Bayan McGillicuddy peronda, valizlerini taşıyan hamalı izliyordu. Kısa boylu ve toplu Bayan McGillicuddy soluk soluğa kalmıştı; hamalsa uzun boyluydu ve büyük adımlarla yürüyordu. Ayrıca yılbaşı alışverişinin sonucu olarak Bayan McGillicuddy’nin kolları çok sayıda paketle doluydu. Bu eşit olmayan kişiler arasındaki bir çeşit yarıştı; kısa bir süre sonra hamal peronun köşesinde kaybolmuştu bile. Bu arada Bayan […]
Emmanuele Bernheim – Cuma Akşamı
İşte. Hiçbir şey kalmamıştı. Her şey paketlenmişti. Çıplak duvarlar ve üst üste yığılı koliler, iki odayı olduğundan daha küçük, tavanı da daha alçak gösteriyordu. Bu kadar uzun zaman boyunca, bu denli küçük bir alanda nasıl yaşayabilmişti? Laure kendini yatağına attı. Somya ‘dong’ etti. Kız gülümsedi. Yarın akşam, ses çıkarmayan bir yatakta yatacaktı. François’nın yatağında. Bozuk […]
Emmanuel Carrère – Kar Tatili
Daha sonra, uzun bir süre Nicolas babasının ona söylediği son sözleri hatırlamaya çalıştı. Dağ evinin kapısında ona veda etmiş, dikkatli olması yolundaki öğütlerini tekrarlamıştı, ama Nicolas onun varlığından öyle rahatsızdı ve onun bir an önce gitmesi için öyle acele ediyordu ki bu sözleri pek dinlememişti. Orada bulunduğu, alay dolu olduğunu sezinlediği bakışları üzerine çektiği için […]
Emine Sevgi Özdamar – Kendi Kendinin Terzisi Bir Kambur
10-11 Şubat 2007 tarihinde Sevgi Özdamar’la birlikte Hamburg’daki 3. Kültür ve Edebiyat Günleri’ne davetliydim. “Göçün Tarihi, Göç ve Kültür” konulu panelde konuşmacıydım. 10 Şubat akşamı Hamburg’a vardığımda, beni, garda karşılayan genç çift, doğruca etkinliği düzenleyenlerin yanına götürdü. Yolda, Sevgi’nin o gün okumasını yaptığını ve bu akşam Berlin’e döneceğini söylediler. O güne kadar şurda burda karşılaşmıştım […]
Emin Akif Ersoy – Babam Mehmet Akif – İstiklâl Harbi Hatıraları
Emin Âkif Ersoy’un, babası Mehmet Âkif’i merkeze alarak yazdığı hatıraları bölük pörçük olarak çeşitli mevkûtelerde yayınlanmıştır. Aslında o, hatıralarını Orta Çiftlik adını verdiği bir deftere kaydetmiştir. Fakat bu defterin âkıbeti –şimdilik– meçhuldür. O da kendisi gibi, insanın yüreğini burkan bir âkıbete sahip olmalıdır. Derleme çalışmamızda, Emin Âkif’in hatıralarından yayınlanmış olanların büyük bir kısmını ihtiva eden […]
Emily Bronte – Uğultulu Tepeler
İnsanlardan kaçan komşumu ve daha sonra başıma bir sürü iş açacak olan mal sahibimi ziyaretten yeni döndüm. Doğruyu söylemek gerekirse oraları gerçekten güzel yerlerdi! İngiltere’de gürültüden bu kadar uzak başka bir yer daha olabileceğini hiç sanmıyorum. İnsanlardan kaçan ya da nefret eden biri için adeta cennet gibi bir yer… Doğrusu, bu sessizliği paylaşacak, Bay Heathcliff’le […]
Êmile Zola – Suçluyorum
Herkesin bildiği gibi, Dreyfus olayı XIX. yüzyıl sonlarında, Fransa’da, Yahudi kökenli bir subayın, Alfred Dreyfus’ün, haksız yere casuslukla suçlanarak yüzeysel bir yargılama sonunda zindana gönderilmesiyle başlar, yargıya ve yargıyı getiren soruşturma ve belgelere ilişkin tartışmalarla da sürer. Ama yalnızca bir hukuk, yalnızca bir ayrımcılık olayı değildir. Başta ordu ve yargı olmak üzere, ülkenin tüm kurumlarını […]
Emile Zola – Nana
– Yo, hayır! dedi. Burada insan bunalıyor. Dışarı çıkıyorum ben… Belki aşağıda Bordenave’a rastlarız. İşin iç yuzunu anlatır bize. Aşağıdaki mermer döşeli buyuk holde, bilet kontrolu yapılıyordu. Seyirciler görunmeğe başlamıştı. Açık duran uç parmaklıklı kapıdan bulvarlarda, bu guzel Nisan gecesinde, ışıklar arasında kaynaşan kalabalık göruluyordu. Araba tekerleklerinin gurultusu birden duruyor kapılar açılıyor, sonra gurultuyle kapanıyor, […]
Emile Zola – Nana (v2)
Saat dokuz olduğu halde Varietes tiyatrosunun salonu ‘daha dolmamıştı. Balkonda ya da alt ön sıralarda, kadife koltukların arasında kaybolmuş bir kaç kişi avizenin hafif aydınlığı içinde bekliyorlardı. Kırmızı perde yarı karanlığa boğulmuştu; sahneden hiçbir gurultu duyulmuyordu; ışıkları sönmuştu, muzisyenlerin kursuleri dağınık bir haldeydi. Yalnız paradide, gaz lâmbasının soluk ışığının etkisi ile yeşile çalan bir gökyuzunde […]
Emile Zola – Germinal
Kara bir mürekkep kadar yoğun ve karanlık gecede, düz ovada, Marchiennes’le Montsou’yu birleştiren ve pancar tarlaları arasında ip gibi uzanan yolda, bir adam tek başına yürüyordu. Bastığı yeri bile göremiyor, engebesiz vadinin uçsuz bucaksızlığını da, ancak denizi döven sağanağı andıran, çırılçıplak tarlaları ve bataklıkları yalayıp gelirken buz kesen mart rüzgârından sezebiliyordu. Göğün tekdüze karanlığını bozan […]
Emile Zola – Germinal (Can)
Yıldızsız gecenin zifirî karanlığına gömülmüş dümdüz ovada bir adam, pancar tarlalarının arasından geçerek dosdoğru Marchiennes’den Montsou’ya uzanan on kilometrelik anayolda tek başına yürüyordu. Bastığı siyah toprağı bile görmüyor; uçsuz bucaksız ufkun varlığını ise, fersahlarca uzayıp giden bataklıkları ve çorak toprakları yalayıp geçerken buz kesen mart rüzgârının, engin denizlerdekine benzer bir fırtınanın sayesinde hissedebiliyordu ancak. Gökyüzüne […]
Emile Zola – Apartman
Octave’ı getiren üç sandık yüklü at arabası sokağın başında durdu. Kasım ayının karanlık öğleden sonrasında havanın soğuk olmasına aldırmayan genç adam camlardan birini açıp dışarı baktı. İç içe geçmiş sokaklarda insanların kaynadığı bu kalabalık mahallede birden kararan güne şaşırmıştı. Depreşen atlarına söven arabacılar, kaldırımlarda birbirine çarparak geçen insanlar, mağazalardan akan tezgahtar ve müşteriler onu şaşırtıyordu; […]
Emile Bottigelli – Bilimsel Sosyalizmin Doğuşu
AVRUPA’DA XIX. yüzyılın ikinci yarısının belirleyici niteliği, işçi partilerinin doğuşudur. 1863 : Lassalle’m Alman Emekçileri Genel Derneği 1867: Liebknecht ve Bebel’le birlikte Eisenach SosyalDemokrat Partisi 1880 : Fransız İşçi Partisi Yani XIX. yüzyılın bu ikinci yarısı, aynı zamanda hem ekonominin hızlı gelişmesi, büyük sanayi ve tekel kapitalizmine geçiş, hem de proletarya örgütlerinin doğuşuyla belirlenmiştir. Parti […]
Romain Gary – Emile Ajar – Yalan-Roman
Başlangıç diye bir şey yok. Herkes gibi, sıram gelince ben de doğdum, o zamandan beri de bir aidiyettir gidiyor. Kendimi toplamdan çıkarmak için her yolu denedim, ama bunu kimse başaramamış, hepimiz birer artıyız. Oysa satrançta benim adımla ‘Ajar savunması’ diye bilinen, son derece yetkin bir savunma sistemi geliştirmiştim. Önce Cahors Hastanesi’nde yattım, sonra da birçok […]
Romain Gary – Emile Ajar – Onca Yoksulluk Varken
Size ilk ağızda söyleyebilirim ki, asansörsüz bir altıncı katta oturuyorduk ve bu durum bütün kilolarına karşılık yalnızca iki bacağı olan Madam Rosa için gerçek bir gündelik yaşam kaynağıydı; derdiyle kederiyle. Bize hep anımsatırdı bunu, tabii bir başka şeyden yakınmadığı zamanlar, çünkü aynı zamanda Yahudiydi. Sağlığı da iyi değildi ve size ta baştan söyleyebilirim ki, bir […]
Emil Petaja – Alfa Cellatları
SAN FRANSİSCO, turistler için oldukça büyük ve ilginç bir kenttir. Bu kente sert bir kasım gecesi, saat on sularında eşyasız ve habersiz olarak, çok uzaklardan bir yolcu gelmişti. Ortalıkta sisli havanın sessizliği ve rüzgârın Embarkadero boyunca yayılan rıhtım süprüntüleri arasından gelen hafif uğultusu vardı. Sisin kararttığı sulara baktı; römorkör seslerini ve Hunter’s Point’ten, Farallans’a kadar […]














