ayaklanmada sadaret mevkiinden düşerek, vatanına çekilmiş ve aynı senede, orada ölmüştür.

Bu devrin vakanüvisi 1815 tarihinde Istanbulda doğan ve 1907 tarihinde 93 yaşında olarak istanbulda Ölen Ahmet Lûtfü’dür. 1865 tarihinde Cevdet Paşa yerine vakanüvis tâyin edilmiştir; 1825-1847 seneleri vakalarını ihtiva eden eserinin 1847 senesine kadar olan kısmı sekiz cilt halinde matbudur. Bu sekiz ciltlik büyük eserin bilhassa dördüncü cildi Mısır meselesine aittir (III. c. VI. c.). Malzeme bakımından oldukça zengin olan eser, maalesef hiçbir ilmi tasnife tabi tutulmamıştır. Eser bu bakımdan Lütfü Ef.nin selefi olan Cevdet Paşanın tarihi yanında sönük kalıyor. Devrinin vakanüvisi olmasına rağmen bir çok ehemmiyetli siyast vakaları kavrıyamadtgı, hattâ bunlardan haberi olmadığı anlaşılıyor ’. Msl. bize 1832 tarihinde Londraya gönderilen Namık Paşanın çok ehemmiyetli elçiliğinin mahiyeti hakkında hiçbir izahta bulunmadığı gibi 1839 da vukubulan Nizip meydan muharebesi hakkında da galebe Mısırlılar tarafında kaldı demekle iktifa ediyor ve Bab-ı seraskeride erkânı harb dairesi mükemmel olmadığından, bu vaka ve diğer cihetlerde vuku bulan muharebeler hakkında malûmat edinemediğini bildiriyor; halbuki Başvekâlet arşivinde ordunun iaşesi, şevki, umumi durumu, muharebelerin cereyanı, zayiatın miktarını bildiren namütenahi rapor ve tahrir bulunduğu gibi, bilhassa bu harbi en ufak teferruatına kadar gören Osmanlı ricalinden maada, meşhur Moltke gibi ecnebiler de vardır (bk. Helmuth von Moltke: Briefe über Zustânde und Begebenheiten in der Türkei, aus den Jahren 1835-1839, Berlin 1893, S. 397-422).

Mamafih devrinin çok ehemmiyetli olması ve bundan dolayı, önemli siyasi meselelerin çok gizli tutulması, hiç şüphesiz ki, bu hususta rol oynamıştır. Netekim Başvekâlet arşivinde bir çoğunun suret veyahut aşıtlarını bulabildiğimiz ve Lütfü tarihinde bulunan vesikaların bazı mühim maddelerinin hazfedilmiş olduğunu görüyoruz ki, devrinin vakanüvisi olan Lütfü E f . nin bu resmî vesikaların ancak bir kısmını o da eksik olarak elde 1 1 Bununla beraber bunu kendi de itiraf eder, Bk. Ahmet Raeim, C. IV. S. 2057. 8 K A V A LA U MEHMET ALİ PAŞA İSYANI edebildiğine hükmedebiliriz ( karş. Mısıra, Mehmet A li Paşaya murahhas olarak gönderilen Tophane*! Amire Müşiri Halil Rifat Paşaya verilen talimatname, Başvekâlet arşivi sandık No. 73, sıra No. 20364 A ve Lütfü tarihi C. IV., S. 183*185). Lütfü Ef.

nin fihristine itimat etmemelidir; kitap fihristinden çok daha zengindir; çünkü kitabın ihtiva ettiği birçok maddeler fihriste geçmemekte ve gelişigüzel sıralanmış bulunmaktadırlar; kitapta bulunan birçok mühim vesikalar, derin bir tahlile tutulmadan, oldukları gibi dercedilmişlerdir. Bu bakımdan eser, aynı zamanda, bir tarih vesikaları mecmuası halindedir; fakat bütün bunlara rağmen eser bir mehaz, bir kaynak olarak zikre değer. Sabık Mısır Kralı I. Fuadın emriyle 1006-1322 (1597- 1904) tarihleri arasında, Mısır Valilerine ve Hidivlerine gönderilmiş olan fermanları HM e c m u a t a i – f e r m a n a t al – Şahaniyye al-sadire ila vulat Mısırve Hidiviha„ ismi altında, çok nefts bir şekilde 1933 senesinde basılmıştır. Yedi cilt bir de ilâve (mülhak) ciltten ve 1064 fermandan ibaret olan bu muazzam eser, ikinci cildinden itibaren Mehmet Aliye gönderilen fermanları ihtiva ediyor ki, bunlar da mevzuumuz için çok kıymetli vesikalardır. Haim Nahoum bu fermanların kısa hulâsalarını, bir kitap halinde Fransızca olarak (Recueil de firmans impériaux Ottomans adressés aux Valis et aux Khédives d’Egypte, 1006- 1322 H., Kahire 1934), her ferman hulâsasının yanma milâdî tarihini de vazetmek suretiyle neşretmiştir. T. T. E. M e c m u a s ı nı n da muhtelif nüshalarında Mısır meselesini aydınlatan kıymetli vesaik neşredilmiştir. Bunların içinde bilhassa 19 (96) No. lı nüshada müteveffa A H Fuat Beyin Mısır valisi Mehmet Ali Paşa mevzulu yazısı ve bu yazıya ilâve edilen vesikalar cidden mühimdir. Bunların çoğunun asılları arşivde bulunmakla beraber Reşit Beyin (Meşhur Reşit Paşa ) İbrahim Paşaya yazdığı mektup gibi arşivde olmaması icabedenleri de vardır (bk. T.

T. E. M., No. 19 (96) s. 108-110). Mezkûr yazıda bu vesikaların nereden alındıkları gösterilmemiş ve bazılarında da tarih ihmal edilmiştir; bununla beraber bu eksiklikleri, vesikaların birçoğunda, arşivden tamamlamak mümkündür.

.

PDF Kitap İndir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.