Lawrence Durrell – Afrodit’in Başkaldırısı

Hepsi siyah iş takımları giymiş masadaki üç adamdan ikisi herhalde körkütük sarhoştu. Sitemkâr Nash değildi, o değildi tabii. Ama yayıncı (habire gec “Peki, ” diyor Nash kibirle beni süzerek “Habil bana ne söyleyebilir ki, hı?” “Bir sürü şey Nash, bir sürü. 15 sün kadar önce yakaladım seni. Telefonla konuşurken sesini bol bol kaydetmiştim. At kılı divanında gözleri kapalı yatan bir kadınla ilgili bazı şeyler; günahlarını sayıp dökerken seni o kadar heyecanlandırıyor ki birden kendini mastürbasyon yaparken buluyorsun. Gerçek bir psi deneyimi.

Bağışlanmak için en küçük bir bahaneyi bile kaçırmayayım diye hücrede öne eğilip günah çıkaran, dizlerine kadar sperme batmış dindarlar gibi. Kızın ismini öğrenmeye uğraşmadım ama Habil biliyor. Hipokrat yeminine ne oldu? Aktarım sürecini bozmasına ses çıkarmadın çünkü orada ve o anda seninle yatmak istiyordu.

Baba! Çığlıklarını ve soluklarını kaydettim; ama hakkını vermek lazım sonunda yemin ettin, ağladın, odayı arşınladın durdun.” Nash bir papağan gibi haykırıyor, ayakta, kıpkırmızı, çenesi mafsallarından aşağı sarkmış. “Yalan, ” diye bağırıyor. “Tamam, sen yalan de; ama Habil yalan söylemez. Olayı şöyle düşünmeye çalışmalısın: Habil’in o şaşmaz fotoelektrik içgözüyle gördüğü gibi. O zamanın bile röntgenini çeker, akımın jelatin yüzeyi üzerinde kişiliğinin fotoğrafını çıkarır.

Bak, bir düğmeye basıyorum veee adın ve sesin tost makinesindeki ekmekler gibi dışarı fırlıyor. Çizgili alev mavisi, topaz, yeşil, beyaz. İbreleri döndürüyorum ve yaşam, öyküsü gibi bir şeyin sabit noktalarından geçiyorlar. Üç temel nokta doğum-aşk-ölüm.” Vibart isterik bir kahkaha atıyor; gözlerinden yaş geliyor. Şimdi şimdi bizi kovarlar.

“Şimdi basit bir geometrik diziyi ele alalım, bir şema, grafiği iğnenin sonsuz sayıda noktadan geçebileceği şekilde ayarlayabilirsin: Neyi koymak istiyorsan -söz gelimi, iş, beceri, büyüklük, renk, zekâ, mizaç, inançlar… anladın mı? Hayır iş ‘cogito’da ya da ‘sum’da değil, başa bela olan o kahrolası, zavallı ergo. Tanrısı Mobego olan Tunc’un dizisel dünyası. Hadi, muhallebi çocukları gibi davranmayalım, somurtmayalım.”

Birden midem bulandı. Soğuk alnımı pisuarın daha da soğuk porselen yüzeyine dayayıp kustum. “Bana gelince, bilimsel olarak ifade edersem aşkım ölüme karşı duyduğum dehşetin ürünü değildi. Ah Nash oğlum, bezlerim az çalışıyordu.” Ah Benedicta, diye eklemeliydim fısıltıyla. Nash ben kusarken kafamı tutuyor: Ama hâlâ mesleki hatalarının böylesi can sıkıcı bir biçimde teşhir edilmesinden duyduğu öfkeyle titriyor.

Zorla güldüm. Bu hile dikkatle hazırlandı, yani Habil’le ilgili olan. Aslında bunları kızın kendisinden öğrendim. Sonunda midem tekrar huzura kavuşuyor. “Her şeyi veren firma, her şeyi alan firma, firmaya şükürler olsun, ” dedim monoton bir sesle. “Bak” dedi Nash telaşla. “Allah aşkına herkes gibi bir hezeyan sistemi geliştirme sen de.

Yalvarırım.” “Şşşş! Habil bütün psifaktörlerini eşgüdümledi. Her köşeyi gören bir bilgisayar, düşünsene bir! Prospektüsünde açıkça ‘Bütün hezeyan sistemleri çözülmüştür’ yazıyor; hem bizim uygarlığımız… ribonükleik asidin biraz fazla kaçırılmasından başka ne ki? Habil sana edebiyat için bir değerlik ölçütü bile verebilir. Gırç, gırç, gırç, sen döner koltuğunda, kız divanda.” “Sana bunun yalan olduğunu söyledim, ” diye bağırıyor. “Peki, tamam.”

Benim sevilmeye ne çok ihtiyacım vardı ama başıma gelenlere bakın. Polis’te 3* dolunayda kediler “olmak” fiilini çekerken, minarelerin soğuk termometrelerine ayın tırmanışını izleyerek bin ikinci geceyi beceriksizce kollarıma aldım. Ah! Bütün bu saçmalıkları küçük çırağım yazıcıya söylüyorum, küçük makine sadakatle bunları derliyor. Amaç ne? Firmanın eline geçmesini istiyorum, Julian’ın onunla boğuşmasını istiyorum.

Tabii ben öldükten sonra, daha önce değil. Iolanthe bir keresinde, işte bu odada beni öpmek için -bir zeytin kavanozunun kapağını açar gibi- gözlüğü burnumun üzerinden kaldırmıştı. Yıllar sonra benim için gizemli bir anlam kazanmaya başlıyor, yıllar sonra. O benimken, ona sahipken beni sevdiğinin pek farkında değildim. Benedicta’dan başka kimseyi gözüm görmüyordu. Onunla her şey farklıydı, bir afyon sükûnetinde yüzmek gibi.

Bir şeyler iç düzenini allak bullak etmişti, hiç âdet görmüyordu: Acaba beyni zehirlenmeye bu yüzden mi başlamıştı? Bilmiyorum. Ama bazı şeyleri ben başlattım. “Artık, ” diyor “sonunda kan geliyor, bol bol geliyor: Senin sayende sevgilim Felix, senin sayende. Artık bir çocuğum olabilecek.” Peki sonuç ne? Bunun cevabını verin bana jüri üyeleri. Vibart’a katılmak için yuvarlana yuvarlana içerlek masaya giderken aklım bir kez daha iki kadın arasında gidip geliyor.

Iolanthe sinemacı kocasını anlat ı yor : “Beni hep onu sevmemekle suçluyor, uğraşmamakla; ama tam başarmak için var gücünle uğraşırken olmadık bir düşünce takılıyor aklına, donup kalıyorsun: Eğer fırını kapamayı unuttuysam, o güvercinler kömür olacak.” Nash ceketimin kolunu tutarak yanımda tırıs tırıs yürüyor. “İçimde öyle bir his var ki kurtulmaya çalışacaksın, kaçacaksın. Söyle Felix öyle mi? Allah aşkına yapma. Firma seni mutlaka bulur biliyorsun.”

Ona baykuş gibi baktım. “Firma bana izin verdi” dedim sakin sakin. “İki yıllık hastalık izni.” “Aa güzel. Böylesi daha iyi.” Nash müthiş rahatlamıştı. “Meşru bir izinle Güney Denizlerine gidiyorum.” “Neden orası?” “Çünkü şu sıralar başka yerlerden bir farkı yok. Hem neden olmasın?” Bu yüzden mi Atina’dayım? Evet, onların işlerini biraz daha zorlaştırmak için. Kinci Felix. Biraz bu yüzden biraz da bütün çizgilerin fışkırdığı noktaya dönmek için duyduğum ani istekten, birleşme noktası olan bu kokuşmuş oteldeki Yedi Numara’ya geldim.

Bir mum. Ve Tanrım, döküntüyle dolu bir bavulda bu yakınlarda bulunan küçük tahta takunyalar – Iolanthe’nin takunyaları. Nesnelerin kalıcılığı beni her zaman şaşırtıp büyülemiştir. Evet insanlar da tekrar tekrar ortaya çıkarlar ama belli bir süre için. Ama eşyalar onlardan bıktıklarında sahiplerini sessizce ya da tout court 4* değiştirerek yüzyıllar boyu sürekliliklerini korurlar.

Korkunç yorgunum. Habil’e yüklediğim önceden kaydedilmiş ve işlenmiş konuşmaların çoğu -çünkü bilgisayar muazzam bir zihin kütüphanesinden başka bir şey değil-, bunların çoğu benim yazıcı adını verdiğim bu küçük makinelerden geçti. Sizce bütün yaşamı yazgı olarak sürdürmek olası mı? Ben kendi yaşamımı o kadar çok kurcaladım ki bir düğmeye basınca karşınızda bir ölüm ilanı beliriyor. İki kadın; biri esmer, öbürü açık sarışın; iki erkek kardeş; biri karanlık öbürü ışık. Sonra geri kalan oyun kâğıtları, olay katalogları, mütevazı olasılıklar.

Simsiyah bir tarih! Evet onu bu noktaya kadar getirdim. Şimdi onu Habil sürdürüyor olmalı. Sadece üzerinde kraliçenin mührü olan kolu çekip olasılıklar yazan şeride çeviriyorsun. Her aklı başında adam bir vasiyet yazmalı… Ama ancak şöhretin, mali başarının kavurucu havzaları arasında uzun, boş ve yıkıcı bir tur attıktan sonra. Ben Felix Charlock, aklen ve bedenen sağlam olarak ha ha, işbu falan filan.

Bırakacak fazlaca şeyim olduğundan değil; son buluşum olan şu yazıcılar gibi birkaç küçük özel hazine dışında firma her şeye e! koymuş durumda. Onlara duyurmadan prototipleri çıkarmanın bir yolunu buldum. Bir kadının makyaj çantasından biraz daha büyük, bir sıkışıklık harikası, tüy kadar hafif. Peki nedir bu?

PDF Kitap İndir

Abone ol
Bildir
guest
Yazmasanız da olur ama yazarsanız size verilen cevaplar için bildirim alırsınız.
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments