Uğur Mumcu – 40’ların Cadı Kazanı

40 yıllar, yazın târihimizin pek aydınlanmayan bir bölümünü oluşturuyor. Cumhuriyet gazetesinde 1990 yılı 11-24 Şubat günleri arasında yayınlanan «40’ların Cadı Kazanı» başlıklı yazı dizisinde bu döneme damgalarını vuran kişiler ve olaylar incelendi. Yayınlanan belgelerin bir kısmı ilk kez gün ışığına çıkıyordu. Bazı belgeler de tozlu dosyalar arasında unutulmuştu. Adliye mahzenlerindeki dosyalarda kâğıt yapılmak üzere Seka’ya gönderilmişti. Olaylarla ilgili müfettiş raporları ve soruşturma belgeleri de Milli Eğitim Bakanlığının arşivlerindeydi. Belki bunların bir kısmı da ünlü «maarif yangını»nda kül de olmuştu. Gerek dizide gerek elinizde tuttuğunuz kitapta olaylar, belgelerin ışığı altında incelendi. Belgelerin bir kısmı bir araştırma sırasında rastlantı sonucu elime geçen «Hasan Ali Yücel – Kenan Öner Davası» dosyasındaydı. Tutanaklar, soruşturma dosyaları ve gizli yazışmalar ve sicil özetleri artık elimdeydi. Bunları, tek tek inceledim. Hasan Ali Yücel – Kenan Öner davası yalnızca bir «hakaret davası» değildi; dava o devrin bütün siyasal koşullarını da yansıtıyordu. Bu yüzden alanını daha da geniş tutmayı düşündüm. «Sabahattin Ali – Nihal Atsız Davası» ile başlayıp, «1944 Irkçılık-Turancılık Davası» ile süren ve «Hasan Ali Yücel – Kenan Öner Davası» ile noktala7 nan davalar, bir dönemin sağ-sol kavgasını yansıtıyordu. Bütün bu dava dosyalarını inceledim.


Savunmaları değerlendirdim. Sanıkları, o günden bugüne uzanan zaman dilimindeki yaşam öyküleri ile tanıtmaya çalıştım. 40’lı yıllar savaş yıllarıydı. Bu yılların siyasal çerçevesini çizmek için de Nazi Almanyasmın Türkiye’deki çalışmalarını inceledim. Bu çalışmalar ile ilgili belgeler Federal Almanya’da yayınlanmıştı. Bu belgelerin bir kısmı da «Havass Yayınları» tarafından «Alman Dışişleri Dairesi Belgeleri -Türkiye’deki Alman Politikası (1941-1943)» adlı bir kitapta toplanmıştı. «Onur Yayınları» arasında yayınlanan «Türkiye’de Faşist Alman Propagandası» adlı kitapta da bu döneme ilişkin belgeler ve değerlendirmeler yer almaktaydı. Bu kaynaklarla da yetinmedim ve Alman Dışişleri Bakanlığı belgelerini bularak bunları inceledim. Bu belgeler, ünlü Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşanın bir «Nazi işbirlikçisi» olduğunu hiçbir yorumu gerektirmeyecek biçimde gözler önüne sermekteydi. Nuri Paşa (Killigil) ile birlikte Azerbaycan seferi ve İslâm orduları başkomutanlığı serüvenlerine de kısaca göz attım. Azerbaycan olayı neydi? Atatürk, niçin Azerbaycan’ı Sovyetler’e bırakmıştı? 1. Dünya Savaşını ve bu savaştaki İrak cephesi ile Azerbaycan seferini Kâzım Karabekir’in «İstiklâl Harbimiz» kitabı ile General Fahri Belen, General Ali İhsan Sabis ve Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Yayınları’ndan «İstiklâl Harbi 3. Cilt» adlı kitapları incelendi. İlhan Selçuk’un «Yüzbaşı Selâhattin’in Romanı» ile Burhan Oğuz»un Yüzyıllar Boyunca Alman Gerçeği ve Türkler» kitabı ile Şevket Süreyya Ay-demir’in «Enver Paşa» kitapları da yeniden gözden geçirildi. 8 Bu dönemde ilgili bütün anılar da kaynaklarım arasındaydı.

O günlere ilişkin gazete ve dergiler de tek tek okundu. Gazeteciler, yazı dizilerini yazarlarken, ele aldıkları olayların çarpıcı yönlerini ön plana çıkarırlar. Her gün bölüm ve çarpıcı olay ile sunulur. Yazı dizinini kitaplaştırırken de aynı yöntemi izledim. Ancak, bazı bölümleri genişlettim; yazı dizisinde hiç yer almayan konuları da kitaba yerleştirdim. İleride bu konuları incelemek isteyen araştırmacılar için de bu olaylara ilişkin kaynaklar ve ayrıntılar da dip notlarında verildi. Yazı dizisinde adları geçenlerin kendileri ve yakınlarının yaptıkları açıklamalar da kitaba konuldu. Bu olaylarda yer alan kişilerin kısa yaşam öykülerini de ilgili bölümlerde bulacaksınız. Şunu da kaydetmeden geçmeyeyim,- bu yazı dizisi ya da kitap kronolojik ele alan bir tarih incelemesi değildir. Gazetecinin ve tarihçinin işlevleri ayrıdır. Gazeteciler, tarih yazmazlar; tarihçinin yararlanacakları kaynakları bulmaya ve bu kaynakları sunmaya çalışırlar. Tarihçinin görevi başkadır. Tarihçi, tarihi yazarken, anılardan ve belgelerden yararlanır. 40’lı yıllar ile ilgili birçok anı yayınlandı. Ben, bu küçük araştırmada, anılardan çok belgelere dayanmaya özen gösterdim.

