Türkiye Cumhuriyeti, yeterli kurumlaşmaya ve kadroya kavuşmamış 80 yıllık bir eğitim geleneği devralmıştı. Cumhuriyet eğitimi de neredeyse bir o kadar zamanlık yol aldı. Fakat görülüyor ki ilk dönemin köklü atılımları, denenmiş doğrular yerine “koy kaldır” kolaylıkları yerleşmiş… 1920’lerde Atatürk’ün çizdiği eğitim politikası, sisteme ve mesleğe dayandırılmıştı: “Mektep genç dimağlara insanlığa hürmeti, millet ve memlekete muhabbeti, […]
Necdet Öztürk – Osmanlı Devlet Düzeni
Osmanlı Beyliği’nin kurucusu Osman Gazi’den itibaren özellikle ilk sekiz padişahı, 15. yüzyıl Osmanlı kaynakları ‘gazi padişahlar’ olarak takdim ederler. Gaza ve cihad ülküsünün sembolü olan bu padişahlar, bazı zihinlerde ya kılıcını kuşanmış seferden sefere at koşturan ya da saraya kapanmış, zevküsefa içerisinde hayat süren bir yönetici olarak yer etmiştir. İkinci görüşte olanlar, devlete ve topluma […]
Necati İyikan – Orta Asya ve Güney Kafkasya Siyasi Gelişmeler
1991’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Güney Kafkasya ve Orta Asya’da o tarihten günümüze kadar meydana gelen iç ve dış siyasal gelişmelerin, bir öğretim üyesinin gözetimi ve katılımıyla dokuz lisans öğrencisi tarafından incelendiği proje çalışmasının alt yapısı aşağıdaki unsurlardan oluşmaktadır: Geniş kapsamı ve amacı olan bu çalışma “bilimsel proje” başlığı ile tanımlanmıştır. ÖĞRENCİLERİN EĞİTİMİ […]
Necati Demiroğlu – Kuantum Mekaniği ve Yeni Metodlar
Kuantum Mekaniği ve Yeni Metotlar 21. yüzyılın en önemli gelişmelerinden birisi de kuantum fiziğinde yaşanan gelişmelerdir. Atom altı parçacıkların keşfiyle beraber, bu parçacıkların hareketleri, davranışları merak edilmiş ve yapılan araştırmalar ve teorik çalışmalar neticesinde yüksek enerjili parçacıkların momentumları, enerjileri ve kütleleri hakkında bilgiler elde edilmiştir. Bütün bu bilgiler sonucunda bir takım matematiksel denklemler ve formüller […]
Necati Cumali – Dila Hanım
Arnavut Beyinin ölüsünü, gocuğu çizmeleriyle, vurulduğu gibi, üstü kapalı bir yaylıya sırt üstü yatırmışlar, battaniyesiyle örtmüşlerdi. Yaylının ön perdesi yağan kara karşı inikti. Gerisinden bakılınca, ölünün gövdesinin biçimini alan battaniyenin kabarıklıkları görünüyordu. Yaylıya iki beygir koşulmuştu. Sağlam iki beygir daha yaylının gerisinde yedekteydi. Sürücü, sırtında çapraz vurulmuş mavzeri ile önde atların yanı sıra yürüyor, beyin […]
Alan Durning – Ne Kadarı Yeterli? Tüketim Toplumu ve Dünyanın Geleceği
Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve soğuk savaşın sona ermesinden sonra, birçok düşünür yeni bir dünya düzeni için kuramlar geliştirdi. Bir düşünüre göre “tarihin sonu” gelmişti; bir diğeri ise artık dünyamızda “etnik ve kültürel çatışmalar” devrinin başlayacağını muştuluyordu! Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve soğuk savaşın sona ermesinden sonra, birçok düşünür yeni bir dünya düzeni için kuramlar geliştirdi. Bir […]
Nazım Tektaş – Tanrının Askerleri 4 – Tolunoğulları – İkşidiler – Gazneliler – Harizmşahlar
Tanrının Askerleri -4- (Tolunoğulları – İkşidiler – Gazneliler – Harizmşahlar – Altınordu – Timur İmparatorluğu) Türkler Araplarla, İslâmiyetin ilk yarım asrı içinde askerî güç olarak tanışıp karışmışlar. Muaviye’nin Hilâfeti (veya saltanatı) (661-679) zamanında cesur ve cengâver Türklerden yoğun biçimde istifade etmişti. Hilâfet merkezi olan Şam’da Türk askerlerin yekûnu 18-20 bin civarındaydı. Hilâfet’in, 750’de Abbâsîlerin eline […]
Nazım Tektaş – Tanrının Askerleri 3 – Karluklar, Karahanlılar, Oğuzlar, Sabarlar, Avarlar
(Karluklar – Karahanlılar – Oğuzlar – Sabarlar – Avarlar – Hazarlar – Bulgarlar – Macarlar – Peçenekler – Kıpçaklar ) Kadim Türk yurdu Orta Asya’da boy veren, sonra devlet kuran kabilelerden biridir Karluklar. Onlardan ilk bahseden Çinliler, başlangıç tarihi 413 ve Çin dilindeki adları “Kolo-lu.”1 Bazı Türk kavimlerinin Türklüğe aidiyetleri tartışıldığı halde, bunlarla ilgili bir […]
Nazım Tektaş – Tanrının Askerleri 2 – Göktürkler – Uygurlar – Kırgızlar – Türgişler
Türk adı, efsanede, Nuh Aleyhisselâm’ın oğlu Yafes’e kadar gider; ama tarih, şimdi anlatılanlarla başlatır. Her halükârda eski tarihin birçok safhası tam olarak arınamaz efsaneden. Bunları tamamen gerçek yerine ikâmeye çalışmak imkânsız, aynı şekilde reddetmek de manasızdır. Biz, zuhurlarından itibaren Gök-Türkleri anlatmaya başlayıp, imha oluşlarına kadar gideceğiz. Gerekli görüldüğü hallerde bir süs eşyası gibi, efsaneyi de […]
Nazım Tektaş – Tanrının Askerleri 1 – Hunlar – Tabgaçlar – Siyenpiler
İLK TÜRKLER Meramımız, soyumuzun izlerini sürüp, gidebildiğimiz yere kadar gitmek. Mümkün olduğunca, doğrulara ulaşmak prensibinden şaşmayacağız, çaresizlik yaşanacak; izlerin aslı silinmiş, yerine efsaneler oturmuş görüldüğünde onlardan da alınacak. Hem, bazı meseleler vardır ki, nasıl olduğu değil nasıl algılanıldığı mühimdir. Bu fikirle başlıyoruz. Yafes’in Oğlu Türk Bizler, yeryüzüne Cenab-ı Allah tarafından gönderilen ilk insanın Hz. Âdem […]
Nazım Tektaş – Pargalı İbrahim
İbretlerle dolu bir hayatı var Pargalı’nın. Osmanlı Devleti’nde yükselmenin sırrı adeta onda vücut bulmuş gibidir. Mevlana’nın insanlığa bir çağrısı olarak dünyada duymayanın kalmadığı sözlerin canlı misalidir, Pargalı İbrahim. Kadın ve erkek olarak başka örnekler de var Osmanlı’nın dokunduğu balçığı altın yaptığına dair. Fakat bunun zirvesi birkaç kişi ve bunların, erkekler arasındaki birincisi, anılan şahıstır. Cins […]
Nazım Hikmet Ran – Demokles’in Kılıcı
Nâzım Hikmet Ran – Memleketimden İnsan Manzaraları
İstanbul, İnsan Manzaraları’nı 1941 yılında Bursa hapisanesinde yazmaya başladım. Daha önce «Meşhur Adamlar Ansiklopedisi» üzerinde çalışıyordum. «Ansiklopedi»min kahramanları generaller, sultanlar, seçkin bilginler, sanat adamları ya da güzellik kraliçeleri, katiller ve milyarderler değil; işçiler, köylüler, zanaatkârlar, ünleri fabrikaların, işliklerin, köylerin ve işçi mahallelerinin dışına taşmamış olan kimselerdi. Alman faşizmi Sovyetler Birliği’ne saldırdı bu sırada. Yaşlı bir […]
Nazım Hikmet – Kuvayi Milliye
Fevkalâde memnunum dünyaya geldiğime, toprağını, aydınlığını, kavgasını ve ekmeğini seviyorum. Kutrunun ölçüsünü santimine kadar bildiğim halde, ve meçhulüm değilken güneşin yanında oyuncaklığı, dünya inanılmayacak kadar büyüktür benim için. Dünyayı dolaşmak, görmediğim balıkları, yemişleri, yıldızlan görmek [isterdim.. Halbuki ben yalnız yazılarda ve resimlerde yaptım Avrupa seyahatimi. Bütün ömrümce, mavi pulu Asya’da damgalanmış bir tek mektup bile […]
Nazan Bekiroğlu – Nun Masalları
Kaç zamandır y Denizin hışırtısı sabaha kadar durmadı. Ve o, sabaha kadar, hiç durmaksızın yazdı. Ay’la güneş hâlâ aynı yerde, biri doğmak biri batmak üzere, aynı yerde ama yalnızca kendi âlemlerinde asılı kalmışlardı. Yalnızca kamış kalem cızırdıyor, yalnızca santurlar vuruyor, yalnızca gözlerinden yaşlar sızıyordu onun. Her harf, geçmiş yıllarda kalmış hattatlığının tecrübesiyle, içinde tuttuğu nefesin […]
Nazan Bekiroğlu – Nar Ağacı
Elimdeki zarfın arka yüzündeki adrese baktım. Otuz yıl önce postaya verildiği yerin harflerini okudum teker teker: Te-hı-te; Taht. Sin-lâm-ye-mim-elif-nûn; Süleyman. Bir tire koydum araya, Farsça tamlamayı kurdum: Taht-ı Süleyman. Taht-ı Süleyman’dan gelmişti bu mektup. Demek ki şimdi bana ne çok yolculuk var ve yolun sonunda daima Taht-ı Süleyman var. Peki ama ben ne kadar çok […]