40’lı yıllarda yer alan bu olayların hemen hepsi ayrı ayrı incelemeye değer konulardır. Söz gelişi, Köy Enstitüleri ya da DTCF’deki olaylar, IrkçılıkTurancı-lık davası başlıbaşma inceleme konularıdır. Bunun gibi Hasan Ali Yücel’in kişiliği, yaşam öyküsü ve Türk milli eğitimine yaptığı unutulmaz katkılar ayrı incelemeleri gerektirir. 9 Amacım, kuşbakışı ile de olsa 40’lı yılları biraz <daha yakından görebilmek ve gösterebilmekti. 40’h yıllar, bugünleri de yönlendiriyor. Cadı kazanları bugün de kaynıyor. Kazanların içinde yananlar ve bu kazanların altlarına odun atanlar bugün başka başka insanlar. Ama sonuç değişiyor mu? Hayır. Uğur Mumcu Nisan 1990, Ankara 10 BÎRÎNCİ BÖLÜM NAZİLERLE KAFKASYA PAZARLIĞI «Dünya olaylarının bugünkü durumunda Türkiye’nin ırkçı ve Turancı olması lâzım geldiğini iddia edenler hangi millete faydalı, kimlerin maksadına yararlıdırlar? Türk milletine yalnız belâ ve felâket getirecek olan bu fikirleri yürütmek isteyenlerin, Türk milletine hiçbir hizmetleri olmayacağı muhakkaktır. Bu Hareketlerden yalnızca yabancılar faydalanabilirler. Fesatçılar, yabancılara bilerek mi hizmet ediyorlar? Bunları hüküm olarak kestirmek bugün mümkün değildir. Ama yabancıya hizmet kastı ve yabancının yakın ilgisi hiçbir zaman meydana çıkmasa dahi hareketlerin Türk milletine, Türk vatanına zararlı olması ve bunlardan yalnız yabancıların faydalanmış olması söz götürmez bir hakikattir.» İSMET İNÖNÜ (Cumhurbaşkanı) 19 Mayıs 1944 Tarih, 22 Ağustos 1941. Alman Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye ile ilişkilerinden sorumlu Müsteşar Yardımcısı Dr. Ernst Woerman, Bakanlık Müsteşarı Weizsaecker’e ivedi kaydıyla bir rapor sunuyordu: 11 Hitler Almanyası’nın Dışişleri Bakanlığı o günlerde Berlin’de önemli bir konuğunu ağırlamaya hazırlanmaktaydı.

Rapor, bu önemli konuk ile ilgiliydi. Önemli konuk, pansiyon Victoria Caroline Vick, Kur-fürstendamm 202/4 Berlin W 15 adresinde kalacaktı. Altında Woerman imzası bulunan Alman 892 sayılı gizli yazı şöyleydi: «Elçi Von Rintelen telefonla Sayın Reich, Dışişleri Bakanlığı’na Büyükelçimiz Von Papen’den bir mektup geldiğini ve bu mektupta Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa’nın Leipzig Fuarı nedeniyle Berlin’e geleceğini ve bu arada Dışişleri Bakanlığı’nda da görüşmelerde bulunacağını belirttiğini bildirmiştir.» 40’lı yılların başında bir Türk paşası, Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Franz Von Papen ile sık sık İstanbul’da buluşurdu. Görüşmeler saatlerce sürerdi. Bu görüşmelerde zaman zaman Elçilik Müsteşarı Hilger de bulunurdu. Bu paşanın adı Nuri, soyadı da Killigil’di. Büyükelçi Papen ile Nuri Paşa arasındaki konuşmaların konusu Alman ordularının Sovyetler’e saldırışıydı. O sıralarda Almanlar, Nuri Paşa. aracılığı ile Türkiye’deki ırkçılık-Turancılık düşlerini canlandırmaya çalışıyorlardı. Woerman’in gizli yazısı bu görüşmelerin amacını da özetlemekteydi: «Sayın Büyükelçi Von Papen, Nuri Paşa’nın Pan-Turancılık öncülerinden biri olması nedeniyle kendisini Berlin’e gelişinde karşılamam ve paşaya eşlik ederek, yapılacak görüşmeler Sayın Dışişleri Bakanımızın kendisi ile bu konu üzerinde özel treninde konuştuğu Müsteşar HilgerMn bulunmasını sağlamamı istemiştir. Sayın Hilger’-in önümüzdeki günlerde Berlin’e geleceği de haber alınmıştır.» Woerman, 17 Eylül 1941 günü «U St. S. Pol No: 83» sayılı gizli raporunda şu değerlendirmeyi yapıyordu : «Enver Paşa’nın kardeşi ve Pan-Turancılık hareketi 12 öncüsü Nuri Paşa ile 11 Eylül tarihinde bir görüşme yapmıştım.

Nuri Paşa’nın bana açtığı fikirleri Ankara’daki büyükelçiliğimizin gönderdiği raporlarla da genel hatlarıyla bilinmektedir… Bu görüşler aşağıdaki şekilde özetlenebilir: 1 — Pan-Turancılık hareketinin amacı bugünkü Türkiye sınırları dışında kalan Türk halklarına özgür bir devlet yapısı kazandırmaktır. Yani, bu bölgeler Türkiye tarafından alınmayacak, fakat siyasal olarak Türkiye’ye bağlanacaktır. 2 — Nuri Paşa’ya göre bu halklar ilk planda bugüne kadarki Sovyetler Birliği sınırları içinde kalan ve Kuzey İran’da (Azerbaycan’da) yaşayan Türk soyundan gelen halklardır. Sovyetler Birliği’nde öncelikli olarak Azerbaycan ve Azerbaycan’ın kuzeyinde yer alan Dağıstan talep edilmekte, ayrıca Kırım ve Volga İrmağı ile Urallar arasında kalan, yukarıda kuzeye çıkarak Tatar Sovyet Cumhuriyeti’ne kadar uzanan bütün bölgenin tamamı istenmektedir. Bu arada bu bölgelerde yaşayan Türk ^halklarının da bazı yörelerde çoğunlukta, bazı yörelerde de azınlıkta oldukları kabul edilmektedir. Bölgelere ayrıca bütün Türkistan toprakları katılmakta ve doğuya doğru bir sınır çizilmeyip açık bırakılmaktadır. 3 — Benim, Atatürk’ün siyasetine uyjjun olarak Türkiye’nin tam bir milli devlet olarak kalacağı ve bugünkü devlet sınırları dışında herhangi bir hedefi olmadığı şeklindeki karşı görüşlerimi Nuri Paşa (Atatürk’ün düşüncelerinin bir zorunluluk siyaseti olduğu ve gerekçesinin de Sovyetler Birliğinin yarattığı korku olduğu) biçiminde yanıtlamıştır. Almanya ile birlikte ve özellikle de Sovyetler Birliği’nin parçalanmak üzere olduğu şimdiki konumumuzda da bu gerekçe kalkmış. Ayrıca daha önce de belirttiğim gibi bu Türk çabaları teritoryal amaçlı değilmiş. 4 — Kendisinin bu görüşleri için öncelikle Türk hükümetinin ve Türk halkının kazanılması gerektiği biçimindeki karşı görüşümü de Nuri Paşa (Bütün Türk halkının bu görüşlerden yana kazanılabileceğini ve uygun zamanı 13 gelince bu düşünceleri kendi düşüncesi olarak benimseyecek bir hükümetin iktidarı kesinlikle ele geçireceğini) söylemiştir.» Alman diplomat. Nuri Paşa’nın hükümetle ilişkilerini de soruşturur… Nuri Paşa. Başbakan.ile görüştüğünü de söyler. Raporu okumaya devam edelim : «…Bir soru üzerine Nuri Paşa, kendisinin şu anda Türk hükümetinden gizli hareket etmediğini de vurgulayarak, Berlin seyahatine çıkmadan önce Başbakan’ı ziyaret ettiğini ve Başbakan’ın da kendisinin planlarından haberdar olduğunu bildirmiştir.

Ben de bu arada Nuri Paşa’nın Türk büyükelçiliği tarafından kusursuz biçimde takdim edildiğini de belirtmek isterim.» «Nuri Paşa siyasetin içinde de görünmüyordu. İş hayatına atılmış, Haliç çevresinde bir fabrika açmıştı. Ama yine de Türkiye’de Turancılığın önderlerinden biri sayılıyordu. Paşa, 48 yaşındaydı. Alman diplomatı Woerman, daha sonra raporunda şu değerlendirmeyi yapıyordu : «1 — Nuri Paşa, Almanya ve Türkiye’nin ittifak kurmalar: halinde Sovyetler Birliği’nin yıkılarak, bu planın gerçekleşmesinin kesinlikle mümkün olduğu görüşündedir. Bu konuda gerekli kamuoyu oluşmuştur ve Sovyetler Birliği’nde bu yönde gerekli askeri başarıların elde edilmesi durumunda Türkiye, Almanya ile ittifak kurmayı kesinlikle kabul edecektir.

.

PDF Kitap İndir

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir